Yuvaya Başlarken - Sağlık Kenti Blog - Kent Sağlık Grubu | 0 850 222 53 68
Yükleniyor..
Yuvaya Başlarken
Yuvaya Başlarken
Uzman psikolog Sırma Palademir, çocukların okul ve eğim sürecinde ebeveynlerin göz önünde bulundurması gereken noktaları açıklıyor.
Yayım Tarihi : 20 Ekim 2015 | Kategori : Sağlık Haberleri

Okul öncesi eğitim (yani kreş, anaokulu ve ana sınıfı eğitimi), çocuğun doğduğu hatta anne karnına düştüğü andan itibaren başlayan öğrenme sürecinin devamı niteliğindedir. 0-6 yaş arasındaki dönemi kapsayan ve çocukların kişilik oluşumlarının dolayısıyla da yetişkinlik hayatlarının şekillenmesinde büyük önem taşıyan bu süreçte; bedensel, zihinsel, psiko-motor gelişim ve dil gelişimi büyük ölçüde tamamlanır, ruhsal gelişimin temel taşları oluşur. Dolayısıyla çocuğun bu dönemde deneyimlediği yaşantıların her biri onun iç dünyasında büyük yer kaplar ve ruhsal gelişimi için çok değerlidir. Kreşler veya anaokulları, çocuğun ilk kez okul kavramıyla tanıştığı kurumlardır ve çocuğun okulla kurduğu bu ilk ilişki çoğunlukla ileriki yıllar için de belirleyici olur. Çocuk ilk defa tam anlamıyla çekirdek ailesinden, özellikle de anneden yavaş yavaş ayrılır, güvenli alanının dışına çıkar ve tek başına var olmayı deneyimler. Çocuklar yuvada oyun oynamayı, akranlarıyla ilişki kurmayı, arkadaş edinmeyi, paylaşmayı, hayal kırıklıklarıyla baş etmeyi, çatışmaları çözmeyi, duygularını tanımayı ve onları sağlıklı bir şekilde ifade etmeyi öğrenirler. Bunu yaparken okulun çocuğa kendini güvende hissedebileceği bir ortam sunması, duygularını ifade etmekte zorlandığı anlarda onu desteklemesi çok önemlidir.


Okul yalnızca akademik eğitim verilen bir yer değil, aynı zamanda sosyal ve duygusal öğrenmenin de gerçekleştiği, çocuğun kişiliğinin şekillenmesinde önemli rol oynayan bir yerdir.

Bu nedenle özellikle yuva seçimi bütün bunlar akılda bulundurularak yapılması gereken bir tercihtir. 3-6 yaş grubundaki bir çocuğun temel ihtiyacı iyi bir eğitimden ziyade, ileride verilecek akademik eğitimi gerçekten alabilmesine, bundan en üst düzeyde yararlanmasına; potansiyelini gerçekleştirmesine; yeteneklerini, yaratıcılığını ortaya koymasına; sağlıklı ilişkiler kuran, üretken ve başarılı bir birey olmasına katkıda bulunacak olan özgüven gelişiminin desteklenmesidir. Dolayısıyla imkanları geniş, çok sayıda ve çeşitli oyuncakları olan, şık bir okul mutlaka iyi bir okul demek değildir. Eve veya annenin çalıştığı yere yakın, çocuğun servisle gitmek yerine ebeveynleri tarafından bırakılıp alınabileceği mesafede ama daha küçük bir kreş de çocuğunuz için uygun olabilir. Okul seçerken sınıf öğretmeninin çocuklarla kurduğu iletişim, okulun çocuklara genel yaklaşımı ve eğitim anlayışı esas alınmalıdır. Okul çocuğun doğal merakını, heyecanını ve öğrenme arzusunu teşvik etmelidir; başarı odaklı bir yaklaşım zaman içinde çocuğun öğrenmeyi sevmeyi bırakmasına yol açacaktır.  


Aynı şekilde ebeveynlerin de çocuklarının bu ilk okul deneyimini, onların ‘öğrenmek’le kurdukları ilişkinin şekillendiği bir dönem olarak görmesi gerekir. Ebeveynler; başarıyı, puanları, notları, alınan ödülleri vs. ön planda tuttuklarında ve yalnızca sonuç odaklı davrandıklarında bunların arkasındaki çabayı, hata yapmanın öğreticiliğini göz ardı etmiş olurlar ve istemeden çocuklarına başarıyı nasıl elde ettiklerini umursamadıkları, zekanın karakterlerinden daha önemli olduğu, takdir ve saygı görmek için başarılı olmaları gerektiği mesajını verirler. Onlara dışsal ödüllerin öğrendikleri şeylerden daha önemli olduğunu hissettirmek çocukların hevesli oldukları alanlardan ve yapmayı sevdikleri şeylerden uzaklaşmalarına, okulu ebeveynlerini memnun etmek ve onların sevgilerini kazanmak için gittikleri bir yer olarak görmelerine neden olacaktır. Oysa okul, çocuğun kendisi içindir. Yeni bilgiler öğrenmek, dış dünyayı keşfetmek, merak ve tutku duyduğu konuları araştırmak çocukların iç dünyasını besler, zenginleştirir.


Başlamak her zaman kolay değildir!

Okula başlamak çocuğun anneden ayrılma ve bireyleşme sürecinin bir parçası olduğu için bu dönemde, anne-çocuk arasındaki ilişkinin yapısına bağlı olarak bu ilişkideki yetersizlikleri/eksiklikleri yansıtan çeşitli durumlar oluşabilir veya aile içi dinamiklerin çocuğun üzerindeki etkileri daha görünür hale gelebilir. Okula gitmek istememek, anneden ayrılamama, ağlama krizleri, regresif davranışlar (alt ıslatma, yalnız uyuyamama, aşılan çocukluk korkularının yeniden gündeme gelmesi vs.) gibi sorunlar ve kusma, ağrı, bağırsak problemleri gibi kaygı belirtileri duruma özgü olabileceği gibi altta farklı nedenlerin yattığı daha büyük problemlerin göstergesi de olabilirler. Bu durumda çocuklarla çalışan bir uzman klinik psikologdan destek almak en doğru yaklaşım olacaktır. Bunlardan bazıları evde yaşanmayıp okulda gerçekleşebilir; çocuklar okulda evdeki güvenli ortamlarında sergiledikleri davranışlardan farklı davranabilirler. Bu aslında onların zorlandıkları anları daha iyi anlamamızı sağlar. Böyle durumlarda okulun rehberlik servisi ve varsa psikoloğu ile iletişim ve işbirliği içinde olmak ebeveynlerin çocuğun iç dünyasında olup bitenleri daha kolay farketmelerine yardımcı olacaktır.