Tükenmişlik Sendromunu Yenmek - Sağlık Kenti Blog - Kent Sağlık Grubu | 0 850 222 53 68
Yükleniyor..
Tükenmişlik Sendromunu Yenmek
Tükenmişlik Sendromunu Yenmek
Tükenmişlik Sendromu; insanın yavaş yavaş mesleki heyecanından başlayarak yasamdaki tüm heyecanlardan uzaklaşması, kendisini depresif bir kısır döngüye teslim etmesidir.
Yayım Tarihi : 02 Ocak 2020 | Kategori : Sağlık Haberleri

Son yıllarda oldukça yaygınlaşan ve giderek popüler hale gelen bir durum olarak bakabiliriz tükenmişlik sendromuna. Aslında is dünyasıyla ilgili yüksek mesleki hedeflere ulaşamamanın sonucunda ortaya çıkan motivasyon eksikliği ve “yanmak, yok olmak, tükenmek” anlamına gelen “burn out” sözcüğünden gelmektedir ismi. İnsanın, yavaş yavaş mesleki heyecanından başlayarak yasamdaki tüm heyecanlardan uzaklaşması, kendisini depresif bir kısır döngüye teslim etmesidir. Bu durumda insan, önce duygularını kaybeder. Daha sonra bu eylemlerine yansır. Günlük yasam monotonlaşır. Is yasamı, sabah gidilen – aksam dönülen ve tüm hafta boyunca hafta sonunun beklendiği, sıkıcı bir durum olarak algılanır. Pazartesi sendromlarıyla, yakınmalarla, olumsuzluklarla geçer. Is odaklı olmanın yerini sorun odaklı olmak alır. Bu olumsuz bakış açısı sadece is yaşamıyla sınırlı kalmaz. Kişinin, kendisine bakış açısı da olumsuzluklardan nasibini almıştır. Yasam enerjisi bir alandan gidince, virüs gibi yayılır ve yasamın diğer alanlarını da tüketir. Kişi, artık kendisine yatırım yapmaz olur. Sağlığına, kişisel bakımına dikkat etmez. Kendisini geliştirmek adına bir çabası yoktur. Üretme, zamanını etkin kullanma, değişme gibi bir derdi olmaz. Ev ve aile yasamı da monotonlaşmıştır. Sorumluluklar orada da külfet gibi görülür. Zorluklarla basa çıkmak yerine neden bunlar beni buluyor diyerek yakınma duygu durumuna geçilmiştir. İnsanı asıl tüketen iste bu noktadır. Gelişmekten, üretmekten vazgeçmek. Halbuki insan üretmekle, kendisine ve çevresine karsı sorumluluklarını yerine getirmekle, sürekli bir gelişim ve değişimle var olabilir. Yeni yetenekler öğrenmeyen, becerilerini geliştirmeyen insanlar, yasam sorunları karsısında problem çözme yeteneklerini de geliştiremezler. Etkin şekilde çözülemeyen yaşam sorunları, yaşam içinde zorluklara ve krizlere neden olur. İyi yönetilemeyen krizler ise kişinin zaten zor olan yaşam sürecinde onun çöküşünü hızlandırır.

Yeni şeyler öğrenmenin, size neler katabileceğini önceden bilemezsiniz. Yaşamınıza girdikten sonra bunu deneyimleyerek fark edersiniz.

Meslek yasamım boyunca pek çok hasta ve danışanlarım oldu. Ailelerle, çiftlerle ve bireylerle çalıştım. Birçok psikolojik sorunla birlikte duygusal tükenmişliğin de var olduğunu fark ettim. Çok basit gibi görünen yasam sorunlarının, insanları nasıl çöküşe doğru sürükleyebildiğini de gördüm. Çok büyük yasam sorunlarına rağmen direnen, üstesinden gelen ve sağlam kalmayı başaran insanları da tanıdım. İnsanların, küçük dokunuşlarla nasıl değişebildiğini gözlemledim. Değişen bir bireyin, tüm çevresine ışık saçtığını fark ettim. Çabayla üstesinden gelinemeyecek durum olmadığını, çaba olmadan da ne söylersek söyleyelim nafile olduğunu gördüm. Küçük bir tutunmayla, yasamda çok büyük adımlara doğru gidilebileceğine şahit oldum. Bu yüzden, yasama tutunmaya çalışan insanlar en hassas yanım oldu. Desteklemek için elimden geleni yaptım. Hiçbir çıkış noktası olmadığını düşünen insanların, kendi çıkış noktalarını bulmalarına yardımcı oldum. Kendi küllerinden yeniden doğan insanları görmek, onlara dokunmuş olabilmek bana çok şey kattı.