Diyabet | Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları - Tıbbi Bölümlerimiz - Kent Sağlık Grubu | 0 850 222 53 68
Yükleniyor..

Diyabet

Diyabet nedir?

Diyabet, kan şekerinin yüksekliğiyle kendini gösteren ancak bunun yanında kan yağlarında artışın da eşlik ettiği (kolesterol ve trigliserid) bir metabolik bozukluktur.





Neden diyabet olunur?

Karın arka duvarında yerleşmiş “Pankreas” adı verilen organın yeteri kadar “insülin” üretememesi veya üretilen insülinin etkisinin azalması (insülin direnci) ya da her iki durumunda aynı zamanda olması sonucu ortaya çıkmaktadır.

İnsülin nedir?

Yemeklerle aldığımız besinler, başta karbonhidratlar, vücudumuzun enerji ihtiyacını karşılamak için glukoz’a dönüştürülür. Glukoz insülin hormonu sayesinde hücre içine alınarak enerji üretiminde kullanılır ya da karaciğerde glikojen biçiminde depolanır. İşte bu insülin hormonunun yeteri kadar salgılanmaması veya etki gücünün azalması sonucunda hücrelere yeteri kadar glukoz girişi olmaz ve hücre içine giremeyen glukoz kan dolaşımında kalır. Böylece kan şeker düzeyi yükselirken (hiperglisemi),  hücrelerimiz “varlık içinde yokluk” çekerler.

Diyabet nasıl tanınır?

Diyabet tanısı koymak oldukça kolaydır. Diyabet olmayan kişilerin en az 8 saatlik açlık sonrası kan şeker düzeyi 100 mg/dl’yi geçmez. Yemekten 2 saat sonraysa 140’ı geçmez. 

Bir kişide diyabet olup olmadığını anlamak için “açlık kan şekeri” ya da “oral glukoz yükleme testi” uygulanır. En az 2 farklı ölçümde açlık kan şekerinin 126 ve üzerinde olması durumunda diyabet tanısı konur.

Bazen açlık kan şekeri normal olduğu halde diyabet şüphesi de olabilir. Bu durumda oral glukoz tolerans testi (OGTT) önerilir. Oral glukoz tolerans testinde kişiye sabah aç karnına 75 gram glukoz suda eritilerek içirilir ve 2. saat sonra kan glukozuna bakılır. İkinci saat kan şekeri 200 mg/dl veya daha yüksek ise diyabet tanısı konulur.

Son yıllarda Hemoglobin A1c ölçümüyle de diyabet tanısı konulmaktadır. Bir kişinin HbA1c düzeyinin 6.5 ve üzeri olması durumunda da diyabet tanısı konulabilir. Ancak bu yöntem kansızlık gibi durumların varlığında yanlış sonuçlar verebileceğinden pek önerilmemektedir.

Gizli şeker nedir?

Bir kişinin açlık kan şekerinin 100-126 mg/dl arasında olması veya şeker yüklemesi (OGTT) yapıldığında 2. saat kan şeker değerinin 140-200 mg7/dl arasında olması durumunda “gizli şeker” ya da  “prediyabet” tanısı konulur. Gizli şeker de masum bir durum olmayıp, yaşam tarzı değişikliği ve fizik aktivite artışı gibi önlemler alınmazsa çoğu diyabete dönüşmektedir.

Diyabetin çeşitleri nelerdir?

Kabaca diyabet, tip 1, tip2, gebelik diyabeti ve diğer spesifik tipler olarak sınıflanabilir. Tüm diyabet olgularının %90-95’i tip 2, kalan %5-10 kadarı da Tip 1 diyabettir.

Tip 1 diyabet nedir?

Bu hastalığın eski adı “insüline bağımlı diyabet” ya da “çocukluk çağı diyabeti” olarak ta bilinir. Pankreas bezinde insülin salgılayan beta hücrelerinin vücudun bağışıklık sisteminin saldırısı sonucu yıkılması sonucu ortaya çıkar. Olguların çoğu çocuk-genç yaşta olmakla birlikte her yaşta görülebilir. Tedavisinde sadece ve sadece insülin kullanılır.

Tip 2 Diyabet nedir?

En sık görülen diyabet türüdür.  İnsüline bağımlı olmayan diyabet ya da yetişkin başlangıçlı diyabet olarak ta bilinir. Bu hastalıkta en azından hastalığın başlangıç döneminde insülin azlığından ziyade insülin etkisinin azalması (insülin direnci) söz konusudur. Hastalık ilerledikçe insülin salgısı da azalmaktadır. Hastaların çoğu şişmandır ve obezitenin kendisi insülin direncine yol açar. Şişman olmayan hastalarda da özellikle göbek bölgesinde yağ birikiminin fazla olması söz konusudur. Olguların çoğu yetişkin olmakla birlikte, obezite sıklığının çocuklarda da artması sonucunda günümüzde çocukluk çağında da sık olarak tip 2 diyabete rastlanmaktadır. Tedavide insülin direncine yönelik ajanlar, insülin salgılatıcılar ve DPP-IV inhibitörü gibi haplar yanında, deri altına yapılan inkretin mimetikleri ilaçlarla tedavi edilmekle birlikte, çeşitli biçimlerde insülin tedavisinden de yararlanılır.

Gebelik diyabeti (GDM) nedir?

Daha önce bilinen diyabeti olmayan bir kadında ilk kez gebelik sırasında belirlenen glukoz tolerans bozukluğu olarak tanımlanır. Günümüzde doğurganlık yaşındaki bayanlarda görülen obezite de bunda rol oynayabilir. 

Gebelik diyabeti nasıl tanınır? 

Gebeliğin 24.-28. haftalarında rastgele bir zamanda 75gram glukozla yapılan yükleme testinde aşağıdakilerden herhangi birisinin varlığında (AKŞ: ≥92 mg/dL, 1. saat  KŞ: ≥ 180 mg/dL,  2. saat KŞ ≥ 153 mg/dL) gebelik diyabeti tanısı konur.

Gebelik diyabeti için risk faktörleri nelerdir? 

Şişmanlık, önceki gebelikte gebelik diyabetinin varlığı, iri bebek (4 kg’ın üzeri) doğurmuş olmak, önceki gebeliklerde anomalili bebek dünyaya getirmiş olmak, nedeni bilinmeden ölü doğum yapmış olmak, 35 yaş üzerinde olmak, ailede diyabet ve/veya yüksek tansiyon bulunması ve açlık kan şekerinin 105 mg/dl'nin, tokluk şekerinin 120 mg/dl'nin üzerinde olması sayılabilir. Bu tür risk faktörlerinin varlığında 24-28. haftayı beklemeden şeker yükleme testi yapılmalıdır.

Neler yapmalıyız?

Tanı konulur konulmaz beslenme uzmanından (diyetisyen) mutlaka yardım alınmalıdır. Düzenli bir beslenme programı yalnızca diyabetliler için değil herkes için gereklidir. Biz “diyet” veya “perhiz” gibi kelimeleri sevmiyoruz ve “sağlıklı beslenme” terimini tercih ediyoruz. Diyabetin tipine ve evresine göre doktorun önerdiği ilaçlar düzenli olarak alınmalıdır. Mutlaka bir takip defteri edinilmeli ve belirli aralıklarla kan şekeri, kolesterol düzeyleri ve A1c kontrolü yanında idrarda protein kaçağının olup olmadığı (mikroalbüminüri) ve kan basıncı ölçümü yapılmalıdır. Özellikle insülin kullanan diyabetliler yanlarında takip eden doktorun telefon numarasının da olduğu diyabet kartı ve kan şekeri düşmesine karşın bir parça şeker bulundurmalıdırlar.  Sigara asla ve asla kullanılmamalı, alkolden mümkün olduğunca uzak durulmalıdır. Günlük egzersiz programı hayatımızın bir parçası olmalıdır. Egzersiz ağır olmamalı ve tempolu yürüyüş gibi aktiviteler tercih edilmelidir. Ayrıca önceden kalp ve solunum sistemi yönünden değerlendirme mutlaka yapılmalıdır.  Diyabet takibinde göz, böbrek, kalp ve nöropati açısından belirli aralıklarla kontrol şarttır.  Son zamanlarda yazılı ve görsel basında sıkça yer alan ve bitkilerden hazırlanmış, mucize vaat eden ne içerdiği belirsiz maddelerden kesinlikle uzak durulmalıdır.

Diyabet’ten korkmalı mıyız?

Diyabet asla korkutucu bir durum değildir. Kontroller düzenli yapıldığında, tedavi uyumu iyi olduğunda, beslenmeye dikkat edildiğinde ve düzenli bir egzersiz programıyla hemen hemen her şey normal kalmakta ve belki de diyabet sayesinde saha kaliteli ve uzun bir hayatımız olabilmektedir. Diyabetin geçici bir durum olmayıp kalıcı olduğu ve takibin devamlı olması gerektiği akıldan çıkarılmamalıdır. 

Diyabetin akut komplikasyonları nelerdir?

Düşük kan şekeri (hipoglisemi): Kan şekeri fazla düştüğünde (çok fazla insülin, çok fazla egzersiz ya da yetersiz enerji alımı sonucu) kişi normal fonksiyonlarını yürütemez. Hipoglisemi, şekerli meyve suyu, kesme veya toz şeker almakla hızla düzelir.
Ketoasidoz: Diyabetik koma da denen ketoasidoz insülin yokluğuna bağlı ağır bir durumdur. Esas olarak sıklıkla tip 1 diyabetli kişilerde sık görülür.
Laktik asidoz: Laktik asidoz, vücutta laktik asit birikmesidir. Hücreler enerji olarak glukoz dışı yakıt kullandıklarında laktik asit yaparlar. Eğer çok fazla laktik asit vücutta kalırsa, denge bozulur ve kişi kendini rahatsız hissetmeye başlar. Daha az sıklıkta görülen bu durum, esas olarak tip 2 diyabetli kişileri etkiler.
Bakteriyel - fungal (mantar) enfeksiyonlar: Diyabetli kişiler, cilt ve tırnaklarda sık olmak üzere tüm organlarda bakteriyel ve fungal kaynaklı, enfeksiyonlara daha açık hastalardır.

Diyabetin kronik komplikasyonları nelerdir?

Uzun bir süre kan şekerinin yüksek olması, büyük ve küçük damarları ve sinirleri tahrip eder. Tahribat hangi organda ise ona ait sorunlar görülür.

Kardiyovasküler hastalık : Birçok ülkede, kardiovasküler hastalık ya da dolaşım sistemi hastalığı diyabetli kişiler arasında en başta gelen ölüm sebebidir. Diyabetli kişilerde kalp hastalığı ya da inme riski 2-5 kat daha fazladır. Bacaklardaki damarlar da etkilenir ve bu nöropatiyle beraber amputasyona yol açabilir.
Retinopati (Gözlerin hasar görmesi): Yetişkinlerdeki körlük ve görme bozukluğunun önde gelen sebebidir. 15 yıl boyunca diyabetik olan, şekeri kontrolsüz kişilerin % 2'si kör olurken, % 10'unda ağır görme bozukluğu gelişir.
Nefropati (Böbreklerin hasar görmesi): Diyabetli kişiler için büyük bir tehdittir. Kontrolsüz tip 1 diyabetli kişilerin % 40'ında 50 yaşına geldiklerinde diyaliz ve/veya böbrek nakli gerektirebilecek, ağır böbrek hastalığı gelişebilir.
Nöropati (Sinirlerin hasar görmesi): Diyabetli kişilerin en az yarısını etkiler. Diyabetik sinir hastalığı, bacaklarda ve ayaklarda duyu kaybına yol açabilir ve bu da ayak yarası ve bacak kesilmesi ile (amputasyon) sonuçlanabilir. Bacak amputasyonlarında kaza dışı nedenlerin başında maalesef diyabet gelmektedir. Diyabetik sinir hastalığı ayrıca iktidarsızlığa da yol açabilir.