Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları - Tıbbi Bölümlerimiz - Kent Sağlık Grubu | 0 850 222 53 68
Yükleniyor..

Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları

Kent Sağlık Grubu Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Kliniğimizde endokrin sistemi oluşturan salgı bezleri, hormonlar ve metabolizma hastalıklarının tanı ve tedavisi alanında uzman doktorlardan oluşan bir ekip tarafından, multidisipliner çalışma ilkesi ile yapılmaktadır. Klinikte tanı ve tedavisi yapılan hastalıklar:




• Şişmanlık (Obezite)
 • Metabolizma hastalıkları
 • Diyabet (Şeker Hastalığı)
 • Hipoglisemi (Düşük Şeker)
 • Hormon dengesizlikleri tanı ve tedavisi
 • Metabolik Kemik Hastalıkları (Osteoporoz)
 • Hipofiz Hastalıkları
 • Tiroid Hastalıkları
 • Guatr
 • Prolaktin
 • Erken ergenlik sorunları
 • Büyüme ve Gelişme
 • Multipl Endokrin Yetmezlik

 • Hormon eksikliğine bağlı boy kısalığı
 • Polikistik Over teşhis ve tedavisi
 • Adet düzensizlikleri
 • Hirşutizm (Kıllanma)
 • Böbrek üstü bezi hastalıkları
 • Erkekte Yumurtalık Bozuklukları
 • Nodül
 • Paratiroid Hastalıkları
 • Endokrin Hipertansiyon
 • Aşırı Terleme
 • Aşırı Boy Uzaması
 • Multipl Endokrin Neoplazi



Adrenal (Böbrek Üstü Bezleri) Hastalıkları

Adrenal bezler, böbreklerin üstünde yer alan üçgen prizma şeklindeki organlardır. “Retroperiton” denilen karın arka duvarında ana damarlara (aort, vena cava inferior ve renal arter-ven) çok yakın olarak yerleşmiş olan iç salgı bezleridir. 3-6 gr ağırlığındadır. Bu bezlerde “korteks” denen bir dış tabaka ve “medulla” adı verilen bir iç tabaka vardır. Vücudumuzda salgılanan en önemli hormonlar, bu bezlerden salgılanır. Korteks tabakasında kortizol ve aldosteron, medulla tabakasında ise epinefrin ve norepinefrin hormonları salgılanır. Adrenal bezleri, cinsiyet hormonlarını da salgılarlar.

Adrenal bez kaynaklı hastalıklarda oluşan şikâyetler salgılanan hormonlara göre değişir.  Hormonların kan düzeyi, idrarda metabolitlerinin veya kendilerinin atılan miktarlarının ölçümü ve bazı biyokimyasal ölçümler tanıyı kolaylaştırır. 

Adrenal bezlerin görüntülenmesinde direkt grafilerin yeri yoktur. Ultrasonografinin duyarlılığı %70 kadardır. Karın arka duvarına yakın olduğu için ultrasonografi ile bu yapıların net olarak değerlendirilmesi mümkün olmaz. Duyarlılığı ön yüksek olan teknikler, bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans görüntülemedir.
Adrenal bez kaynaklı bazı patolojilerde sintigrafinin de tanı ve takipte faydası vardır. 

Adrenal bez kaynaklı kitlelerde tanı amacıyla ince iğne biyopsisi yapılmaz. Tek endikasyonu, başka organ kanserlerinin adrenal beze yayılım yaptığı düşünülen olgulardır. 


Sık karşılaşılan adrenal bez hastalıkları

 • Primer adrenokortikal yetersizlik (Addison Hastalığı)
 • Konjenital adrenal hiperplazi
 • Adrenal insidentaloma
 • Adrenal Cushing sendromu
 • Primer hiperaldosteronizm
 • Feokromositoma
 • Adrenokortikal karsinoma

Diyabet

Diyabet nedir?

Diyabet, kan şekerinin yüksekliğiyle kendini gösteren ancak bunun yanında kan yağlarında artışın da eşlik ettiği (kolesterol ve trigliserid) bir metabolik bozukluktur.

Neden diyabet olunur?

Karın arka duvarında yerleşmiş “Pankreas” adı verilen organın yeteri kadar “insülin” üretememesi veya üretilen insülinin etkisinin azalması (insülin direnci) ya da her iki durumunda aynı zamanda olması sonucu ortaya çıkmaktadır.

İnsülin nedir?

Yemeklerle aldığımız besinler, başta karbonhidratlar, vücudumuzun enerji ihtiyacını karşılamak için glukoz’a dönüştürülür. Glukoz insülin hormonu sayesinde hücre içine alınarak enerji üretiminde kullanılır ya da karaciğerde glikojen biçiminde depolanır. İşte bu insülin hormonunun yeteri kadar salgılanmaması veya etki gücünün azalması sonucunda hücrelere yeteri kadar glukoz girişi olmaz ve hücre içine giremeyen glukoz kan dolaşımında kalır. Böylece kan şeker düzeyi yükselirken (hiperglisemi),  hücrelerimiz “varlık içinde yokluk” çekerler.

Diyabet nasıl tanınır?

Diyabet tanısı koymak oldukça kolaydır. Diyabet olmayan kişilerin en az 8 saatlik açlık sonrası kan şeker düzeyi 100 mg/dl’yi geçmez. Yemekten 2 saat sonraysa 140’ı geçmez. 

Bir kişide diyabet olup olmadığını anlamak için “açlık kan şekeri” ya da “oral glukoz yükleme testi” uygulanır. En az 2 farklı ölçümde açlık kan şekerinin 126 ve üzerinde olması durumunda diyabet tanısı konur.

Bazen açlık kan şekeri normal olduğu halde diyabet şüphesi de olabilir. Bu durumda oral glukoz tolerans testi (OGTT) önerilir. Oral glukoz tolerans testinde kişiye sabah aç karnına 75 gram glukoz suda eritilerek içirilir ve 2. saat sonra kan glukozuna bakılır. İkinci saat kan şekeri 200 mg/dl veya daha yüksek ise diyabet tanısı konulur.

Son yıllarda Hemoglobin A1c ölçümüyle de diyabet tanısı konulmaktadır. Bir kişinin HbA1c düzeyinin 6.5 ve üzeri olması durumunda da diyabet tanısı konulabilir. Ancak bu yöntem kansızlık gibi durumların varlığında yanlış sonuçlar verebileceğinden pek önerilmemektedir.

Gizli şeker nedir?

Bir kişinin açlık kan şekerinin 100-126 mg/dl arasında olması veya şeker yüklemesi (OGTT) yapıldığında 2. saat kan şeker değerinin 140-200 mg7/dl arasında olması durumunda “gizli şeker” ya da  “prediyabet” tanısı konulur. Gizli şeker de masum bir durum olmayıp, yaşam tarzı değişikliği ve fizik aktivite artışı gibi önlemler alınmazsa çoğu diyabete dönüşmektedir.

Diyabetin çeşitleri nelerdir?

Kabaca diyabet, tip 1, tip2, gebelik diyabeti ve diğer spesifik tipler olarak sınıflanabilir. Tüm diyabet olgularının %90-95’i tip 2, kalan %5-10 kadarı da Tip 1 diyabettir.

Tip 1 diyabet nedir?

Bu hastalığın eski adı “insüline bağımlı diyabet” ya da “çocukluk çağı diyabeti” olarak ta bilinir. Pankreas bezinde insülin salgılayan beta hücrelerinin vücudun bağışıklık sisteminin saldırısı sonucu yıkılması sonucu ortaya çıkar. Olguların çoğu çocuk-genç yaşta olmakla birlikte her yaşta görülebilir. Tedavisinde sadece ve sadece insülin kullanılır.

Tip 2 Diyabet nedir?

En sık görülen diyabet türüdür.  İnsüline bağımlı olmayan diyabet ya da yetişkin başlangıçlı diyabet olarak ta bilinir. Bu hastalıkta en azından hastalığın başlangıç döneminde insülin azlığından ziyade insülin etkisinin azalması (insülin direnci) söz konusudur. Hastalık ilerledikçe insülin salgısı da azalmaktadır. Hastaların çoğu şişmandır ve obezitenin kendisi insülin direncine yol açar. Şişman olmayan hastalarda da özellikle göbek bölgesinde yağ birikiminin fazla olması söz konusudur. Olguların çoğu yetişkin olmakla birlikte, obezite sıklığının çocuklarda da artması sonucunda günümüzde çocukluk çağında da sık olarak tip 2 diyabete rastlanmaktadır. Tedavide insülin direncine yönelik ajanlar, insülin salgılatıcılar ve DPP-IV inhibitörü gibi haplar yanında, deri altına yapılan inkretin mimetikleri ilaçlarla tedavi edilmekle birlikte, çeşitli biçimlerde insülin tedavisinden de yararlanılır.

Gebelik diyabeti (GDM) nedir?

Daha önce bilinen diyabeti olmayan bir kadında ilk kez gebelik sırasında belirlenen glukoz tolerans bozukluğu olarak tanımlanır. Günümüzde doğurganlık yaşındaki bayanlarda görülen obezite de bunda rol oynayabilir. 

Gebelik diyabeti nasıl tanınır? 

Gebeliğin 24.-28. haftalarında rastgele bir zamanda 75gram glukozla yapılan yükleme testinde aşağıdakilerden herhangi birisinin varlığında (AKŞ: ≥92 mg/dL, 1. saat  KŞ: ≥ 180 mg/dL,  2. saat KŞ ≥ 153 mg/dL) gebelik diyabeti tanısı konur.

Gebelik diyabeti için risk faktörleri nelerdir? 

Şişmanlık, önceki gebelikte gebelik diyabetinin varlığı, iri bebek (4 kg’ın üzeri) doğurmuş olmak, önceki gebeliklerde anomalili bebek dünyaya getirmiş olmak, nedeni bilinmeden ölü doğum yapmış olmak, 35 yaş üzerinde olmak, ailede diyabet ve/veya yüksek tansiyon bulunması ve açlık kan şekerinin 105 mg/dl'nin, tokluk şekerinin 120 mg/dl'nin üzerinde olması sayılabilir. Bu tür risk faktörlerinin varlığında 24-28. haftayı beklemeden şeker yükleme testi yapılmalıdır.

Neler yapmalıyız?

Tanı konulur konulmaz beslenme uzmanından (diyetisyen) mutlaka yardım alınmalıdır. Düzenli bir beslenme programı yalnızca diyabetliler için değil herkes için gereklidir. Biz “diyet” veya “perhiz” gibi kelimeleri sevmiyoruz ve “sağlıklı beslenme” terimini tercih ediyoruz. Diyabetin tipine ve evresine göre doktorun önerdiği ilaçlar düzenli olarak alınmalıdır. Mutlaka bir takip defteri edinilmeli ve belirli aralıklarla kan şekeri, kolesterol düzeyleri ve A1c kontrolü yanında idrarda protein kaçağının olup olmadığı (mikroalbüminüri) ve kan basıncı ölçümü yapılmalıdır. Özellikle insülin kullanan diyabetliler yanlarında takip eden doktorun telefon numarasının da olduğu diyabet kartı ve kan şekeri düşmesine karşın bir parça şeker bulundurmalıdırlar.  Sigara asla ve asla kullanılmamalı, alkolden mümkün olduğunca uzak durulmalıdır. Günlük egzersiz programı hayatımızın bir parçası olmalıdır. Egzersiz ağır olmamalı ve tempolu yürüyüş gibi aktiviteler tercih edilmelidir. Ayrıca önceden kalp ve solunum sistemi yönünden değerlendirme mutlaka yapılmalıdır.  Diyabet takibinde göz, böbrek, kalp ve nöropati açısından belirli aralıklarla kontrol şarttır.  Son zamanlarda yazılı ve görsel basında sıkça yer alan ve bitkilerden hazırlanmış, mucize vaat eden ne içerdiği belirsiz maddelerden kesinlikle uzak durulmalıdır.

Diyabet’ten korkmalı mıyız?

Diyabet asla korkutucu bir durum değildir. Kontroller düzenli yapıldığında, tedavi uyumu iyi olduğunda, beslenmeye dikkat edildiğinde ve düzenli bir egzersiz programıyla hemen hemen her şey normal kalmakta ve belki de diyabet sayesinde saha kaliteli ve uzun bir hayatımız olabilmektedir. Diyabetin geçici bir durum olmayıp kalıcı olduğu ve takibin devamlı olması gerektiği akıldan çıkarılmamalıdır. 

Diyabetin akut komplikasyonları nelerdir?

Düşük kan şekeri (hipoglisemi): Kan şekeri fazla düştüğünde (çok fazla insülin, çok fazla egzersiz ya da yetersiz enerji alımı sonucu) kişi normal fonksiyonlarını yürütemez. Hipoglisemi, şekerli meyve suyu, kesme veya toz şeker almakla hızla düzelir.
Ketoasidoz: Diyabetik koma da denen ketoasidoz insülin yokluğuna bağlı ağır bir durumdur. Esas olarak sıklıkla tip 1 diyabetli kişilerde sık görülür.
Laktik asidoz: Laktik asidoz, vücutta laktik asit birikmesidir. Hücreler enerji olarak glukoz dışı yakıt kullandıklarında laktik asit yaparlar. Eğer çok fazla laktik asit vücutta kalırsa, denge bozulur ve kişi kendini rahatsız hissetmeye başlar. Daha az sıklıkta görülen bu durum, esas olarak tip 2 diyabetli kişileri etkiler.
Bakteriyel - fungal (mantar) enfeksiyonlar: Diyabetli kişiler, cilt ve tırnaklarda sık olmak üzere tüm organlarda bakteriyel ve fungal kaynaklı, enfeksiyonlara daha açık hastalardır.

Diyabetin kronik komplikasyonları nelerdir?

Uzun bir süre kan şekerinin yüksek olması, büyük ve küçük damarları ve sinirleri tahrip eder. Tahribat hangi organda ise ona ait sorunlar görülür.

Kardiyovasküler hastalık : Birçok ülkede, kardiovasküler hastalık ya da dolaşım sistemi hastalığı diyabetli kişiler arasında en başta gelen ölüm sebebidir. Diyabetli kişilerde kalp hastalığı ya da inme riski 2-5 kat daha fazladır. Bacaklardaki damarlar da etkilenir ve bu nöropatiyle beraber amputasyona yol açabilir.
Retinopati (Gözlerin hasar görmesi): Yetişkinlerdeki körlük ve görme bozukluğunun önde gelen sebebidir. 15 yıl boyunca diyabetik olan, şekeri kontrolsüz kişilerin % 2'si kör olurken, % 10'unda ağır görme bozukluğu gelişir.
Nefropati (Böbreklerin hasar görmesi): Diyabetli kişiler için büyük bir tehdittir. Kontrolsüz tip 1 diyabetli kişilerin % 40'ında 50 yaşına geldiklerinde diyaliz ve/veya böbrek nakli gerektirebilecek, ağır böbrek hastalığı gelişebilir.
Nöropati (Sinirlerin hasar görmesi): Diyabetli kişilerin en az yarısını etkiler. Diyabetik sinir hastalığı, bacaklarda ve ayaklarda duyu kaybına yol açabilir ve bu da ayak yarası ve bacak kesilmesi ile (amputasyon) sonuçlanabilir. Bacak amputasyonlarında kaza dışı nedenlerin başında maalesef diyabet gelmektedir. Diyabetik sinir hastalığı ayrıca iktidarsızlığa da yol açabilir.

Guatr

Tiroid bezinin büyümesine “guatr” denir. Tiroid bezinin aşırı çalışması, yetersiz çalışması, büyümesi veya içinde “nodül” denilen yuvarlak veya elipsod yapılanmaların oluşması gibi durumların her biri ayrı bir guatrdır. Guatr, genellikle başarıyla tedavi edilebilen hastalıklardandır. Erken tanı önemlidir. 


Tiroid bezinin büyümesi yani guatr, tiroid hormonunun az üretilmesi (hipotiroidi) veya çok üretilmesi (hipertiroidi) ile birlikte olabilir. Guatr hastalarında tiroid hormonu gereğinden fazla üretiliyorsa buna “zehirli guatr (toksik guatr)” denir.

Guatr oluşumunda iyot eksikliği önemli rol oynar. Ancak, iyot eksikliği olmayan toplumlarda dahi guatr görülebilir. Boynun ön kısmında yer alan ve “tiroid bezi” olarak bilinen organımız tiroid hormonlarını yapmak için iyot kullanır.  Bu hormonlar doğumdan önce anne karnındaki fetüsün ve bebeklik ve erken çocukluk dönemindeki çocukların sağlıklı beyin ve sinir sistemi  gelişimleri için çok önemlidir.  Gebe kadınların iyot gereksinimi gebe olmayanlara göre %66 oranında artar. Bu nedenle gebelerin ve emziren annelerin yeterince iyot almaları çok önemlidir. Tüm insanlar gibi gebeler de iyodu tiroid bezlerinde depolarlar. Bu küçük bezde sadece çok az miktarda iyot depolanabildiği için fazlası vücuttan atılır.

Nodüler ve Multinodüler Guatr

Büyümüş tiroid bezi içinde nodül ismi verilen yumrular bulunabilir. Bu hastalığa “nodüllü guatr” denir. Eğer tiroid bezinde hem iri hem de birden çok yumru mevcutsa buna da “multi nodüler guatr” adı verilir. Nodül içermeyen guatr ise, “diffüz guatr (basit guatr)” olarak adlandırılır.


Nodül varlığında;  

Nodülün kanser olup olmadığı

Nodül veya nodüllerin “otonom” yani başına buyruk çalışarak aşırı hormon üretimi ile “hipertiroidi” denilen hastalığa yol açıp açmadığı

İri nodüllerde rastlanan nefes borusuna baskı yapıp yapmadığı


incelenir.


Tanı ve Tedavi

Guatrda elle yapılan muayeneden sonra en önemli tetkik, tiroid ultasonografisidir. Nodül sınırlarının düzensiz oluşu, hipoekojenite, toplu iğne başı gibi kalsiyum çökeltilerinin görülmesi ve aşırı kanlanma gibi bulguların varlığı, kanser belirtisi olabilir. Bu durumda öncelikle o nodüle ince iğne aspirasyonu (İİAB) uygulanmalıdır. 

İnce iğne aspirasyonu, nodül değerlendirilmesinde son yılların altın kuralı haline gelmiştir. Yeterli alınabilmiş bir aspirat, deneyimli bir sitopatalog tarafından incelendiğinde güvenilirlik oranı % 97’ye kadar çıkmaktadır. Kanserli veya kuşkulu nodüller için ameliyat tercih edilir.  1 cm’nin altındaki nodüllere “mikronodül” denir. Bunlar ultrason kriterleri iyiyse, 6 ay - 1 sene aralıklarla izlenebilirler. 

İnce iğne aspirasyon sitolojisinin kanser veya kanser kuşkusunu belirttiği tüm nodüller ameliyat edilmelidir. Kitle etkisi ile nefes borusuna baskı yapan iri nodüllü vakalar ise, kanser kuşkusu olmasa bile ameliyat edilmelidir. İğne aspirasyonu iyi çıkmış tüm nodüller, kullanılan yöntemin % 3-5 hatalı sonuç vereceği göz önüne alınarak, ultrason ile izlenmeye devam edilmelidir. Nodül % 20 oranında veya daha fazla büyüyorsa, iğne biyopsisi tekrarlanmalı veya ameliyat düşünülmelidir. Nodüllerin büyümesine engel olmak için verilen tiroid hormonu tedavisi genellikle yararlı olmamakta, yaşlı kişilerde ve menopozlu kadınlarda çok hafif doz fazlılığı bile osteoporoza ve kalpte ritim bozukluklarına yol açmaktadır. Nodüllü hastalarda TSH denen uyarıcı hormon hafif veya biraz yüksekse, onu normal sınırlara indirmek için böyle bir tedavi yararlı olabilir.


Mekanik bası yapan hayli iri nodüllü hastalarda cerrahi tedavi tercih edilir. Hastanın tiroid hormonları normal ise, cerrahi hemen uygulanabilir, ancak birlikte hormon üretimi fazlalığı da varsa önce ilaçlar ile hormon seviyeleri normale getirilmeli ve sonra ameliyat edilmelidir.


Hastanın nodülü veya nodülleri otonom, yani aşırı çalışan nodüllerse; bu durum T3, T4 ve TSH kan testleri ile belirlenir ve tiroid sintigrafisi ile nodüllerin sıcak nodül olup olmadığı araştırılır. Sıcak nodüller genellikle kanser olmadığından, iğne biyopsisine gerek olmayabilir. Tek sıcak nodül varsa, radyoiyod verilerek tedavi edilir. Ancak sıcak nodül çok büyükse (5-6 cm) veya çok sayıda sıcak nodül varsa cerrahi tedavi öngörülür. Bu hastalar, birkaç haftalık ilaç kullanımı ile “ötiroidi” denilen normal hormon düzeylerine kavuşturulup, ameliyat edilmelidirler. Ameliyata uygun olmayan hastalar da radyoaktif iyot ile tedavi edilebilir.

Hashimoto Hastalığı

Hashimoto tipi tiroid bezi iltihabı veya tıptaki adıyla ‘’Hashimoto tiroiditi’’, bağışıklık sisteminin bir bozukluğu sonucu ortaya çıkar. Nedeni tam olarak bilinmemektedir. 1912 yılında Japon bilim adamı Akira Hashimoto tarafından tanımlandığı için bu ad verilmiştir. Hashimoto tipi tiroid bezi iltihabı, tiroid bezi yetmezliğine (hipotiroidi) yol açan bir  hastalıktır. Diğer bir ifadeyle, tiroid bezi yetmezliğinin en önemli nedeni Hashimoto tipi tiroid bezi iltihabıdır. Bu hastalık, otoimmün hastalıklarından biridir. Otoimmün hastalıklarda vücut kendi dokusunu yabancı doku olarak algılayıp onu yok etmek ister ve vücut içinde bir savaş oluşur. Hashimoto tiroiditinde de vücut tiroid bezini yok etmek ister. Vücudumuz tiroid bezini yok etmek için çok miktarda anti-TPO antikoru ve anti-tiroglobulin antikoru üretir. Bu antikorlar tiroid bezine bağlanarak tiroid hücrelerini harap ederler. Bu arada tiroid bezine birçok iltihap hücresi birikir. İltihap sonucu tiroid hücreleri tahrip olarak azalınca da bez küçülür ve hormon yapacak hücre kalmaz ve sonunda tiroid hormon yetmezliği ortaya çıkar. Bu hastalarda yıllar içinde tiroid bezi gittikçe küçülür. Başlangıçta ufak bir guatr ve kanda anti-TPO antikor yüksekliği varken TSH, T3 ve T4 hormonları normaldir. Daha sonra zaman içinde hastalık ilerledikçe önce başlangıç halinde tiroid yetmezliği (sadece TSH yüksek, fakat T3 ve T4 normal) sonra tam tiroid yetmezliği (TSH yüksek, T3 ve T4 hormonları düşük) gelişir.

Hashimoto hastalığı başlangıcında tiroid bezinde büyüme yani guatr vardır; daha sonra tiroid bezi yavaş yavaş devam eden harabiyet nedeniyle yıllar içinde küçülerek sanki yok olur. Ailesel özellik gösterir. Aynı ailenin üyelerinde sık görülür. Hashimoto tiroiditi olan hastalarda kuvvetli bir genetik geçiş vardır ve bu hastaların birinci dereceden akrabalarında tiroid antikorları (anti-TPO ve anti-tiroglobulin) yüksek olarak bulunur ve hastalık ailenin diğer üyelerinde de sıklıkla ortaya çıkar. Bu nedenle Hashimoto tiroiditi varsa ailenin diğer üyelerinde de tiroid tetkikleri yapılmalıdır. 

Hashimoto tiroidit sıklığı, ABD ve Japonya gibi iyot alımının yüksek olduğu ülkelerde yüksektir. Ülkemizde de toplumun % 2’sinde görülmektedir. Hashimoto hastalarının % 95’i kadındır. Tüm yaşlarda ortaya çıkarsa da 30-50 yaş arasında sıktır. Kadınlarda erkeklere göre 15-20 kat daha fazla görülür. Ergenlik çağındaki kızlarda sıklığı % 0.8-1.6’dır. Anti-TPO antikorunun kanda yüksekliği yaşla birlikte artar ve 70 yaş ve daha büyük kadınların % 33’ünde bu antikor yüksek olarak bulunur. Anti-TPO ve anti-tiroglobulin antikorlarının ve sadece TSH’nin yüksek olduğu kadınlarda tiroid bezi yetmezliği yani tiroid hormon azlığı her yıl % 5 oranında gelişir. Çoğu hastanın hiçbir şikâyeti yoktur. Bazı hastalarda küçük bir guatr ve anti-TPO antikor yüksekliği vardır. Bazen tiroid bezi yetmezliği (tiroid hormon yetmezliği-hipotiroidi) ile doktora başvururlar. Yaş ilerledikçe Hashimoto’lu hastalarda hipotiroidi (tiroid bezi yetmezliği) sıklığı artar. Hashimoto’lu hastalarda lastik sertliğinde bir guatr vardır. Çok nadiren tiroid bezi sert olabilir. Tiroid bezinde ağrı veya hassasiyet yoktur. Genellikle tiroid büyümesi sessiz olur ve şikâyet bulunmaz. Bu hastalar doktora genellikle guatr nedeniyle veya tiroid hormon azlığının neden olduğu halsizlik, bitkinlik, el ve yüzde şişme, ses kalınlaşması gibi şikâyetler nedeniyle başvururlar. 

Hashimoto tipi tiroid iltihabını yok edecek bir tedavi şekli veya hastalığı tamamen ortadan kaldıracak bir tedavi yolu yoktur. Yapılan tedavi sadece guatr ve tiroid bezi yetmezliği varsa onun tedavisi şeklinde olur. Guatrı olan veya tiroid bezi yetmezliği olan kişilerde tiroid hormon ilaçları ile tedavi yapılır ve ilaç dozu serum TSH düzeylerini normale getirecek şekilde doktor tarafından ayarlanır. Hipotiroidi olmasa bile guatrı olan Hashimoto hastaları tiroid ilacı tedavisinden fayda görür ve guatrları küçülür. Hashimoto tiroiditli olguların çok azında hastalık kendiliğinden düzelebilir.

Hipertansiyon (Yüksek Tansiyon)

Tansiyon, kısaca “kan basıncı” olarak tanımlabilir. Damarlardaki kan, dolaşım sırasında bir basınç oluşturur. Bu basınç; alınan gıda, yapılan iş ve harcanan güçle bağlantılı olarak gün içinde küçük değişiklikler gösterebilir.

Hipertiroidi

Tiroid bezinin fazla çalışması ve dokular için gerekli olan miktarın üzerinde hormon salgılamasına “hipertiroidi” denir. Tiroid, fazla hormon üretirse bu kez hipofiz, TSH üretimini azaltır ve kanda bakılan TSH ölçümü normal sınırların altında değerler gösterir. Dokulara normalin üzerinde miktarlarda ulaşan tiroid hormonları, vücutta bütün fonksiyonlarda artışa neden olur. Hipertiroidi, tiroid dışı nedenlere bağlı olarak gelişen veya tiroid folikül destrüksiyonu ile ortaya çıkan duruma da “tirotoksikoz” denir. 

Hipertiroidi Nedenleri


1 – Tiroidin aşırı uyarılması

• Basedow-Graves hastalığı 
 Aşırı HCG 
 Hipofiz tümörleri 
 Aşırı iyot alınımı 

2 - Tiroit nodüllerine bağlı gelişen hipertiroidi sebepleri

 Toksik otonom fonksiyonel tiroit nodülü 
 Toksik multinodüler guatr 

3 - Tiroit zedelenmesine bağlı gelişen hipertiroidiler

 Subakut tiroidit 
 Postpartum tiroiditi 
 Ağrısız veya sessiz tiroidit 
 Radyasyona bağlı gelişen tiroidit 
 Akut supuratif tiroidit 

4 - Değişik nedenlere bağlı gelişen hipertiroidiler

 T-3 veya T4 hormonlarının aşırı alınması 
 Struma ovari 

Belirti ve Bulgular

Hipertiroidili hastalarda; sinirlilik, duygusal tutarsızlık, saldırgan tavır, sıkıntı ve bazen delüzyonlar gibi psikolojik değişiklikler, uykusuzluk, artmış terleme, ısıya karşı intolerans, yüz kızarıklığı (dolaşımda artmış tiroid hormonlarının oluşturduğu vazodilatasyona bağlı), deride ve saçlarda incelme, dökülme ve tırnaklarda yumuşama, pretibial miksödem, susuzluk, halsizlik, omuz kaslarında zayıflık ve merdiven çıkarken zorlanma gibi nöromüsküler bozukluklar (en sık görülen nöromusküler belirtiler tremor ve proksimal nöropati), iştah artmasına rağmen kilo kaybı kilo kaybı, istirahat taşikardisi, çarpıntı, atrial fibrilasyon (hipertiroidi başlıca atrial fibrilasyon nedenleri arasında yaklaşık %5-15’lik oranla 3. sırada), dispne, bacak şişliği, diyare, steatore, kusma, anoreksi gibi belirtiler ve guatr, tremor, göz bulguları, splenomegali, jinekomasti, palmar eritem ve kemik metabolizmasının artmasına bağlı olarak hiperkalsemi gibi bulgular mevcuttur .


Gebelikte Hipertiriodi

Gebelikte hipertiroidinin tanısı, belirtilerin gebelik belirtileri ile karışabilmesi yüzünden zor olabilir. Gebelikte TT4’ün üst sınırı normalin 1.5 katı olarak alınmalıdır. Normal gebeliğin ilk 3 ayında TSH düşüklüğünün beklenen bir bulgu olduğu unutulmamalıdır. Tedavide küçük dozlarda propiltiyourasil (PTU) tercih edilir. Amaç hastanın hafif hipertiroid durumda tutulmasıdır.

Hipotiroidi

Tiroid bezinin yeterince çalışıp çalışmadığını beynin “hipofiz” adı verilen bölümünden salgılanan “TSH hormonu” değerleri gösterir. Bu madde, tiroid bezinde hormon salgılayan yapıları uyararak daha fazla hormon üretilmesini ve kana verilmesini sağlar. Tiroid bezi az çalıştığında, hipofizden TSH’nın kana verilmesi artar. Vücut dokuları için gerekli miktarda tiroid hormonu salgılanamaz. “Hipotiroidi” olarak adlandırılan bu durumda tiroid hormonlarının düzeyi düşer ve dokulara yeterli miktarda hormon ulaşmaz. 

Hipotiroidi, tiroid bezi hormonlarının tiroid bezinden kısmen veya tam olarak yapılamaması ve kan dolaşımına verilememesinden kaynaklanan bir hastalıktır. Bebek ve çocuklarda görülen hipotiroidi, büyüme ve gelişmede geriliğe neden olur. Bunlardan en ciddi olanı zeka geriliği olup, gecikmiş tedavi ile bu durumun düzelmesi söz konusu değildir. Erişkinde ise organizmadaki olaylarda genel bir yavaşlama söz konusudur. Ancak, erişkindeki belirtiler, tiroid hormonu tedavisi ile büyük oranda düzelir.


En önemli nedenleri

Tiroid bezine karşı organizmanın yaptığı antikorların (karşı maddeler) tiroid bezini tahrip etmesi
Tiroid bezinin farklı nedenlerle tamamının ve tamamına yakınının ameliyatla çıkarılması
Toksik guatr tedavisini takiben tiroid bezinin tamamına yakınının tahrip olması
Diğer sebepler arasında diyetle iyot alımının çok yetersiz olması, doğuştan tiroid bezinin olmaması, tiroid hormonlarının yapımında doğuştan bozukluklar olması


Belirti ve Bulgular

Çocuklarda gelişme ve büyüme geriliği önemli bir belirtidir. Erişkinlerde ise halsizlik, uyuşukluk, güçsüzlük, baş ağrısı, kilo alma, üşüme, kadınlarda adet kanamalarında düzensizlik, deride kuruluk, saç, kaşlar ve diğer kıllarda dökülme, tırnaklarda kırılma, kabızlık, seste boğukluk, terlemede azalma, el ve ayaklarda karıncalanma, yüz, kol ve bacaklarda şişlik, işitmede azalma, eklem ve kas ağrıları hafızada azalma, ruhsal değişiklikler görülebilir. 
Tedavi ile hastalığın seyri, genellikle iyi sonuç verir. Ancak, tedavi edilmeyen veya tedavisini bir süre sonra bırakan özellikle yaşlı hastalarda nadiren hipotiroidiye bağlı koma görülebilir.


Özetle;

 • Hipotiroidi,doku düzeyinde tiroid hormonu yetersizliği veya nadiren etkisizliği sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır.
 • Primer Hipotiroidi, tiroid bezi yetersizliğinden kaynaklanan nedenlere bağlıdır. 
 • Sekonder Hipotiroidi, TSH yetersizliğine bağlı hipotiroidi türüdür. 
 • Tersiyer Hipotiroidi, TRH yetersizliğine bağlı hipotiroidi türüdür.
 • Primer hipotiroidi tanısı, TSH düzeylerine göre konulur. 
 • - TSH 0.5- 4 mIU/L normal (gebelik hariç)
 • - TSH >4 mIU/L T3, T4 normal: subklinik hipotiroidi
 • - TSH >10 mIU/L T4 ve/veya T3 düFük: aşikar hipotiroidi
 • - TSH >10 mIU/L, T3, T4 düşük ve organ yetersizliği: miksödem koma
Ortalama yerine koyma dozu 1,6 mcg/kg olmakla beraber, (1.4-1.8 µg/kg) kişiye uygun dozlar değişiklik göstermektedir. Tedavide başlangıç dozu, hastanın yaşı, hastalığın süresi, hastalığın ciddiyetine bağlıdır.


Subklinik HipoTiroidi 


T3, T4 düzeylerinin normal, TSH düzeyinin yüksek (>4 mIU/L) ve aşikar hipotiroidinin klinik bulgularının olmadığı durumdur. 
 • Hafif subklinik hipotiroidi: TSH: 4-10 mIU/L
 • Ağır subklinik hipotiroidi: TSH >10 mIU/L


Neler yapılmalıdır? 


 • 35 yaş üstü kişilerde her 5 yılda bir TSH ölçülmelidir.
 • Subklinik hipotiroidi tanısında, TSH değeri üç aylık dönem içinde en az iki kez ölçülerek TSH yüksekliğinin kalıcı olduğuna karar verilmelidir.
 • Gebelerde ve gebelik düşünenlerde risk faktörü varsa TSH ölçümü mutlaka yapılmalıdır.
 • Risk Faktörü olmasa da gebe veya gebelik planlayan kadınlarda en az bir kez TSH ölçümü tavsiye edilir.
 • TSH > 10 mIU/L ve T3 –T4 normal olan tüm vakalar tedavi edilmelidir.
 • TSH: 4-10 mIU/L ve T3-T4 normal olan hastalar şu durumlarda tedavi edilmelidir:
 • Gebe ve gebelik planlayanlar ve tiroid antikorları (anti TPO ve/veya anti Tg) pozitif olan hastalar.


Tedavi


Hastalar tiroksin (T4) hormonu vererek tedavi edilir. Geçici hipotiroidizm vakaları hariç T4 hormonunun ömür boyu alınacağı unutulmamalıdır. Hastalar aslında içtikleri T4 hormonunun organizmaya yabancı bir madde olmadığını, tiroid bezlerinin üretemediği hormon eksikliğinin yerine konduğunu iyi kavramalıdırlar. Tedavi altındaki hastaların kontrol muayeneleri doktorları tarafından belirlenir. Ancak, kontrol muayeneleri ve hormon ölçümleri en geç yılda bir yapılmalıdır.

Primer Hipotiroidi


Hipotiroidi ve subklinik hipotiroidiye sık rastlanır. Yaşlanma ile ve kadın cinsiyetinde sıklığı yükselir. Primer hipotiroidinin en sık nedenleri; süregen otoimmün tiroidit (Hashimoto tiroiditi), tiroidektomi veya radyoaktif iyot tedavisi sonrası, bazı ilaçlar ve tiroidittir.  

Hipotiroidi tanısı laboratuvar verileri ile konulur. Yüksek TSH, düşük T4 aşikar hipotiroidi için esastır. Klinik belirti ve bulgular hipotiroidinin ciddiyetine ve süresine bağlıdır. Halsizlik, yorgunluk, kilo alma, unutkanlık, konsantrasyon zorluğu, cilt kuruluğu, saçlarda dökülme, üşüme, kabızlık, seste kabalaşma, düzensiz ve yoğun adet kanamaları, infertilite, kas sertliği, kas ağrıları, karpal tünel sendromu, depresyon, demans görülebilir. Kuru, soluk cilt, seyrek kaba saçlar, boğuk kaba ses, bradikardi, miksödem (gode bırakmayan), karpal tünel sendromu, guatr tespit edilebilir. Ender perikard sıvısına rastlanabilir. Kronik otoimmün tiroidite (Hashimoto) bağlı olarak gelişen hipotiroidilerde, vitiligo, Pernisiyöz anemi, romatoid artrit, Tip 1 diabetes mellitus, Addison hastalığı gibi otoimmün hastalıklar eşlik edebilir.


Hipotiroidi/subklinik hipotiroidi, tanısı konmuş vakalarda etiyolojiye yönelik tanı için, Anti TPO antikoru ölçülmelidir. Prognozu belirlemede faydalı olur. Sekonder ve tersiyer hipotiroidi (hipofizer veya hipotalamik)de TSH düzeyi normal veya düşük olabilir.
Kalıcı hastalığı olanlarda tedavi hayat boyudur. 

Obezite

Vücutta aşırı miktarda yağ birikimi ve depolanması bulunması durumudur. Obezite, tedavi edilmesi gereken  metabolik bir sendromdur. Obezite geleneksel yöntemler ile tedavi edilebilen basit bir fazla kilo sorunu değildir, yüksek sağlık riskleri taşıyan ciddi bir klinik hastalık ve tehlikeli bir toplumsal sağlık sorunudur. Çünkü, obezite birçok hastalık için de önemli bir risk faktörüdür.

Vücut ağırlığı çoğu insanda stabil seyreder; çünkü enerji homeostazisi nedeniyle enerji alımı ve tüketimi uzun süre boyunca bir birini karşılar. Vücut yağ miktarındaki değişimlere yanıt olarak beyin, vücut ağırlığındaki değişime direnç gösteren kompansatuar adaptasyonları tetikler. Örneğin kilo kaybı açlığı arttırıp ve metabolik hızı baskılarken; kilo alma aksi yönde cevaplar oluşturur. Bu homeostatik sistem vücudu kilo almadan ziyade kilo kaybına karşı korur. Bu sistemin anlaşılması günümüzde anti-obezite ajanların gelişmesine yol açmaktadır.

Obezite tanısında kullanılan kriterler daha çok hastalık oluşturan vücut ağırlığının belirlenmesine yöneliktir. Beden Kitle İndeksi (BKİ) ve bel çevresi ölçümü, obezite tanısı için genellikle yeterlidir. Bununla birlikte obezite değerlendirilmesinde farklı testler de uygulanabilmektedir.  

Beden Kitle İndeksi

Vücut kitle indeksi insanlarda vücut yağ fazlalığının değerlendirilmesi için en yaygın kabul edilmiş parametredir. Vücut kitle indeksi tedavinin etkinliğinin ve kişinin taşığı riskin değerlendirilmesi için klinik çalışmalarda ve epidemiyolojik (toplumsal) araştırmalarda özellikle kolay uygulanabilirliği nedeniyle kullanılmaktadır.

Beden Kitle İndeksi = Vücut ağırlığı (kg) / boy (m)2 olarak formülize edilmiştir.

Beden Kitle İndeksi, tek başına kesin tanı koydurabilen bir yöntem değildir, bu nedenle  klinik ortamda kişinin yaş, cinsiyet, kas kitlesi, etnik kökeni ve vücut yapısı çeşitli antropometik ölçümler ile incelenerek risk oranları belirlenebilir. 

Dünya Sağlık Örgütü tarafından belirlenmiş sınıflamaya göre;

 • 18.5 altında BMI Az kilolu
 • 18.5 - 24.9 Normal Kilo 
 • 25.0 - 29.9 Fazla Kilo 
 • 30.0 - 39.9 Obez 
 • 40.0 'ın üzeri Morbid (ciddî) Obez olarak belirlenmiştir.

Obezitede Risk Faktörleri

Kalıtım veya genetik yatkınlık, hormonal ve metabolik faktörler, psikolojik problemler aşırı ve yanlış beslenme alışkanlıkları, yetersiz fiziksel aktivite, yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, sosyokültürel etmenler, gelir durumu, sık aralıklarla çok düşük enerjili diyetlerin uygulanması, sigara-alkol kullanma durumu ve doğum sayısı obezite oluşumunda başlıca risk faktörleridir.   

Çağımızın önemli sağlık sorunlarının başında obezite gelmektedir. Dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de obezite görülme sıklığı gün geçtikçe artmaktadır. Yetişkinlerde obezitede artış kadar önemli bir artış da çocukluk dönemi obezitesinde görülmektedir. Özellikle çocuklarda obezite prevalansında görülen artışın nedenleri, artan teknoloji ile beraber kolaylaşan yaşam biçimine bağlı fiziksel aktivitede azalma ve modern yaşamdaki beslenme alışkanlıklarındaki değişimdir. Fast food ve sağlıksız besinlerle karbonhidrattan ve rafine şekerden zengin, bitkisel liflerden fakir, aşırı yağlı beslenme şekli, günümüzde obeziteye yol açan önemli faktörlerden biridir. 

Obezite Tedavisi

Birçok hastalığın oluşumunda risk faktörü olan obezite; spor, hareketli bir yaşam tarzı, her yaşta doğru ve sağlıklı beslenme ile önlenebilmektedir. Düzenli kontrol ve doğru tedavi ile obezite önlenebilir, daha uzun ve kaliteli bir yaşama sahip olunabilir.   

Obez kişilerin çoğu hızlı ve kolayca zayıflamayı isterler ama bunu gerçekleştirmek kolay değildir. Kilo verilmesi ve verilen kilonun korunması uzun süreli davranış değişikliği, dengeli ve sağlıklı beslenme ve fiziksel aktivitenin artırılmasına bağlıdır. Bu amaca yönelik olarak tedavide ana nokta enerji alımının azaltılması ve enerji harcanmasının artırılmasıdır. Obez ve toplu kişilerin en uygun tedavi için klinisyenlerin, tıbbi beslenme uzmanlarının, egzersiz fizyologlarının, psikiyatristlerin ve bariyatrik cerrahi girişim yapan cerrahların işbirliği yapmaları gerekir. Vücut ağırlığında %10 kadar bir azalma bile obeziteyle ilişkili risk faktörlerinde çok önemli oranda azalma sağlamaktadır. Bu nedenle güncel tedavi önerileri hastada %10’luk kilo kaybına odaklanmış olup, aynı zamanda amaç kilo kaybının uzun süre idamesinin sağlanmasıdır. Obezite tedavisine odaklanmış hastalar genellikle kısa sürede gerçekçi olmayan kilolara ulaşmaya çalışırlar. Bu durum başarılamadığında tedaviyi bırakma veya nüksler sıktır. Gerçekten de istatistiksel verilere göre obezite tedavisi uygulanan ve kilo veren kişilerin %95’inden fazlası yeniden kilo almaktadır. Bu anlamda sağlıklı kilo vermek kadar verilen kilonun idamesinin sağlanması da tedavinin çok önemli bir mihenk taşıdır. Bu yüzden daha tedavi başlangıcında gerçekçi hedefler belirlenmelidir. Gerçekçi bir hedef olarak 6 ayda %5-10 kilo kaybı amaçlanmalıdır. Obezite tedavisinde diyet (sağlıklı beslenme) tedavisi, fiziksel aktivite (egzersiz), davranış tedavisi, ilaç tedavisi, kombine tedavi ve cerrahi gibi çeşitli tipte tedavi yöntemleri uygulanmaktadır.

Tiroid Bezi

Tiroid, boynun ön tarafında, Adem elmasının alt kısmında yerleşik ve kelebek şeklinde 20-25 gr ağırlığında bir iç salgılı bezdir. Tiroid bezi, metabolizmayı düzenleyen hormonların vücuda salgılanmasını sağlar.


Tiroid bezinin vücuttaki görevler
i
Tiroid bezinin sağ ve sol olmak üzere 2 lobu ve bir de lobları bağlayan “isthmus” denilen köprü bölümü vardır. Kıvamı çok yumuşaktır. O denli yumuşaktır ki normal muayenede kolay fark edilemez.


*Tiroid hormon eksikliği; çabuk yorulma, kas krampları, uyuma isteği, ciltte kuruluk, saç dökülmesi, kabızlık, adet düzensizliği, kilo almaya yatkınlık, kilo vermede zorluk yapabilir. Hafif tiroid hormon eksikliğinde bulgular da hafif olabilir, tüm bulgular çıkmayabilir.


*Tiroid hormonlarının vücutta tüm doku ve organlar üzerine etkisi vardır. Bu nedenle tiroid hormon eksikliği ya da fazlalığı olması durumunda farklı organ sistemlerinden şikayetiniz olabilir. Bu şikayetlerin düzeyi ise bireysel farklılık gösterebilir. Bunun yanında tiroid hastalıklarının gebelerde takibi özellik arzeder. Tiroid bezini korumak için mutlaka ve sadece iyotlu tuz kullanılmalıdır. Endokrinoloğunuzun önerdiği sıklıkla takiplerinizi yaptırınız.

Tiroid Kanseri

Tiroid bezinde genellikle ağrısız bir şişlik, yumru şeklindeki oluşum, %5 olasılıkla kanser olabilir. Bu sırada tiroid bezinin işlevi genellikle normaldir. Tiroid bezindeki kanserlerin %80-85’ini Papiller ve Folliküler (differansiye, genellikle iyi seyirli) kanserler oluştururlar. Daha az rastlanan Medüller tipteki kanserde ailevi geçiş görülebilir. Anaplastik kanser ise çok hızlı ilerler. Vücudun başka yörelerindeki kanserler tiroid bezine metastaz yapabilirler. 

Hastaların çoğunda önemli bir yakınma yoktur. Muayene sırasında tiroid bezinde genellikle yumru tarzında (nodül) bir şişlik bulunur. Bunu hasta veya yakınları da fark edebilirler. Bazen boynun ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi, magnetik rezenans gibi bir yöntemle başka amaçla incelenmesi dolayısıyla tiroid bezinde yumru (nodül) veya yumrular (nodüller) görülebilir. Muayenede elle saptanamayan, görüntüleme yöntemleri ile tesadüfen fark edilen, çapı 1 cm’den küçük nodüllere çok sık rastlanır. Bunların çoğunluğu kanser değildir. Bu durumlarda endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları uzmanına başvurmak gerekir.


Tiroid kanseri oluşumunda etkinliği belirlenmiş bazı risk faktörleri vardır. Bu faktörler;

• Özellikle çocukluk döneminde baş-boyuna ışın tedavisi uygulanması (Radioterapi) veya yaygın iyonize radyasyona maruz kalınması (nükleer kaza, atom bombası)
 Genetik yatkınlık. Özellikle anne, baba, kardeş gibi yakınlarda medüller tipte tiroid kanseri saptanmış olması
 Çocukluk döneminde, erkeklerde nodüler yapıların kanser olma olasılığının erişkinlere ve kadınlara nazaran biraz daha fazla olması olasılığı. 


Tüm tiroid kanserlerinde erken tanı ve tedavi çok gerekli ve önemlidir. Tedavinin en önemli kısmı, cerrahi girişimdir. Gerekirse radyoaktif iyot tedavisi verilerek, cerrahi sonrası kalmış olma olasılığı bulunan dokunun ve kanser hücrelerinin tahribi sağlanır. Böylece hastada kanser hücresi yanında tiroid glandı da kalmamış, yani hasta hipotiroid olmuştur. Ömür boyu yeterli dozda tiroid hormonu alması gerekir. Tiroid kanserlerinin büyük çoğunluğu, Tiroidi Stimule Eden Hormon (TSH)’dan etkilendiği kabul edildiğinden verilecek tiroid hormonunun dozu TSH baskılanacak şekilde yüksek tutulur. Önceleri 6 ayda bir, daha sonra yıllık kontrollerle hasta, endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları uzmanı tarafından izlenir. %80-85’lik grubu oluşturan papiller ve foliküler (differansiye) tiroid kanserli hastaların %85’i tam bir iyilik kazanır, hayatlarını normal sürdürürler.  %10-15’inde nüksler ve alevlenmeler görülebilir, bu durumda gerekli tedavileri yapılır.

Tiroid Testleri

Tiroid fonksiyonlarını değerlendirmede ilk yapılacak testler TSH ve ST4 olmalıdır.

TSH üst sınırı yaşa göre;

• Sağlıklı genç popülasyonda 4 mIU/L
• Gebelik planlayanlarda ve gebelerde 2,5 mIU/L
• 70-79 yaş arası 6 mIU/L
• 80 yaş üzeri 7,5 mIU/L

Tiroid Testleri

• Tiroid tarama testi olarak TSH ölçümü yeterlidir.
• TSH’nin üst sınırını 4 mIU/L olarak almak gerekir.
• Gebelik planlayan kadınlarda TSH’nin üst sınırı 2,5 mIU/L olarak hedeflenmelidir.
• Gebelikte sT4 ve/veya total T4 bakılmalıdır. sT4 gebelikte ölçüm hatalarına açık olduğu için total T4 ölçümü tercih edilmelidir.
• Tiroid hastalığı olan veya tiroid hastalığı mevcudiyetinden klinik ve laboratuvar olarak çok kuvvetle şüphe edilen hastalarda TSH, serbest T4 ve total T3 (veya serbest T3) en az bir kez bakılmalıdır.
• Primer hipotiroidi takibinde TSH kullanılmalıdır. Tiroid hormon replasmanı yapılan hastaların monitorizasyonu 4-6 haftada bir yapılan  • TSH ölçümleri ile düzenlenmelidir.
• Sekonder hipotiroidi takibinde serbest T4 ölçülmelidir. Sekonder hipotiroidide replasman yapılırken TSH ölçümleri takipte yararlı değildir.

Tiroid Otoantikorları 

Tiroid antikoru ölçülmesi gereken durumlar:

TSH > 4 mIU/L olan kişilerde ölçüm yapılmalıdır. 

Serum anti TPO ve anti Tg düzeylerinin ölçülmesi, kronik otoimmun tiroidit tanısı konulmasını sağlar. Düşük derecede anti Tg titrelerine yaşlılarda ve başka otoimmun hastalıkları olanlarda rastlanabilir. Otoimmün tiroid hastalığı olan ve anti TPO pozitifliği bulunan hemen hemen tüm hastalarda anti Tg de yüksek bulunacağından, bu antikor tanıya fazla bir katkı sağlamamaktadır. Anti TPO ve anti Tg, otoimmun tiroiditte (Hashimoto tiroiditi) % 95-100 oranında, Basedow-Graves hastalığında % 60-90 oranında pozitiftir. Normal popülasyonda ve otoimmun olmayan tiroid hastalıklarında da düşük titrede bulunabilirler. Gebelikte anti TPO tespit edilmesi ötiroid kişilerde bile artmış düşük riski ile birliktedir. Bu sebeplerle gebelikte antikor pozitifliğinde tiroid hormon tedavisine başlama eşiği daha düşüktür. Anti TPO pozitif ve TSH <2.5 miu="" l="" olan="" gebelere="" t4="" ba="" lamakla="" ilgili="" kesin="" g="" r="" bulunmamaktad="" r="" br="">
Tiroid otoantikor ölçümünün kullanıldığı durumlar


• Post-partum tiroidit
• Subklinik hipotiroidide tiroid yetersizliğinin habercisidir.
• Anti TPO yüksekliği, bazı ilaçların tiroid disfonksiyonuna neden olabileceğinin habercisidir(Amiodaron, interferon, IL- 2, lityum).
• Tiroid otoantikor pozitifliği, IVF cevapsızlığı için risk faktörüdür.
• Neonatal hipotiroidi risk faktörü
• Tiroid lenfomasında çok yüksek Anti TPO titresi;
• Otoimmün tiroid hastalığı tanısı için Anti TPO ölçümü yeterlidir.
• Anti Tg ölçümü yukarıda belirtilen özel durumlarda (tiroid kanserinde Tg takibi, anti TPO negatif otoimmün tiroid hastalıkları) yapılmalıdır.

Tiroglobulin Ölçümü

Tiroglobulin ölçümü 2 ana nedenle kullanılabilir.

1 - Diferansiye tiroid kanseri takibi
2 - Dışarıdan tiroid hormonu alımına bağlı hipertiroidi "thyrotoxicosis Factitia"da

TSH Reseptör Antikoru

TSH reseptör antikorları (TSHRAb)
Bazen zor vakalarda Graves hastalığı tanısının konulmasında bu antikorlara baş vurulabilirse de genellikle klinik bulgular tanının konulmasında yeterli olmaktadır.

Tiroid Stimülan Hormon Antikorları Ölçüm İndikasyonları


Bu ölçümler, 

• Egzoftalmi (göz fırlaklığı) ayırıcı tanısı (ötiroid Graves hastalığı, unilateral ekzoftalmi)
• Nodüllü Graves ile nodüler toksik guatr ayırıcı tanısı (tedavi kararı)
• Non-otoimmun tirotoksikoz ayırıcı tanısı
• Gebelikte Graves hastalığı (yenidoğanda tirotoksikoz riski bakımından)
• Antitiroid tedavi sonrası Graves hastalığının remisyonu açısından karar vermede kullanılır. 
• Gebelikte Graves hastalığı ortaya çıktığında erken dönemde bakılan TSHRAb, gestasyonel tirotoksikozdan ayırt etmede yardımcıdır.  • 20. haftadan sonra bu antikor fetusa geçer. Yirmisekizinci haftadan itibaren TSHRAb kanda yüksek düzeylerde bulunuyorsa neonatal tirotoksikoz açısından uyarıcıdır. Eğer annede Graves hastalığı daha önce radyoaktif iyot ile veya cerrahi olarak tedavi edilmişse gebeliğin ilk trimestrinde ve 20-24. haftada TSHRAb ölçümü istenmelidir.
• Tiroglobulin ölçümü, diferansiye tiroid kanseri takibi ve “thyrotoxicosis Factitia"nın ayırıcı tanısında kullanılmalıdır. Diğer tiroid hastalıklarında tiroglobulin ölçümünün tanı değeri yoktur.

Gebelikte Ölçümler

Gebelik sırasında tiroid fizyolojisinde çok önemli değişiklikler olmaktadır. TBG bu dönemde çok artmakta ve dolayısıyla proteine bağlı T3 ve T4 düzeyleri de artmaktadır. Bununla beraber gebeliğin ilk trimesterinde serbest T4 düzeyleri normal sınırlar içinde kalmakla birlikte biraz artar ve TSH düzeyi düşüktür (<0,1 mIU/L). Bu dönemde artan insan korionik gonadotropini, tirotropik bir etki göstermektedir. Daha sonraki trimesterde TSH düzeyleri normale gelmektedir.

Gebelikte ve Doğum Sonrasında Tiroid Fonksiyon Testleri


Birinci trimesterde annedeki hipotiroidi, fetüsün psikomotor gelişimi üzerinde olumsuz rol oynar. Bu sebeple ilk trimesterde TSH 2,5 mIU/L’nin altında, ikinci ve üçüncü trimesterde 3mIU/L altında olmalıdır. Tiroid otoimmunitesi olan kadınlarda hipotiroidi gelişme riski bulunduğundan TSH’nin yakından izlenmesi gerekir. Gebeliğin 20. haftasından itibaren TBG’nin % 60-80 artması sebebiyle T4 1,5 kat yükselmektedir. Serbest T4 değerlerinin üreticiler tarafından verilen referans aralıkları gebelikte geçerli değildir. Son zamanlarda trimester spesifik serbest T4 değerleri yayınlanmaktadır. 

Gebelikte TSH için de normal referans değerleri kullanılamaz. Çünkü insan koriyonik gonadotropini özellikle ilk trimesterde TSH düzeylerinin baskılanmasına sebep olur. Bu sebeple baskılı TSH yanlışlıkla subklinik hipertiroidi sanılabilir veya hafif yüksek TSH yanlış olarak “normal” gibi algılanabilir. 

Trimester spesifik TSH değerleri belirlenmiştir. İlk trimesterde TSH’nin normal alt sınırı 0,1 mIU/L olup, ikinci ve 3.trimesterde 0,2 ve 0,3 mIU/l olarak bildirilmiştir. Bazı normal gebelerde TSH 0,01 mIU/l dahi olabilir. Birinci trimesterde 2,5 mIU/L; ikinci ve üçüncü trimesterde 3,0 mIU/L üzerindeki TSH değerleri subklinik hipotiroidi olarak değerlendirilmelidir. Gebelerde ve postpartum dönemde nadir bir hipotiroidi sebebi olan lenfositik hipofizitte düşük TSH’ye neden olabilir. Erken gebelikte şiddetli kusma, ağırlığının %5’ini kaybetme, ketozis ve dehidratasyonu olan kadınlarda hiperemesis gravidarum düşünülmelidir. Bu dönemde TSH zaten normal sınırların altına baskılanmıştır. Ancak hiperemesisli kadınların %30-60’ında serbest tiroid hormonları yükselmiştir. Ancak serbest T3 indeksi normal bulunmaktadır. Bu kadınların çoğunda hipertiroidi belirtileri yoktur. Graves hastalığından ayırt etmek için TSH reseptörünü uyarıcı antikorlara bakılmalıdır. Gebeliğin ilk trimesterinde Anti TPO pozitifliği saptanan kadınlar postpartum tiroidit yönünden doğumdan 3 ve 6 ay sonra izlenmelidir. 

Günümüzde tüm gebe kadınların tiroid taramasının yapılması kabul görmemektedir. Ancak risk grubu olarak kabul edilenlerin taranması uygun görülmektedir. Sadece yüksek riskli gebeler tiroid hastalığı açısından taranmalıdır.