Göğüs Hastalıkları - Tıbbi Bölümlerimiz - Kent Sağlık Grubu | 0 850 222 53 68
Yükleniyor..

Göğüs Hastalıkları

Kent Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümümüzde; Akciğerlerin pnömoni, plörezi, tüberküloz (verem), bronşektazi, akciğer kanserleri, plevra hastalıkları, mediasten hastalıkları, kronik obstrüktif akciğer hastalıkları (KOAH) ve astım gibi solunum sisteminin alt bölümlerinin hastalıklarının tanı ve tedavileri yapılmaktadır. Bölümümüzde poliklinik, yataklı servis ve konsültasyon hizmetleri verilmektedir. Erişkin yaş grubu hastaların ayaktan ya da yatarak tedavileri gerçekleştirilmekte ayrıca gerektiğinde Acil Servis’e başvurmuş hastalara ve diğer tıbbi servislerde yatan hastalara da konsültasyon hizmeti verilmektedir.


Göğüs hastalıkları uzmanınca bronkoskopik girişimler (flexible bronkoskop ile) ve plevraya yönelik tetkik ve tedavi amaçlı girişimsel işlemler de uygulanabilmektedir. Ayrıca Solunum Fonksiyon Testi Laboratuvarında solunum fonksiyon testleri ve reversibilite testi yapılmaktadır.  

Astım

Astım, hava yollarının daralması ile kendini gösteren ve ataklar (krizler) halinde gelen bir hastalıktır. Astımda hava yollarında mikrobik olmayan bir iltihap vardır. Bu nedenle hava yolu duvarı şiş ve ödemlidir. Bu durum, akciğerlerin uyaranlara aşırı duyarlı olmasına neden olur. Hasta, kriz geldiği zaman soluk almakta zorluk çektiğini zanneder, gerçekte nefes vermekte zorluk vardır. Bunun nedeni de, akciğerlerdeki küçük hava borularının daralmasıdır. Buralardan geçen hava, ıslığa benzeyen bir ses çıkarır ki buna “hırıltı” denir.

Astım hastalığının nedenlerinin başında kişinin bünyesi gelmektedir. Bazı kişiler; toz, kıl, yumurta, süt, aspirin, çiçek tozu ve benzeri şeylere karşı hassastır. Bu hassasiyet, astım krizleri şeklinde kendini gösterir. Tedavi için, hastayı etkileyecek bu unsurların ortadan kaldırılması yapılacak ilk iştir. Aşırı heyecan veya korku da astım krizine yol açabilir. Bu gibi durumlarda hastayı sakinleştirmek, yapılacak ilk iştir. Bazı kişilerde de “Had Bronşit” sonucu astım krizi görülebilir. Kalp yetmezliği de astım krizine neden olabilir.

Alerji

Vücudun, bazı madde veya hava şartlarından etkilenmesi ya da psikolojik etkenler sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Önce, alerjiye neden olan etkenleri bulmak gerekir. Alerjinin belirtileri de kişilere göre değişir. Kiminde kaşıntı, kiminde kurdeşen, kiminde astım görülür. Hasta, eğer bazı maddelerle temasından dolayı alerji oluyorsa, o maddenin uzaklaştırılması ile sorun kendiliğinden çözümlenmiş olur.

Hıçkırık (Singultus)

Solunum kasları ve özellikle diyaframın uyarılması sonucu ortaya çıkar. Tıp dilinde “singultus” denir. Çeşitli nedenlerle oluşabilir. Basit hıçkırıklar; çoğunlukla mide gazı, sıcak ve baharatlı yemekler ya da stres kaynaklı olabilir. Ayrıca; bazı kalp, karaciğer, bağırsak ve pankreas hastalıkları, zatülcenp veya zatürreede de görülebilir. 3 saatten fazla süren hıçkırıklarda doktora başvurmak gerekir.

Öksürük

Çoğunlukla, göğüs, boğaz veya karın boşluğunda meydana gelen bir rahatsızlığın belirtisi olarak ortaya çıkan öksürüktür. 3 grupta toplanır:
• Kuru öksürük: Nezle, boğaz iltihabı, bademcik iltihabı, fazla sigara içmek, sindirim bozuklukları, gastrit, ishal, kabızlık, bağırsak solucanları, kalp hastalıkları ve ses tellerinin hastalanmasından kaynaklanan öksürükler balgamsızdır, yani kuru öksürüktür.
• Nöbet şeklinde gelen öksürük: Boğmaca veya akciğer şişmesi; gırtlak veya hava borusunun tahriş olması veya astımdan kaynaklanır. Az miktarda balgam görülebilir.
• Balgamlı öksürük: Bronşit, astım, sinüs iltihabı, müzmin sinüzit, kalp hastalıkları veya tüberkülozun bir belirtisi olabilir. Sık sık tekrarlar. Hastada hırıltı vardır, balgam çıkarır ve nefesini dışarı vermekte zorluk çeker.

Öksürüğün nasıl olursa olsun, ihmal edilmemesi, nedenlerinin araştırılması ve mutlaka tedavi edilmesi gerekir.

Nefes Darlığı (Dispne)

Tıp dilinde “dispne” denilen nefes darlığı, önemli bir hastalığın belirtisi olabilir. Spor yaptıktan, koştuktan veya yorucu bir iş yaptıktan sonra nefes darlığı normal sayılabilir. Ancak ortada neden yokken, nefes darlığından şikayet etmek mutlaka üzerinde durulması gereken bir konudur. Çünkü kansızlık, kalp hastalıkları, mide hastalıkları, bronşit, tiroid bezinin büyümesi, akciğer hastalıkları, zatürree, astım, zehirlenme, şişmanlık, nefes darlığına neden olabilir. Nefes darlığından şikayet edenlerin sigarayı kesinlikle bırakmaları, ağır yemekleri de terk etmeleri gerekir.

Zatürre (Pnömani)

“Akciğer iltihabı” ve “pnömani” olarak da adlandırılır. 3 çeşidi vardır:

• Lober Pnömoni: “Pnömokok” adı verilen mikropların neden olduğu akciğer iltihabıdır. Mikroplu tozlar, fazla yorgunluk, soğuk algınlığı veya uzun süre güneşte kalmak hastalığın zeminini hazırlar. Hastalık, ani baş ağrısı, titreme, kusma ve sırt ağrıları ile başlar. Ateş, 40 dereceye kadar yükselir ve 10. günden sonra düşmeye başlar. Öksürük, kısa sürelidir. Balgam, kanlı ve yapışkandır. Hastanın yüzü kızarmış, dudaklarının etrafı kabarmış, cildi kuru ve dili de paslıdır. Geceleri kriz gelebilir.
• Virüs Zatürresi: Virüslerin neden olduğu bir çeşit zatürredir. Ya aniden ya da bir soğuk algınlığı sonunda görülür. Lober pnömoniden daha hafif geçer. Hastanın ateşi 39 dereceye kadar yükselir. Kendini son derece yorgun hisseder. Öksürüğü kuru fakat az balgamlıdır. Kol ve bacaklarında da ağrılar vardır.
• Bronköpnomoni: İyi tedavi edilmeyen grip, boğmaca, bronşit veya kızamıktan sonra ortaya çıkan bir hastalıktır. Nedeni, akciğer ve bronşların yer yer iltihaplanmış olmasıdır. Hastalık, bronşit gibi başlar, tedbir alınmazsa, 2-3 gün içinde ağırlaşır. Ateş sabahları 38 derece iken akşamları 40 dereceye kadar yükselir. Hastada öksürük, cerahatli ve bazen de kanlı balgam görülür. Halsizdir, nefes almakta güçlük çeker, rengi de soluktur. Doktor tedavisi şarttır. Diğer yandan, hasta istirahat ettirilir ve morali üstün seviyede tutulur. Yanına misafir kabul edilmez. Ağrı olan tarafına içine sıcak su doldurulmuş şişe konur. Sıcak su buharı, teneffüs ettirilir. Ateşi yükseldiği zaman ise, vücudu ıslak bezle silinir. Ateş düşürücü ilaçlar verilmez.

KOAH (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı)

KOAH (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı), bronşlarda tıkanmaya neden olan kronik bir hastalıktır. İlerleyici ve tam olarak geri dönüşümlü olmayan, buna karşılık önlenebilir ve tedavi edilebilir bir akciğer hastalığıdır.

KOAH, havayollarını daraltır, solunumu güçleştirir. Genellikle kronik bronşit ve amfizem zemininde gelişen KOAH’da hastalar, öksürük ve balgamdan kısa mesafeli yürüyüşlerde bile oluşan nefes darlığına kadar değişik semptomlara sahiptirler.

Hastalığın en önemli nedeni sigara bağımlılığıdır. Bunun yanı sıra mesleki zararlı gazlar, tanecikler(mikro parçacık) solunması ve hava kirliliği de risk faktörlerindendir.

Kan Tükürmek (Hemoptizi)

Tıp dilinde “hemoptizi” denilen kan tükürmek, önemli bir hastalığın habercisidir. Akciğer kanseri, verem, bronşit, mitral darlığı veya zatürreden şüphelenilir. Ancak dişeti kanaması gibi pek önemli olmayan bir durum da olabilir. Bu nedenle, hastanın sırtına bir yastık konup, oturtulur. Vakit kaybetmeden doktora başvurulması önerilir.

Zatülcenp (Plörezi)

Akciğerleri saran zarın iltihaplanması sonucu görülen bir hastalıktır. Tıp dilinde plörezi denir. Nedeni, zatürree, verem veya akciğer absesinden yayılan iltihaptır. Tedaviye vakit geçirmeden başlamak gerekir.

Verem (Tüberküloz)

Akciğer veremi, “tüberküloz” ve “fitizi” diye bilinir. Nedeni, “koch basili” denilen verem basilidir. Verem mikrobu, vücuduna çeşitli yollardan girebilir. Bunların başında solunum yolları gelir. Hastalık, çoğunlukla veremlinin balgamı veya veremli ineklerin sütü ile bulaşır. Sağlık şartlarına uymamak, aşırı yorgunluk, üzüntü, grip, boğmaca, kızamık veya şeker hastalığı vücudun direncini kaybetmesine ve hastalığın ihtimalinin artmasına neden olur.

Verem, üç devrede gelişir:
• Birinci devrede hastada genel yorgunluk, iştahsızlık, sırt ağrıları, öksürük, ve 38 dereceye varan ateş görülür. Verem basili, bu devrede “tüberkül” adı verilen iltihaplı bölgeler oluşturur.
• İkinci devrede hiç bir belirti görülmeyebilir. Fakat basiller bütün vücuda yayılarak deri, eklemler, kemikler, böbrekler, bağırsaklar, karın ve beyin zarına yerleşirler. Bu devrede tedaviye başlanmamışsa, vücudun direnci azalmaya başlar.
• Üçüncü devrede, verem basilleri kan veya lenf kanalları yoluyla yayılmaya devam eder. Hastada, yorgunluk, balgamlı öksürük, akşamları yükselen hafif ateş, iştahsızlık ve gece terlemeleri görülür. Bu devrede, tedavi edilmezse, diğer akciğer de hastalanabilir. Tedaviye 4 ila 9 ay kadar devam etmek gerekir. Tedavinin ilk şartı temiz ve açık hava, bol gıda ve üzüntüsüz bir hayattır.

Kalp Yetmezliği

Kalbin sağ, sol veya her iki karıncığının; içindeki kanı, her vuruşunda düzenli boşaltamaması şeklinde ortaya çıkar. Üç şekilde görülür;
Sol Kalp Yetmezliği: Hastada nefes darlığı ve kuru öksürük vardır. Geceleri daha zor nefes alır. Çarpıntı, baygınlık ve terleme görülebilir. Buna “kalp astımı” adı verilir. Nedeni; aort veya mitral kapaklarının hastalanması veya koroner rahatsızlığıdır.
Sağ Kalp Yetmezliği: Hastanın ayak ve ayak bilekleri şişer. Buralara parmakla bastırılınca bir süre çukur kalır. El, ayak ve yüzde morarmalar; hazımsızlık ve iştahsızlık görülür. Nedeni, mitral kapağı hastalığı, müzmin bronşit veya doğuştan olan kalp hastalığıdır.
Kaonjestij Kalp Hastalığı: Sağ ve sol kalp yetersizliği bir arada olduğu zaman görülür. Nedeni aort veya mitral kapaklarının hastalanması, müzmin bronşit veya akciğer hastalıkları, romatizma ve tiroid hastalıklarıdır. Hastaların sigara içmemesi, fazla tuz tüketmemesi, uykularını ihmal etmemesi önemlidir. Ayrıca istirahat ederken, sürekli olarak yatılmaması, öfkelenmemesi ve üzülmemesi gerekir.

Korona Virüs (Covid-19) ve Gebelik

Yeni tip korona virüs Covid-19 veya SARS-COV-2 ismi ile bilinen ve yaklaşık 3 aydır tüm dünyada ciddi korku yaratan bu virüs aslında SARS ve MERS gibi ciddi solunum yolu hastalıklarına yol açan ve önceki yıllarda da dünya üzerinde ciddi salgınlar yapmış bir virüs ailesinin üyesi.

Peki gebeleri neler bekliyor? Korunmak için neler yapmalıyız? Hastalık belirtileri nelerdir? Gebelikte geçirilen bir korona virüs enfeksiyonu anneye ve bebeğe ne gibi zararlar verir? Anne karnındaki bebeğe de enfeksiyon geçer mi? Doğum şeklimiz ne olmalı? Doğumdan sonra bebeğimizi korumak için neler gerekli? Hasta olursam bebeğimi emzirebilir miyim? Onu benden alırlar mı?  Endişe içindeki her gebe bu soruların yanıtlarını bilmek istiyor. Ben de Medikent okurları için tüm bu soruları güncel gelişmeler ve son yayınlanan bilimsel çalışmalar ışığında yanıtlamak istiyorum. Şöyle ki; İngiliz Kraliyet Kadın Doğum Derneği son bir ayda özellikle Çin ve ABD’de görülen vakalar üzerinde yapılan çalışmaları değerlendirerek,  korona virüs ve gebelik ile ilgili özel bir bilgilendirme yayımladı. Bu kılavuzla sorular yanıtlarını buldu.

 

Virüs nasıl yayılıyor?

Virüs başlangıç olarak Çin’in Wuhan şehrindeki bir deniz ürünleri pazarında hayvanlardan insanlara bulaşmış olarak başlasa da şu an kabul edilir bulaşma yolu insandan insanadır. Oldukça hızlı yayılan solunum yolu ile bulaşan bir virüstür.

 

Gebelerde korona virüs enfeksiyonunun bulguları nelerdir?

Gebelerde korona virüs enfeksiyonunun bulguları diğer bireylerdekinden farklı değildir. Genellikle hafif veya orta şiddette grip veya grip-benzeri bulgularla karşımıza çıkar. Öksürük, ateş, nefes darlığı ve solunumsal diğer problemler eşlik edebilir. Zatürre ve ciddi derecede solunum yetmezliği genellikle daha yaşlı ve düşkün, bağışıklık sistemi baskılanmış bireylerde gördüğümüz bulgulardır.

 

Anne karnındaki bebeğe etkisi?

Korona virüsün hamilelikte anneden bebeğe geçtiği bir olgu henüz gösterilmemiştir. Özellikle hastalığın en sık görüldüğü ülke olan Çin’de yapılan çalışmalarda, bebeğin içerisinde olduğu amniyon sıvısında, kordon kanında, yenidoğan bebeğin boğazından hemen doğum sonrasında alınmış sürüntü örneklerinde ve anne sütünde virüs izlenmemiştir. Bu sebeple güncel bilgiler ışığında korona virüs enfeksiyonunun anne karnında bebeğe geçmediği kabul edilir. Aynı virüs ailesinin diğer üyelerinin sebep olduğu SARS ve MERS hastalıklarında ciddi derecede düşük ve erken doğum riski görülmüş olsa da yeni tip korona virüs enfeksiyonunda düşük veya erken doğum riskinde bir artış yoktur.

 

Gebelere neler öneriyoruz?

1-Özellikle riskli bölgelere yolculuk planlayan gebelerin seyahatlerini ertelemeleri önerilir.

2-Riskli bölgelere seyahat etmiş ve korona virüs enfeksiyonu geçiren veya şüpheli bir kişiyle temas etmiş olan tüm gebelerin sağlık kuruluşlarına başvurmaları önerilir.

3-Özellikle kişisel hijyen kurallarına dikkat edilmesi, sık el yıkanması, mümkün olduğunca enfeksiyon bulaşma riski olan toplu alanlardan uzak durulması önerilir.

 

Gebelikte enfeksiyon görülürse ne yapmalı?

Tüm önlemlere rağmen gebelik sırasında korona virüs enfeksiyonu geçiren kişiler acilen sağlık kurumlarınca karantina altına alınmalı ve gerekli tedavi başlanmalıdır. Tedavi ve takip süreci diğer bireylerdekinden farklı değildir. Özellikle bu dönemde çekilecek röntgen ve tomografiler bebeği etkileyebileceği için annelerin endişe etmesine sebep olur, ancak anne karnındaki bebek için gerekli koruma önlemleri alındıktan sonra bu tetkiklerin yapılmasına izin verilmelidir. Çünkü anne sağlığı her zaman birinci önceliktir.

Virüsün alındıktan sonra yaklaşık 14 günlük bir kuluçka süresi vardır. Bu sebeple doğuma yakın enfekte olmuş hamilelerde henüz hastalık bulguları ortaya çıkmamış bile olsa, doğumdan sonra hastalık bulguları görülebilir. Böyle bir durumda mutlaka doktora başvurulmalıdır.

 

Korona virüs enfeksiyonu doğum şeklini etkiler mi?

Tüm dünyada görülen olgulardan ve yapılan çalışmalardan elde edilen sonuçlara göre korona virüs enfeksiyonu doğum şeklinizi etkilemez. Enfeksiyon sebebi ile sezaryen olmanıza gerek yoktur. Anne ve bebek sağlığı iyi olduğu sürece normal vajinal doğum beklenmelidir. Ancak annenin genel durumunda enfeksiyona bağlı ciddi derecede sıkıntılar varsa sezaryen düşünülebilir.

 

Korona virüs ile enfekte bir anne bebeğini emzirebilir mi?

Korona virüsün anneden bebeğe anne karnında geçmediği net şekilde gösterilmiştir. Ancak doğumdan hemen sonra anne ile temasa bağlı bulaş gerçekleşebilir. Bazı ülkelerde korona virüslü annelerin bebeği doğduktan hemen sonra yanlarından alınmış başka bir ortamda gözlenmiş ve anne sütü verilmemiştir. Ancak şu an tüm dünyada kabul gören yaklaşım anne ile bebeğin birlikte kalması yönündedir. Anne bebek bağlanmasının sağlanması bebeğin sağlığı için anne sütünü rahatlıkla alması hem anne hem de bebek için hayati derecede önemlidir. Bu nedenle anne ile bebek bazı önlemler alınarak aynı odada izlenebilir.

Bu önlemler:

  • Bebeği emzirmeden veya emzik biberon gibi materyallerle temas etmeden önce mutlaka eller yıkanmalıdır.
  • Emzirme için memeye alındığında mutlaka bir koruyucu yüz maskesi takılmalıdır.
  • Anne sütü sağılarak veriliyor ise sağım setleri ve pompalar mutlaka uygun koşullarda sterilize edilmelidir.
  • Eğer sağılarak süt veriliyorsa sütü veya mamayı bu konuda tecrübeli başka birisi bebeğe vermelidir.