Kadın Hastalıkları ve Doğum - Tıbbi Bölümlerimiz - Kent Sağlık Grubu | 0 850 222 53 68
Yükleniyor..

Kadın Hastalıkları ve Doğum

İzmir Kent Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği’mizde kadın sağlığı ve hastalıkları, hamilelik, doğum ve lohusalık olmak üzere tüm gebelik sürecinin takibi, anne karnında cerrahi müdahalelerin yapılması, menopoz dönemi rahatsızlıkları ile jinekolojik kanserlerin tanı ve tedavisinde deneyimli ve uzman bir ekiple hizmet vermekteyiz. Hastalarımızın gerek görülen tüm radyolojik ve laboratuvar tetkikleri ile konsültasyon talepleri, hastanemiz bünyesinde yapılmaktadır.

Poliklinikte küçük cerrahi girişimler, lokal veya genel anestezi altında hastanın onayı ile yapılmaktadır. Bu işlemlere örnek olarak; rahim ağzından biyopsi alınması, rahim ağzını dondurma (krioterapi), rahim ağzının yakılması (koterizasyon), abse boşaltılması, rahim ağzına mikroskop altında büyütülerek bakılması (kolposkopi), rahim içinden örnek alınması (endometrial biyopsi) ve kürtajı (tanısal ve gebelik sonlandırma) verebiliriz.

Gebelik ve Gebelik Takibi

Gebelik ortalama 9 ay 10 gün veya 40 hafta devam eden bir süreçtir. Gebelik, 3 dönemde değerlendirilmektedir. İlk 3 ay “1. Trimester”, 4-6 aylar “2. Trimester”, 7-9 aylar ise “3. Trimester” olarak adlandırılır. Gebeliğin ilk 3 aylık dönemi yani “1. Trimester”, salgılanmakta olan gebelik hormonuna bağlı keskin değişimler ve vücudun gebeliğe alışma süreci nedeniyle gebeliğin diğer dönemlerine göre daha zor bir dönemdir. 

Gebelik öncesi hasta değerlendirilmesi ve gebeliğe hazırlanması, gebelik takibidir. Bu süreçler:
• Gebeliğin doğrulanması (Ultrasonografik olarak ve kanda gebelik testi- ẞ-hCG yapılarak)
• Gebelik rutin tetkiklerinin yapılması (Kan ve idrar testleri)
• Gebelikte genetik tarama testlerinin yapılması (Down sendromu-Trisomi 21, Trisomi 13 ve Trisomi 18) 

İzmir Kent Hastanesi Doğum Kliniğimizde gebelik ultrason incelemeleri, ultrasonografi için radyoloji bölümüne ya da başka merkezlere yönlendirilme yapılmaksızın, kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarınca gerçekleştirilmektedir.


Genetik Tarama Testi Nedir?

Bebeğin kromozom anomalileri yönünden; Down sendromu-Trisomi 21, Trisomi 13 ve Trisomi 18 için belli bir risk grubunda olup olmadığı araştırılmaktadır. Bu test sonuçlarına göre anne-baba adaylarına bebeklerinin adı geçen kromozomal anomaliler yönünden riskli bir gruba girip girmedikleri yönünde bilgi verilmektedir. Bu test sonuçlarına bakılarak “Bebeğiniz tamamen sağlıklı ya da hasta” demek mümkün değildir.

İlk 3 Ay Tarama Testi (İkili Test)

Gebeliğin 11-14. haftaları arasında yapılır. Ense kalınlığı (Nuchal Translucency) ölçümü ile anne kanında “PAPP-A” ve “serbest ẞ-hCG” adlı iki hormona bakılarak, Down sendromu-Trisomi 21, Trisomi 13 ve Trisomi 18 için risk hesaplaması yapılmaktadır. Bu tarama testi sırasında kliniğimizde bebeğin sağlık durumunun değerlendirmesine ek katkı sağlayan parametreler de incelenmektedir.

Bu parametreler:

• Bebeğin burun kemiği (Nasal kemik-nasal bone)
• Bebeğin yüz açısı (Facial açı-facial angle)
• Intrakranial şeffaflık (Intracranial translucency): Spina bifida erken tanısı için Ductus venosus doppler incelemesi
• Hepatik arter doppler incelemesi
• Uterin arter doppler incelemesi: Preeklampsi - gebelik hipertansiyonu ve bebekte gelişme kısıtlanması riskinin belirlenmesi
• Rahim ağzı (serviks) uzunluğu ölçülmesi: Erken doğum riskinin belirlenmesi

İkinci 3 Ay Tarama Testi (Üçlü-Dörtlü Test)

İlk üç ay tarama testini yaptıramamış olan hastalarda tercih edilmektedir. Gebeliğin 15-21. haftaları arasında yapılmaktadır. Fetal biyometriye ek olarak, anne karnında serbest ẞ-hCG, estriol, AFP (üçlü test) ve Inhibin (dörtlü test) bakılarak Down sendromu-Trisomi 21, Trisomi 13 ve 18 için risk hesaplaması yapılmaktadır.

Önemli Not: Kliniğimizde her gebeye sadece bir tane genetik tarama testi önerilmektedir ve bu da ilk üç ay tarama testi (ikili test) şeklindedir. Sadece ilk üç ay tarama testini yaptıramamış olan hastalarımıza ikinci üç ay tarama testini (üçlü-dörtlü test) önermekteyiz. İki testin birlikte yapılıp, ayrı ayrı değerlendirilmesi sonucunda 100 gebeden 10’una (yanlış pozitiflik nedeniyle) gereksiz yere amniosentez yapılmış olacaktır. İki testin birlikte yapılabilmesi için entegre tarama yöntemi uygulanarak tek sonuç veren programlar kullanılıp, değerlendirme yapmak gerekmektedir.

Tarama test sonuçları, doktorunuz tarafından değerlendirilerek, riskli gruba girip girmediğiniz belirlenmektedir. Yüksek riskli grupta olan hastalara “Genetik Tanı Testleri” önerilmektedir.

Genetik Tanı Testleri

Kent Hastanesi'nde tarama testleri sonucunda yüksek riskli bulunan gebelere genetik tanı yapılarak bebeğin kromozomları belirlenerek kromozomlarda sayısal ve yapısal anomali olup olmadığı belirlenip ve kesin sonuç verilmektedir.

Korion Villus Örneklemesi (CVS): Gebeliğin 11-14. haftaları arasında anne karnından iğne yardımı ile girilerek, plasentadan (bebeğin eşi) fetal hücreler aspire edilerek, genetik inceleme yapılmaktadır.


Amniosentez:
 Gebeliğin 16-22. haftaları arasında anne karnından iğne yardımı ile girilerek, amnion sıvısından (bebeğin içinde geliştiği sıvı) örnekleme yapılmaktadır.


Kordosentez:
 Gebeliğin 20. haftasından sonra anne karnından iğne yardımı ile girilerek göbek kordonundan bebeğe ait kan örneği alınarak yapılmaktadır.


Gebelik takiplerinin ultrasonografi eşliğinde (2 boyutlu, 3 ve 4 boyutlu, renkli doppler ve power doppler inceleme) yapılmaktadır.


18-23 hafta genetik sonogram (ayrıntılı- detaylı ultrasonografik inceleme): Bebeğin organ gelişimi incelenmektedir.

Doğal Doğum

Doğal doğum; kendiliğinden başlayan, mümkün olduğunca müdahale edilmeyen, doğal hormonların aktif olarak salgılanmasına izin verilen, bebeğin doğar doğmaz daha kordonu kesilmeden anne kucağıyla buluştuğu ve ilk emzirmeye kadar orada kaldığı bir doğum şeklidir. Çünkü kendiliğinden başlayan doğal bir doğumda beden ve bebek ne yapacaklarını bildikleri mükemmel bir çalışma içindedirler. Yapacağınız her müdahale bu işleyişi az ya da çok bozabilmektedir. İdeal olan bedenin bu mükemmel çalışmasını destekleyecek bir ortam yaratılarak anne ve bebeğinin fiziksel ve duygusal olarak desteklenmeleridir. Bu sayede hiçbir ilaç ve müdahaleye maruz kalmayan bir anne, bebeğini tüm doğal hormonlarının etkisi altında doğuracak, doğar doğmaz bebeğini göğsüne alabilecek ve bebeği ile güçlü bir bağ kurabilecektir. Doğum sonrasındaki kritik dakikalar anne ve bebeğinin bağ kurması açısından çok önemlidir. Sevgi ve coşku dolu bu doğum sonrasında anne ve bebeğinin buluşması onların gelecekteki davranışlarını da olumlu etkileyecektir.

 

Buradaki kritik kelime “mümkün olduğunca”dır. Doğal doğum felsefesi, gerekli modern tıbbi müdahaleleri dışlayan bir felsefe değildir. Tam tersine gerektiği zaman modern tıbbın tüm olumlu müdahaleleri kullanılacaktır. Burada önemli olan müdahalelerin fark gözetilmeden her anneye rutin olarak uygulanması yerine, gerekli şartlarda gerekli doğumlarda uygulanmasıdır. Bu yüzden doğal doğum düşünen annelerin karşılaşabilecekleri tüm müdahaleleri bilmesi ve gerektiğinde bunları kullanabilmesi teşvik edilmektedir. Ne olursa olsun, kesinlikle hiçbir müdahale yapılmadan bir doğumun hedeflenmesi en büyük yanlış olacaktır. Gerektiğinde yapılacak bu müdahaleler gerek annenin gerekse bebeğin sağlığı üzerinde olumlu etkiler yaratmaktadır. Bu yüzden müdahalesiz doğum yerine, mümkün olduğunca müdahalesiz ancak kesinlikle sağlıklı bir anne ve bebeğinin hedeflendiği bir doğum şekli en akılcı çözüm olacaktır.

 

Doğal bir doğumun en büyük avantajı, ilaç kullanımının en az seviyede olmasıdır. Bu sayede anne ve bebeği hazır olduğunda doğum başlayacak ve doğumun kontrolü doğal olarak salgılanan hormonlarda olacaktır. İlaçsız bir doğumla anne doğumun coşkusunu tüm farkındalığı ile hissedecek, bebekse aktifliği sayesinde yeni hayatına çok daha kolay uyum sağlayacaktır.

 

Doğum bir kas eylemidir

Rahat bir doğal doğum için temel amaç, korkuyu gidermek ve gevşemeyi sağlayarak rahim kaslarının çalışmasına izin vermek olmalıdır. Doğal doğum, bir bilinç eylemi değildir. Doğal doğum, kontrolün bedene ve bebeğe bırakılmasıdır. Bilincin dinlendirildiği ve doğal hormonların kontrolünde yapılan bir eylemdir.

“Sevgi hormonu” olarak bilinen oksitosin, doğumu sağlayan ve kasların bebeğin dışarı fırlatılmasına yardımcı olduğu bir hormondur. Oksitosin, beyinde hipotalamusta üretilmektedir. Doğum dalgalarının belli aralıklarla gelmesinden sorumludur. Bu hormon, prolaktin (süt hormonu) ile birleştiğinde annelik ve beslenme içgüdüsünü çalıştırmaktadır. Oksitosin, hamilelikte yükselir, doğum sırasında ise en yüksek seviyeye ulaşır. Doğumda adrenalin ile birleşip bebeğin çıkmasına yardım etmektedir. Oksitosin, doğuma yakın plasenta çıkışını da kolaylaştırır.

Anne adaylarının doğumla ilgili tercihler yaparken bedenlerini tanımaları çok önemlidir. Ağrısız doğum; oturduğunuz yerde, hiçbir şey hissetmeden yaptığınız doğum değildir. Elbette doğum çalıştığınız, terlediğiniz, bazen zorlanabildiğiniz bir eylemdir. Doğal doğum, uygun doğum şartları sağlandığında her kadının yapabileceği bir doğum şeklidir.

Doğum bir kas eylemidir. Rahim kası, kadın vücudunda en çok büyüyen kas grubudur. “Dalga” adını verdiğimiz kasılmalarla rahim kasları uyum içerisinde doğuma hazırlanmaktadır. Bu nedenle anne adaylarına “Doğumdan korkmayın ve doğumu her anıyla yaşayın. Unutmayın ki doğum anı ve sonrasındaki kritik saatler bebeğinizin geleceğine yatırımdır.” diyoruz. 



Menopozda Hormon Tedavisi

Menopoz kadınlarda adet kanamalarının kesilmesi ile başlayan doğal bir süreçtir. Bir yıl adet görmeyen bir kadında menopozdan söz edilebilmektedir. Menopoz döneminde adetlerin kesilmesi birdenbire olmaz. Ortalama 2 yıl süren bir geçiş dönemi vardır. Türkiye’de veriler net olmamakla birlikte ortalama menopoz yaşı 47.1’dir. Menopozun 40 yaşından önce olması “erken menopoz” olarak adlandırılır. Kadınların ortalama yaşam süresi 74.6 olduğu göz önüne alınırsa bir kadının hayatının üçte birini menopoz döneminde geçirdiği görülmektedir. Yumurtalıklardan salgılanan hormon miktarı azaldıkça önce adetler düzensizleşip, zamanla adetler tamamen bitmektedir. Ayrıca yumurtalıkların ameliyatla alınması durumunda da menopoz görülmektedir. Annesi erken menopoza giren kadınlarda erken menopoz riski daha fazladır. Doğum yapmış olan kadınlarda yapmamış olanlara göre menopoz daha geç görülmekte ve günde 10 veya daha fazla sigara içen kadınlarda menopoz yaşı 1,5 yıl erkene çekilmektedir.

Yumurtalık Hastalıkları

Yumurtalıklar (over) karın boşluğunda rahimin iki yanında bağlarla asılı olarak yerleşmiş organlardır. Kadınlarda doğurganlığı sağlayan yumurta, yumurtalıklarda depolanmakatadır. Normalde kadınlarda iki tane yumurtalık bulunur. Bunlar yumurta üreten ve bunları salan organlardır. Ayrıca östrojen ve progesteron gibi kadınlık hormonlarını da salgılamaktadır.

Jinekolojik muayene ve pelvik ultrasonografi ile tespit edilen yumurtalık hastalıkları, kadınlarda kısırlığın nedeni olabildiği gibi fonksiyonel kistlere ve over kanserine de yol açabilmektedir.

Yumurtalık İltihabı

Karında ağrı, ateş ve kokulu akıntı genel bulgulardır. Muayene ve akıntının mikrobiyolojik olarak incelenmesiyle tanı konulmaktadır. Tedavi edilmediği durumlarda yumurtalıktaki iltihap kronik hale gelmekte ve apse oluşturup, tüplerde tıkanıklığa ve kısırlığa yol açmaktadır. Bu durumda yumurtalığın ve tüplerin ameliyatla alınması gerekebilmektedir.

Yumurtalık Kistleri

Yumurtalık kistleri, yumurtalıklarda yerleşmiş içi sıvı dolu keselerdir. Yumurtalık kistleri çok sık görülmekte olup genellikle iki çeşittir; fonksiyonel ve anormal. Fonksiyonel kistler, yumurtalığın normal fonksiyonu icabı gelişirler. Genelde anormal kistlerden daha ufak olup tedaviye gerek kalmaksızın kendiliğinden gitmektedirler.

Dermoid Kist

Yumurtalıklarda bulunan üreme hücrelerinden gelişmektedir. Tedavisi, kistlerin cerrahi yöntemle çıkarılmasıdır. Kist, kanser olarak değerlendirilirse kanserin evresine göre sadece yumurtalığın alınması, rahim ve yumurtalıkların karın zarı lenf bezleri ve appendiksin alınması tercih edilmektedir.


Çikolata Kisti (Endometriosis)

Rahmin iç duvarının, yumurtalıklarda yerleşmesidir. Temel bulgusu ağrıdır. Yumurtalıkta oluşan kist, erimiş çikolataya benzediğinden “çikolata kisti” olarak adlandırılır ve kısırlık nedenlerinden biridir. Kronik bir hastalıktır ve tekrarlayabilmektedir. Bu kistler cerrahi girişimle çıkarılmakta ve yeni odakları baskılayıcı tedavi uygulanmaktadır.


Polistik Over

Yumurtalıkların civarında sıralanmış küçük kistlerdir. Adet gecikmelerine yol açmaktadır. Bunun yanı sıra Tip2 diyabet, kalp damar hastalığı, obezite, kısırlık, gebelikte düşük risklerini tetikleyebilir. Tedavi, hastanın durumuna göre uygulanmaktadır.


Yumurtalık Kanseri

Genellikle 50 yaş üstü kadınlarda görülmektedir. Yumurtalık kanseri; erken menopoza giren ve ailesinde yumurtalık kanseri olan kadınlarda daha sık görülmektedir.. Kanser, yumurtalıklardan başlayarak vücudun çeşitli yerlerine örneğin, meme, rahim veya bağırsaklara yayılabilir. Erken tanı ve doğru tedavi çok önemlidir. Çok belirgin bulgu vermeyen yumurtalık kanserini erken evrelerde teşhis etmek genellikle mümkün olamamakta ve kanserin ileri evresinde tanı konulmaktadır. Bu nedenle özellikle 40 yaş üstü kadınların düzenli muayene olmaları önemlidir.

Tüp Bebek Merkezi (IVF)

“Bebek Dostu Hastane” unvanına sahip olan Kent Sağlık Grubu Tüp Bebek Merkezi'miz (IVF), hastanenin kuruluşu olan 2004 yılından itibaren faaliyet göstermektedir. Kent Tüp Bebek Merkezi'miz, deneyimli ekibi, uygulamadaki yüksek başarı oranıyla yalnız İzmir değil, Türkiye’nin dört bir yanından hastaların tercih ettiği bir merkezdir. 

Doğal yollardan bebek sahibi olamayan çiftlerde uygulanan tüp bebek tedavisinde erkek ve kadına ait olan üreme hücrelerinin laboratuvar ortamında özel koşullarda döllenmesi ve anne rahminde bebeğin tutunması amaçlanmaktadır. Tüp bebek yöntemiyle doğan bebekler, normal doğal yöntemlerle dünyaya gelmiş olan bebeklerden farklı değildir. 

Kent Sağlık Grubu Tüp Bebek Merkezi'mize bebek sahibi olma arzusu ile başvuran çiftlerde tanı  sonrası  öncelikle neden çocuk sahibi olamadıklarının nedenleri; genel  sağlık  testleri, hormon  analizi (bazal hormon profili), semen  analizi (spermiogram), gerekirse immunolojik  testler, rahim  filmi (HSG) ve rahim  incelemesi  (gerekirse) yapılarak saptanmaktadır. Sonrasında da uygulanabilecek tedavi seçenekleri belirlenmektedir.