Kadın Hastalıkları ve Doğum - Tıbbi Bölümlerimiz - Kent Sağlık Grubu | 0 850 222 53 68
Yükleniyor..

Kadın Hastalıkları ve Doğum


İzmir Kent Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği’mizde
kadın sağlığı ve hastalıkları, hamilelik, doğum ve lohusalık olmak üzere tüm gebelik sürecinin takibi, anne karnında cerrahi müdahalelerin yapılması, menopoz dönemi rahatsızlıkları ile jinekolojik kanserlerin tanı ve tedavisinde deneyimli ve uzman bir ekiple hizmet vermekteyiz. Hastalarımızın gerek görülen tüm radyolojik ve laboratuvar tetkikleri ile konsültasyon talepleri, hastanemiz bünyesinde yapılmaktadır.

Poliklinikte küçük cerrahi girişimler, lokal veya genel anestezi altında hastanın onayı ile yapılmaktadır. Bu işlemlere örnek olarak; rahim ağzından biyopsi alınması, rahim ağzını dondurma (krioterapi), rahim ağzının yakılması (koterizasyon), abse boşaltılması, rahim ağzına mikroskop altında büyütülerek bakılması (kolposkopi), rahim içinden örnek alınması (endometrial biyopsi) ve kürtajı (tanısal ve gebelik sonlandırma) verebiliriz.

Gebelik Öncesi

Bebek sahibi olmaya karar vermiş çiftler için bu sürede hazırlık, hem annenin hem de bebeğin sağlıklı olması için yararlıdır. Bu nedenle hamile kalmaya karar verildiğinde doktora başvurulmalıdır. Doktor, hamilelik, doğum veya doğum sonrası oluşabilecek riskli durumların belirlenebilmesi için bazı tahliller isteyecek ve muayene edecektir. Jinekolojik muayene ile birlikte rahim ağzı enfeksiyonu ve rahim kanserlerinin tespiti için smear testi uygulanabilmektedir. Ayrıca anne adayına anemi, enfeksiyon hastalıklarının taraması, Hepatit B, C, HIV ve kızamıkçık testlerinin yapılması yararlı olacaktır. Hipertansiyon, obezite, diyabet, guatr ve anemi gibi hastalığı bulunan anne adaylarının hamileliğe hazırlık döneminde ve hamilelik süresince doktor takibi altında olmaları yararlı olacaktır.

Öte yandan, doğum kontrol hapı kullanan anne adaylarının en az üç ay öncesinden doğum kontrol ilaçlarını kullanmayı bırakmaları gerekmektedir. Üç ay öncesinden folik asit kullanılmaya başlanılmalıdır. Alkol ve sigara alışkanlığı olan anne adaylarının hamilelik öncesinde sigara ve alkol kullanımını bırakması önemlidir. Anne adayları, düzenli beslenmeye özen göstermeli, hazır gıdaları tüketmekten kaçınmalıdır. Toksoplazma riskine karşı gerekli önlemler alınmalı, radyasyon tehlikesi bulunan yerlerden uzak durulmalıdır.



Gebelik ve Gebelik Takibi

Gebelik ortalama 9 ay 10 gün veya 40 hafta devam eden bir süreçtir. Gebelik, 3 dönemde değerlendirilmektedir. İlk 3 ay “1. Trimester”, 4-6 aylar “2. Trimester”, 7-9 aylar ise “3. Trimester” olarak adlandırılır. Gebeliğin ilk 3 aylık dönemi yani “1. Trimester”, salgılanmakta olan gebelik hormonuna bağlı keskin değişimler ve vücudun gebeliğe alışma süreci nedeniyle gebeliğin diğer dönemlerine göre daha zor bir dönemdir. 

Gebelik öncesi hasta değerlendirilmesi ve gebeliğe hazırlanması, gebelik takibidir. Bu süreçler:
• Gebeliğin doğrulanması (Ultrasonografik olarak ve kanda gebelik testi- ẞ-hCG yapılarak)
• Gebelik rutin tetkiklerinin yapılması (Kan ve idrar testleri)
• Gebelikte genetik tarama testlerinin yapılması (Down sendromu-Trisomi 21, Trisomi 13 ve Trisomi 18) 

İzmir Kent Hastanesi Doğum Kliniğimizde gebelik ultrason incelemeleri, ultrasonografi için radyoloji bölümüne ya da başka merkezlere yönlendirilme yapılmaksızın, kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarınca gerçekleştirilmektedir.


Genetik Tarama Testi Nedir?

Bebeğin kromozom anomalileri yönünden; Down sendromu-Trisomi 21, Trisomi 13 ve Trisomi 18 için belli bir risk grubunda olup olmadığı araştırılmaktadır. Bu test sonuçlarına göre anne-baba adaylarına bebeklerinin adı geçen kromozomal anomaliler yönünden riskli bir gruba girip girmedikleri yönünde bilgi verilmektedir. Bu test sonuçlarına bakılarak “Bebeğiniz tamamen sağlıklı ya da hasta” demek mümkün değildir.

İlk 3 Ay Tarama Testi (İkili Test)

Gebeliğin 11-14. haftaları arasında yapılır. Ense kalınlığı (Nuchal Translucency) ölçümü ile anne kanında “PAPP-A” ve “serbest ẞ-hCG” adlı iki hormona bakılarak, Down sendromu-Trisomi 21, Trisomi 13 ve Trisomi 18 için risk hesaplaması yapılmaktadır. Bu tarama testi sırasında kliniğimizde bebeğin sağlık durumunun değerlendirmesine ek katkı sağlayan parametreler de incelenmektedir.

Bu parametreler:

• Bebeğin burun kemiği (Nasal kemik-nasal bone)
• Bebeğin yüz açısı (Facial açı-facial angle)
• Intrakranial şeffaflık (Intracranial translucency): Spina bifida erken tanısı için Ductus venosus doppler incelemesi
• Hepatik arter doppler incelemesi
• Uterin arter doppler incelemesi: Preeklampsi - gebelik hipertansiyonu ve bebekte gelişme kısıtlanması riskinin belirlenmesi
• Rahim ağzı (serviks) uzunluğu ölçülmesi: Erken doğum riskinin belirlenmesi

İkinci 3 Ay Tarama Testi (Üçlü-Dörtlü Test)

İlk üç ay tarama testini yaptıramamış olan hastalarda tercih edilmektedir. Gebeliğin 15-21. haftaları arasında yapılmaktadır. Fetal biyometriye ek olarak, anne karnında serbest ẞ-hCG, estriol, AFP (üçlü test) ve Inhibin (dörtlü test) bakılarak Down sendromu-Trisomi 21, Trisomi 13 ve 18 için risk hesaplaması yapılmaktadır.

Önemli Not: Kliniğimizde her gebeye sadece bir tane genetik tarama testi önerilmektedir ve bu da ilk üç ay tarama testi (ikili test) şeklindedir. Sadece ilk üç ay tarama testini yaptıramamış olan hastalarımıza ikinci üç ay tarama testini (üçlü-dörtlü test) önermekteyiz. İki testin birlikte yapılıp, ayrı ayrı değerlendirilmesi sonucunda 100 gebeden 10’una (yanlış pozitiflik nedeniyle) gereksiz yere amniosentez yapılmış olacaktır. İki testin birlikte yapılabilmesi için entegre tarama yöntemi uygulanarak tek sonuç veren programlar kullanılıp, değerlendirme yapmak gerekmektedir.

Tarama test sonuçları, doktorunuz tarafından değerlendirilerek, riskli gruba girip girmediğiniz belirlenmektedir. Yüksek riskli grupta olan hastalara “Genetik Tanı Testleri” önerilmektedir.

Genetik Tanı Testleri

Kent Hastanesi'nde tarama testleri sonucunda yüksek riskli bulunan gebelere genetik tanı yapılarak bebeğin kromozomları belirlenerek kromozomlarda sayısal ve yapısal anomali olup olmadığı belirlenip ve kesin sonuç verilmektedir.

Korion Villus Örneklemesi (CVS): Gebeliğin 11-14. haftaları arasında anne karnından iğne yardımı ile girilerek, plasentadan (bebeğin eşi) fetal hücreler aspire edilerek, genetik inceleme yapılmaktadır.


Amniosentez:
 Gebeliğin 16-22. haftaları arasında anne karnından iğne yardımı ile girilerek, amnion sıvısından (bebeğin içinde geliştiği sıvı) örnekleme yapılmaktadır.


Kordosentez:
 Gebeliğin 20. haftasından sonra anne karnından iğne yardımı ile girilerek göbek kordonundan bebeğe ait kan örneği alınarak yapılmaktadır.


Gebelik takiplerinin ultrasonografi eşliğinde (2 boyutlu, 3 ve 4 boyutlu, renkli doppler ve power doppler inceleme) yapılmaktadır.


18-23 hafta genetik sonogram (ayrıntılı- detaylı ultrasonografik inceleme): Bebeğin organ gelişimi incelenmektedir.

Doğal Doğum

Doğal doğum; kendiliğinden başlayan, mümkün olduğunca müdahale edilmeyen, doğal hormonların aktif olarak salgılanmasına izin verilen, bebeğin doğar doğmaz daha kordonu kesilmeden anne kucağıyla buluştuğu ve ilk emzirmeye kadar orada kaldığı bir doğum şeklidir. Çünkü kendiliğinden başlayan doğal bir doğumda beden ve bebek ne yapacaklarını bildikleri mükemmel bir çalışma içindedirler. Yapacağınız her müdahale bu işleyişi az ya da çok bozabilmektedir. İdeal olan bedenin bu mükemmel çalışmasını destekleyecek bir ortam yaratılarak anne ve bebeğinin fiziksel ve duygusal olarak desteklenmeleridir. Bu sayede hiçbir ilaç ve müdahaleye maruz kalmayan bir anne, bebeğini tüm doğal hormonlarının etkisi altında doğuracak, doğar doğmaz bebeğini göğsüne alabilecek ve bebeği ile güçlü bir bağ kurabilecektir. Doğum sonrasındaki kritik dakikalar anne ve bebeğinin bağ kurması açısından çok önemlidir. Sevgi ve coşku dolu bu doğum sonrasında anne ve bebeğinin buluşması onların gelecekteki davranışlarını da olumlu etkileyecektir.

 

Buradaki kritik kelime “mümkün olduğunca”dır. Doğal doğum felsefesi, gerekli modern tıbbi müdahaleleri dışlayan bir felsefe değildir. Tam tersine gerektiği zaman modern tıbbın tüm olumlu müdahaleleri kullanılacaktır. Burada önemli olan müdahalelerin fark gözetilmeden her anneye rutin olarak uygulanması yerine, gerekli şartlarda gerekli doğumlarda uygulanmasıdır. Bu yüzden doğal doğum düşünen annelerin karşılaşabilecekleri tüm müdahaleleri bilmesi ve gerektiğinde bunları kullanabilmesi teşvik edilmektedir. Ne olursa olsun, kesinlikle hiçbir müdahale yapılmadan bir doğumun hedeflenmesi en büyük yanlış olacaktır. Gerektiğinde yapılacak bu müdahaleler gerek annenin gerekse bebeğin sağlığı üzerinde olumlu etkiler yaratmaktadır. Bu yüzden müdahalesiz doğum yerine, mümkün olduğunca müdahalesiz ancak kesinlikle sağlıklı bir anne ve bebeğinin hedeflendiği bir doğum şekli en akılcı çözüm olacaktır.

 

Doğal bir doğumun en büyük avantajı, ilaç kullanımının en az seviyede olmasıdır. Bu sayede anne ve bebeği hazır olduğunda doğum başlayacak ve doğumun kontrolü doğal olarak salgılanan hormonlarda olacaktır. İlaçsız bir doğumla anne doğumun coşkusunu tüm farkındalığı ile hissedecek, bebekse aktifliği sayesinde yeni hayatına çok daha kolay uyum sağlayacaktır.

 

Doğum bir kas eylemidir

Rahat bir doğal doğum için temel amaç, korkuyu gidermek ve gevşemeyi sağlayarak rahim kaslarının çalışmasına izin vermek olmalıdır. Doğal doğum, bir bilinç eylemi değildir. Doğal doğum, kontrolün bedene ve bebeğe bırakılmasıdır. Bilincin dinlendirildiği ve doğal hormonların kontrolünde yapılan bir eylemdir.

“Sevgi hormonu” olarak bilinen oksitosin, doğumu sağlayan ve kasların bebeğin dışarı fırlatılmasına yardımcı olduğu bir hormondur. Oksitosin, beyinde hipotalamusta üretilmektedir. Doğum dalgalarının belli aralıklarla gelmesinden sorumludur. Bu hormon, prolaktin (süt hormonu) ile birleştiğinde annelik ve beslenme içgüdüsünü çalıştırmaktadır. Oksitosin, hamilelikte yükselir, doğum sırasında ise en yüksek seviyeye ulaşır. Doğumda adrenalin ile birleşip bebeğin çıkmasına yardım etmektedir. Oksitosin, doğuma yakın plasenta çıkışını da kolaylaştırır.

Anne adaylarının doğumla ilgili tercihler yaparken bedenlerini tanımaları çok önemlidir. Ağrısız doğum; oturduğunuz yerde, hiçbir şey hissetmeden yaptığınız doğum değildir. Elbette doğum çalıştığınız, terlediğiniz, bazen zorlanabildiğiniz bir eylemdir. Doğal doğum, uygun doğum şartları sağlandığında her kadının yapabileceği bir doğum şeklidir.

Doğum bir kas eylemidir. Rahim kası, kadın vücudunda en çok büyüyen kas grubudur. “Dalga” adını verdiğimiz kasılmalarla rahim kasları uyum içerisinde doğuma hazırlanmaktadır. Bu nedenle anne adaylarına “Doğumdan korkmayın ve doğumu her anıyla yaşayın. Unutmayın ki doğum anı ve sonrasındaki kritik saatler bebeğinizin geleceğine yatırımdır.” diyoruz. 



Menopozda Hormon Tedavisi

Menopoz kadınlarda adet kanamalarının kesilmesi ile başlayan doğal bir süreçtir. Bir yıl adet görmeyen bir kadında menopozdan söz edilebilmektedir. Menopoz döneminde adetlerin kesilmesi birdenbire olmaz. Ortalama 2 yıl süren bir geçiş dönemi vardır. Türkiye’de veriler net olmamakla birlikte ortalama menopoz yaşı 47.1’dir. Menopozun 40 yaşından önce olması “erken menopoz” olarak adlandırılır. Kadınların ortalama yaşam süresi 74.6 olduğu göz önüne alınırsa bir kadının hayatının üçte birini menopoz döneminde geçirdiği görülmektedir. Yumurtalıklardan salgılanan hormon miktarı azaldıkça önce adetler düzensizleşip, zamanla adetler tamamen bitmektedir. Ayrıca yumurtalıkların ameliyatla alınması durumunda da menopoz görülmektedir. Annesi erken menopoza giren kadınlarda erken menopoz riski daha fazladır. Doğum yapmış olan kadınlarda yapmamış olanlara göre menopoz daha geç görülmekte ve günde 10 veya daha fazla sigara içen kadınlarda menopoz yaşı 1,5 yıl erkene çekilmektedir.

Yumurtalık Hastalıkları

Yumurtalıklar (over) karın boşluğunda rahimin iki yanında bağlarla asılı olarak yerleşmiş organlardır. Kadınlarda doğurganlığı sağlayan yumurta, yumurtalıklarda depolanmakatadır. Normalde kadınlarda iki tane yumurtalık bulunur. Bunlar yumurta üreten ve bunları salan organlardır. Ayrıca östrojen ve progesteron gibi kadınlık hormonlarını da salgılamaktadır.

Jinekolojik muayene ve pelvik ultrasonografi ile tespit edilen yumurtalık hastalıkları, kadınlarda kısırlığın nedeni olabildiği gibi fonksiyonel kistlere ve over kanserine de yol açabilmektedir.

Yumurtalık İltihabı

Karında ağrı, ateş ve kokulu akıntı genel bulgulardır. Muayene ve akıntının mikrobiyolojik olarak incelenmesiyle tanı konulmaktadır. Tedavi edilmediği durumlarda yumurtalıktaki iltihap kronik hale gelmekte ve apse oluşturup, tüplerde tıkanıklığa ve kısırlığa yol açmaktadır. Bu durumda yumurtalığın ve tüplerin ameliyatla alınması gerekebilmektedir.

Yumurtalık Kistleri

Yumurtalık kistleri, yumurtalıklarda yerleşmiş içi sıvı dolu keselerdir. Yumurtalık kistleri çok sık görülmekte olup genellikle iki çeşittir; fonksiyonel ve anormal. Fonksiyonel kistler, yumurtalığın normal fonksiyonu icabı gelişirler. Genelde anormal kistlerden daha ufak olup tedaviye gerek kalmaksızın kendiliğinden gitmektedirler.

Dermoid Kist

Yumurtalıklarda bulunan üreme hücrelerinden gelişmektedir. Tedavisi, kistlerin cerrahi yöntemle çıkarılmasıdır. Kist, kanser olarak değerlendirilirse kanserin evresine göre sadece yumurtalığın alınması, rahim ve yumurtalıkların karın zarı lenf bezleri ve appendiksin alınması tercih edilmektedir.


Çikolata Kisti (Endometriosis)

Rahmin iç duvarının, yumurtalıklarda yerleşmesidir. Temel bulgusu ağrıdır. Yumurtalıkta oluşan kist, erimiş çikolataya benzediğinden “çikolata kisti” olarak adlandırılır ve kısırlık nedenlerinden biridir. Kronik bir hastalıktır ve tekrarlayabilmektedir. Bu kistler cerrahi girişimle çıkarılmakta ve yeni odakları baskılayıcı tedavi uygulanmaktadır.


Polistik Over

Yumurtalıkların civarında sıralanmış küçük kistlerdir. Adet gecikmelerine yol açmaktadır. Bunun yanı sıra Tip2 diyabet, kalp damar hastalığı, obezite, kısırlık, gebelikte düşük risklerini tetikleyebilir. Tedavi, hastanın durumuna göre uygulanmaktadır.


Yumurtalık Kanseri

Genellikle 50 yaş üstü kadınlarda görülmektedir. Yumurtalık kanseri; erken menopoza giren ve ailesinde yumurtalık kanseri olan kadınlarda daha sık görülmektedir.. Kanser, yumurtalıklardan başlayarak vücudun çeşitli yerlerine örneğin, meme, rahim veya bağırsaklara yayılabilir. Erken tanı ve doğru tedavi çok önemlidir. Çok belirgin bulgu vermeyen yumurtalık kanserini erken evrelerde teşhis etmek genellikle mümkün olamamakta ve kanserin ileri evresinde tanı konulmaktadır. Bu nedenle özellikle 40 yaş üstü kadınların düzenli muayene olmaları önemlidir.

Nişan geldiyse, kasılmalarla birlikte sancı ve ağrı oluşuyorsa devamında su geldiyse, doğum eylemi başlamış demektir. Doğum sancıları başladığında, sancılar yaklaşık 4-5 dakikada bir gelmeye başladığında hastanede olmanız gerekmektedir.

Amniyon kesesi yırtıldıktan sonra bebek ve anne rahmi mikroplara açık bir hale gelir. Bu nedenle su geldiğinde ya da geldiğinden şüphe edildiğinde, ağrı ya da sancı yoksa bile hastaneye gidilmesi gerekmektedir. Doğumdan önce su keseleri yırtılan gebe kadınların büyük bir çoğunluğu, 12 saat içinde ilk kasılmaları hissetmektedir. Bununla birlikte doğumun başlaması daha uzun sürebilir. Ancak doktor duruma göre suni sancı ile doğumu başlatabilmektedir. 

Kliniğimizde;
• Normal doğum (epidural anestezi ile)
• Doğal doğum
• Suda doğum
• Sezaryen (epidural anestezi ile) yapılmaktadır 

Gebeliğin Aylara Göre Gelişimi

Gebelikte Aylara Göre Neler Değişir?

1. Ay
Gebeliğin ilk belirtisi, regl kanamasındaki gecikmedir. Gebeliğin kesin tanısı, kan ve idrar testiyle yapılabilmektedir. Gebelik kesinleştikten sonra bebeğe ait kesenin muayene ile görüntülenmesi gerekmektedir.

İlk gebelik muayenesinde;
Bebek ve gebelikle ilgili risk faktörleri değerlendirilimektedir. Anne ve babanın genetik geçmişi incelenmekte, tahmini doğum tarihi hesaplanmaktadır.
Tam kan tahlili, tam idrar tahlili istenmektedir. Ayrıca, daha önceden geçirilmiş bağışıklığı etkileyecek hastalıkların taraması gerekebilir ve kan uyuşmazlığının olup olmadığı belirlenir.
Anne ve bebek için gebelik değerlendirmesi yapılmakta ve rutin kontroller için günler belirlenmektedir.
Gebeliğin birinci ayında embriyo, besinlerini anneden plasenta aracılığıyla sağlamaya başlamakta ve 1 mm boyutundadır. Hamilenin beslenme düzeni, alması gerekli vitaminler ve yapması gerekli egzersizlerin yanı sıra sigara ve alkol gibi alışkanlıkların bırakılması önemlidir.

İlk aydan itibaren gebelik süresince;
• Kanama oluşursa,
• Yoğun kusma hali varsa, 
• Bebeğin 24 saatten fazla bir süredir hareket ettiği düşünülmüyorsa, 
• 38 ° C'den yüksek ateş görülüyorsa, 
• Düşme veya karına bir darbe alınmışsa mutlaka doktora başvurulmalıdır.


2. Ay
5. hafta, gebeliğin keşfedildiği en önemli haftadır. Bu haftadan itibaren genellikle mide bulantıları başlamaktadır. 6. haftada organların yerleri belirmeye başlar. Baş, ilk aylarda bedeninden daha büyük ve kurbağa yavrusu görünümündedir. Kan dolaşımı başlamamış olan bebekte, ritmik olmayan kalp atımları vardır. Kalp gelişimi tamamlandıktan sonra vücudunda kan pompalanmaya başlayacak bebek, 6. haftada 4-5 mm civarında ve ortalama 1,5 gram ağırlığındadır. 7. haftada başı henüz vücudundan büyük olan bebeğin kolları, bacakları, ağzı ve yüz hatları belirginleşmeye başlamaktadır. Genellikle 2 gram ağırlığında ve 13 mm boyundadır. 8. haftada bebeğin damağı ağız içinde oluşmaya başlar. En yeni gelişme, akciğerin oluşmaya başlamasıdır. Anne açısından genellikle mide bulantıları ve kusma durumu devam etmektedir.

3. Ay
Gebelikte 1. trimester’ın son ayıdır. Annede gebelikte artan hormonlara (östrojen, progesteron) bağlı olarak bulantı, kusma, göğüs sıkışması, baş ağrısı, yorgunluk, idrar artışı, uykusuzluk ve kabus görme gibi farklılıklar olur. Bu sorunlar, bu dönemin bitiminde son erer. Rahim (uterus), 12. haftaya kadar pelvik kemik yapı içinde kalır ve boyutlarında genişlemeye bağlı idrar torbasına baskı yapar ve bu nedenle annenin sık idrara çıkmasına yol açar. 3. ayın sonunda uterusun pelvis dışına çıkmasıyla bu bası azalır ve annenin idrar sıklığı normale döner.
9. haftada bebeğin vücudu, şekil almaya başlar. El, ayak parmak ve tırnakları, sindirim sistemi ve iç genital organları gelişmeye başlar. Bebek bazı küçük hareketleri yapmaya başlar. 10. haftada bebeğin vital organları gelişir. Parmak ayrımı ve tırnakların gelişimi sürer. İskelet gelişimi ile birlikte dişler gelişmeye başlar. Göz çukurları oluşur fakat gözleri henüz kapalıdır. Beyin gelişimi devam eder. Bebeğin cinsiyeti erkek ise, testisler testosteron üretmeye başlar ve dış genital organ gelişmeye başlar. 11. Haftada organların büyümesi çok hızlıdır. Başın her iki yanında kulaklar gelişir ve dış genital organlar şekillenir. 12. Haftada yüzde çene ve burun gelişimine bağlı değişiklikler oluşur. El ve ayak tırnakları gelişimini tamamlar.

Bebeğin kilosu, plasenta dokusu, amnion sıvısı, annenin kan hacminin artışı, vücut dokularında sıvı birikimi, uterus ve meme büyümesine bağlı olarak 12. haftaya kadar anne yaklaşık 1 kg alır. Asıl kilo alımı ise, gebeliğin 2. yarısında gerçekleşir.

4. Ay
4. ayla birlikte, artık hem bebek hem de anne için ilk dönemdeki riskler atlatılmış, bulantı, kusma ve yorgunluk hali sona ermiş ve gebeliğe uyum sağlanmıştır.
Bu ay bebek, ortalama 16 cm boya ve yaklaşık 85 gr ağırlığa ulaşır. Bebeğin hareketleri hissedilmeye başlanır. Bebekte idrar boşaltma başlar. 16 haftalık bebeklerde cinsiyet bellidir. Artık ultrasonla bebeğin cinsiyetini öğrenilebilir. Bebeğin beyin bölümleri gelişir ve ilk saçları oluşur. Tüyleri ve tırnakları uzar. Gözleri kapalıdır, göz kapakları gözlerini korur.

5. Ay
Bebeğinizin kalbi, büyümesini sürdürür ve steteskop ile duyulabilir. Bebek, bu ay çok hareketlidir, tekme atışları anne karnında hissedilir. Kafasında ince saçlar çıkmıştır ve cildi koruyucu “verniks kazeoza (fetüs derisini örten krem kıvamında beyaz yağlı madde)” ile kaplıdır. Cildi kalınlaşır ama deri altı dokusunda yağ henüz azdır ve bu nedenle bebeğin cildi buruş buruştur. Parmak izleri ve tırnakları belirgindir. Parmaklarını ve ayaklarını emmeye başlar. Bebeğin kilo alımı hızlıdır, 5. ayın sonunda genellikle 30 cm boyunda ve 650 gr ağırlığındadır.
Annenin vücut ısısı, tiroid bezinin aktifliği kaynaklı artar. Bundan dolayı sıcak basması ve terleme sıklaşır. Ayrıca, kan hacminin artması ile bacaklarda ağrı oluşabilir. Bu tür şikayetler, dinlenmekle geçer.

6. Ay
Bu ay bebek hızla kilo alır ve gelişimi devam eder. Kaşları oluşur ve saçları uzar. Kemikleri ve kasları gelişir, vücut hatları belirginleşir. Gözler, ışığı algılayabilir. Akciğerleri tamamen gelişmemiştir. Kulaklar bu ay tam olarak gelişir ve bebek, özellikle annenin kalp atışlarını rahatlıkla duyabilir. Annenin kalp sesi, bebek için rahatlatıcı bir ritim halini alır. Dışarıdan gelen tiz sesleri duyabilen bebek, bu ayda henüz kalın sesleri tam olarak işitemez, çünkü bu ayın sonunda kulak kemikleri sadece tiz (ince) sesleri algılayabilecek şekildedir. 6. ayın sonunda bebek ortalama 32 cm boyunda ve 800-900 gr ağırlığındadır.
Annenin ise karnı iyice büyümüştür. Bu nedenle sırt ve bacaklarda zaman zaman ağrılar oluşabilir. Anne, hareketlerinde zorluklar görülebilir. Anne, gün içerisinde dinlenmelidir.

7. Ay
Son trimester’ın başlangıcıdır. Bebeğin beyni iyice gelişmiş ve artık bir yetişkin beyni şeklini almıştır. Öncesinde düz olan beyin, kıvrımlarıyla belirginleşmeye başlamıştır. Parmak emmek düzenli aktiviteleri arasına girmiştir. Bu da anne memesini emme hazırlığı olarak kabul edilmektedir. Diğer taraftan parmak emme egzersizleri çene kaslarını da güçlendirmektedir. Bebeğin akciğerleri ve karaciğerlerinin gelişimi devam eder. Bağışıklık sistemi oluşmaya devam eder. Bebeğin rengi hala kırmızıya yakındır. Bağışıklık sistemi gelişen bebeğin cilt altındaki yağ tabakaları dolgunlaşmaya devam eder. Akciğerleri oksijen alışverişine hazır hale gelmiştir. Kan üretimi de erişkinlerde olduğu gibi omuriliktedir. Bebeğin bu ay hisleri ve duyuları gelişir. Amniyotik suyu içerken tadını alır. Gözleri açılır ve ışığı hissedebilir. Vücudu dolgunlaşır, deri altı dokusunda oluşmaya başlayan yağ tabakası ile artık buruşuk görünümünü kaybeder. Midesi ve bağırsakları da çalışır. Bu ay sonunda bebek, ortalama 1.5 kg ve 38 cm boyundadır.

8. Ay
Bebek büyümekte olduğundan artık rahim, dar gelmeye başlamış ve bacakları bükük pozisyonda anne karnında şekil almıştır. Bu ay, kemik gelişimi hızlanır, bebek gözlerini kırpıştırmaya başlar. Duyu organları iyice gelişir. Çevredeki seslere karşı duyarlaşır. Bebek, daha çok baş aşağı pozisyonunda durmaya başlar. Genellikle boyu 42 cm, kilosu 1600 gram civarındadır. Bebeğin zayıf kılları dökülür ve yerine yeni kalıcı tüyler çıkmaya başlar. 35. haftada bebeğin bağışıklık sistemi, etkinlik kazanır. Akciğerleri gelişmiş olduğundan bebek, reflekslerini kontrol edebilir. Bebeğin baş kısmı, aşağıya doğru indikçe doğum kanalları da açılır.

Relaksin hormonu salgılanması nedeniyle annenin eklemleri gevşeyebilir ve yorgunluk hissinde artış görülebilir. Ciltte değişen hormon dengesi yüzünden pul pul kurumalar olabilir. Cilt üzerine binen aşırı yük sebebiyle vücuttaki zehirli maddelerin dışarıya atılımı zorlaşmıştır. Rahim doğuma hazırlanmaya başlar ve zaman zaman sancılanma oluşabilir.

9. Ay
Doğuma günler kalmıştır. Bebek, pelvisten inmeye başlar ve doğum yaklaşır. Bebeğin fizyolojik fonksiyonları normaldir, tüm organları gelişmiştir, akciğerleri dahil, çalışmaya hazırdır. Yüz hatları iyice belirginleşir. Böbrekler ve karaciğeri gelişmiş, beyin büyüme hızı artmış ve alnı daha da belirginleşmiştir. Bebek, doğuş pozisyonu olan baş aşağı bir haldedir.
40. hafta itibariyle doğum anı gelmiştir. 37. haftadan 41. haftaya kadar yaşanan doğumlar normal doğumlardır. Normal doğum için beklemekte fayda vardır. Zamanı geçmiş ve doğum başlamamışsa suni sancıyla doğum yaptırılabilir. Eğer bu da olmazsa sezaryen düşünülebilir. Doğum konusunda anne ve babayı, en doğru yöntem konusunda doktor bilgilendirecektir.

Gebelik ve Gebelik Takibi

Gebelik ortalama 9 ay 10 gün veya 40 hafta devam eden bir süreçtir. Gebelik, 3 dönemde değerlendirilmektedir. İlk 3 ay “1. Trimester”, 4-6 aylar “2. Trimester”, 7-9 aylar ise “3. Trimester” olarak adlandırılır. Gebeliğin ilk 3 aylık dönemi yani “1. Trimester”, salgılanmakta olan gebelik hormonuna bağlı keskin değişimler ve vücudun gebeliğe alışma süreci nedeniyle gebeliğin diğer dönemlerine göre daha zor bir dönemdir. 

Gebelik öncesi hasta değerlendirilmesi ve gebeliğe hazırlanması, gebelik takibidir. Bu süreçler:
• Gebeliğin doğrulanması (Ultrasonografik olarak ve kanda gebelik testi- ẞ-hCG yapılarak)
• Gebelik rutin tetkiklerinin yapılması (Kan ve idrar testleri)
• Gebelikte genetik tarama testlerinin yapılması (Down sendromu-Trisomi 21, Trisomi 13 ve Trisomi 18) 

Kent Hastanesi Doğum Kliniğimizde gebelik ultrason incelemeleri, ultrasonografi için radyoloji bölümüne ya da başka merkezlere yönlendirilme yapılmaksızın, kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarınca gerçekleştirilmektedir.


Genetik Tarama Testi Nedir?

Bebeğin kromozom anomalileri yönünden; Down sendromu-Trisomi 21, Trisomi 13 ve Trisomi 18 için belli bir risk grubunda olup olmadığı araştırılmaktadır. Bu test sonuçlarına göre anne-baba adaylarına bebeklerinin adı geçen kromozomal anomaliler yönünden riskli bir gruba girip girmedikleri yönünde bilgi verilmektedir. Bu test sonuçlarına bakılarak “Bebeğiniz tamamen sağlıklı ya da hasta” demek mümkün değildir.

İlk 3 Ay Tarama Testi (İkili Test)

Gebeliğin 11-14. haftaları arasında yapılır. Ense kalınlığı (Nuchal Translucency) ölçümü ile anne kanında “PAPP-A” ve “serbest ẞ-hCG” adlı iki hormona bakılarak, Down sendromu-Trisomi 21, Trisomi 13 ve Trisomi 18 için risk hesaplaması yapılmaktadır. Bu tarama testi sırasında kliniğimizde bebeğin sağlık durumunun değerlendirmesine ek katkı sağlayan parametreler de incelenmektedir.

Bu parametreler:

• Bebeğin burun kemiği (Nasal kemik-nasal bone)
• Bebeğin yüz açısı (Facial açı-facial angle)
• Intrakranial şeffaflık (Intracranial translucency): Spina bifida erken tanısı için Ductus venosus doppler incelemesi
• Hepatik arter doppler incelemesi
• Uterin arter doppler incelemesi: Preeklampsi - gebelik hipertansiyonu ve bebekte gelişme kısıtlanması riskinin belirlenmesi
• Rahim ağzı (serviks) uzunluğu ölçülmesi: Erken doğum riskinin belirlenmesi

İkinci 3 Ay Tarama Testi (Üçlü-Dörtlü Test)

İlk üç ay tarama testini yaptıramamış olan hastalarda tercih edilmektedir. Gebeliğin 15-21. haftaları arasında yapılmaktadır. Fetal biyometriye ek olarak, anne karnında serbest ẞ-hCG, estriol, AFP (üçlü test) ve Inhibin (dörtlü test) bakılarak Down sendromu-Trisomi 21, Trisomi 13 ve 18 için risk hesaplaması yapılmaktadır.

Önemli Not: Kliniğimizde her gebeye sadece bir tane genetik tarama testi önerilmektedir ve bu da ilk üç ay tarama testi (ikili test) şeklindedir. Sadece ilk üç ay tarama testini yaptıramamış olan hastalarımıza ikinci üç ay tarama testini (üçlü-dörtlü test) önermekteyiz. İki testin birlikte yapılıp, ayrı ayrı değerlendirilmesi sonucunda 100 gebeden 10’una (yanlış pozitiflik nedeniyle) gereksiz yere amniosentez yapılmış olacaktır. İki testin birlikte yapılabilmesi için entegre tarama yöntemi uygulanarak tek sonuç veren programlar kullanılıp, değerlendirme yapmak gerekmektedir.

Tarama test sonuçları, doktorunuz tarafından değerlendirilerek, riskli gruba girip girmediğiniz belirlenmektedir. Yüksek riskli grupta olan hastalara “Genetik Tanı Testleri” önerilmektedir.

Genetik Tanı Testleri

Tarama testleri sonucunda yüksek riskli bulunan gebelere genetik tanı yapılarak bebeğin kromozomları belirlenerek kromozomlarda sayısal ve yapısal anomali olup olmadığı belirlenip ve kesin sonuç verilmektedir.

Korion Villus Örneklemesi (CVS): Gebeliğin 11-14. haftaları arasında anne karnından iğne yardımı ile girilerek, plasentadan (bebeğin eşi) fetal hücreler aspire edilerek, genetik inceleme yapılmaktadır.


Amniosentez:
 Gebeliğin 16-22. haftaları arasında anne karnından iğne yardımı ile girilerek, amnion sıvısından (bebeğin içinde geliştiği sıvı) örnekleme yapılmaktadır.


Kordosentez:
 Gebeliğin 20. haftasından sonra anne karnından iğne yardımı ile girilerek göbek kordonundan bebeğe ait kan örneği alınarak yapılmaktadır.


Gebelik takiplerinin ultrasonografi eşliğinde (2 boyutlu, 3 ve 4 boyutlu, renkli doppler ve power doppler inceleme) yapılmaktadır.


18-23 hafta genetik sonogram (ayrıntılı- detaylı ultrasonografik inceleme): Bebeğin organ gelişimi incelenmektedir.


Lohusa Beslenmesi ve Anne Sütü Arttırıcı Beslenme

Yaşayan bir sıvı olan ve her bebek için, annesi tarafından özel olarak üretilen anne sütü, bir annenin bebeğine verebileceği en güzel hediyedir. Anne sütü, kalitesi ve miktarı bebeğinizin ihtiyacına göre, vücudunuz tarafından hazırlanmış, yaşamın ilk 6 ayında bebek için en ideal besindir. Bileşimi anneden anneye, bebeğin yaşına hatta günün saatine göre bile değişebilmektedir. Yapılan araştırmalar, erken doğmuş bir bebek ile zamanında doğmuş bir bebeğin annelerinin sütleri arasında fark olduğunu göstermektedir. Başka hiçbir ek besine gerek duymadan 6 ay bebek için en iyi beslenmeyi sağlayacak yapıdadır.

 

Anne Sütünün İçinde Neler Var?

Kolostrum, doğumdan hemen sonra ilk üç gün içinde salgılanan süte verilen addır ve çinko, sodyum, potasyum, büyüme faktörleri ve enfeksiyondan koruyan antikorlar bakımından zengindir. Olgun sütün; %88’i su, %55’i yağ, %37’si karbonhidrat, %8’i proteindir.

 

Anne sütündeki karbonhidrat laktozdur. Enerji verdiği gibi bağırsaklarda bakteri üremesini önleyen asidik bir ortam yaratmaktadır.

 

Anne sütünde bulunan uzun zincirli çoklu doymamış yağ asitleri, beyin ve görme fonksiyonunun gelişimi için çok önemlidir. Yağlar, hücrelerin dış yüzeylerinin yapısını oluşturup, yağda eriyen vitamin ve hormonların taşıyıcı işlevini yürütmektedirler.

 

Olgun sütte kolostrumdakinden daha az protein bulunmaktadır. Ancak biyolojik değeri çok yüksek olduğu için 6 aya kadar ihtiyacın tamamını karşılar. Anne sütündeki protein, bebeği beslediği gibi enfeksiyona karşı koruyucu faktörleri içerip, bebeğin sağlıklı büyümesini de sağlar.

 

Emen bebeklere ayrıca su içirilmesine gerek yoktur. Çünkü anne sütünün %88’i sudan oluşur ve sudaki tüm mineralleri içerir.

 

Anne sütündeki demir düzeyi düşük olmasına rağmen emilim oranı yüksek ve biyolojik yararlılığı çok fazladır. Bu nedenle anne sütüyle beslenen bebeklerde ilk 6 ayda demir yetersizliği gelişmez. Annenin demir depoları gerektiğinde bebek emerken bebek lehine kullanılmaktadır.

 

D ve K vitaminleri dışında yağda ve suda eriyen vitaminlerin anne sütündeki miktarları süt çocuğu için yeterlidir.

 

Suda eriyen vitaminlerin (C ve B grubu vitaminler) düzeyleri, annenin yakın zamandaki beslenmesi ile ilgilidir.

 

Yağda eriyen vitamin düzeyleri (ADEK), hem annenin geçmişteki diyeti hem de son zamandaki diyet özelliklerini yansıtır.

 

Anne sütünde, başta sindirim ve solunum sistemi olmak üzere birçok organ sisteminin büyümesi ve gelişmesini düzenleyen büyüme faktörleri vardır. Bu faktörlerin sütte en yüksek olduğu dönem ilk 5 gün, yani kolostrum dönemidir.

 

Anne sütünde sindirime yardım eden 20’den fazla enzim vardır. Bir kısmı bebekte sindirimi kolaylaştırır, bir kısmı da mikropların etkisiz hale gelmesine destek olmaktadır. Anne sütüyle beslenen çocuklarda enfeksiyonlara karşı belirgin bir koruma vardır. Bu da bebeğin antibiyotik kullanımını önemli derecede azaltmaktadır.

 

Anne Sütüyle Beslenmenin Geleceğe Etkileri Nelerdir?

Anne sütüyle beslenen çocuklarda:

  • • Üst solunum yolu enfeksiyonları, orta kulak iltihabı, zatürre, ishal daha az görülmektedir.
  • • Anne sütündeki yağ miktarı, emzirmenin sonuna doğru artar ve bebek doygunluğa erişmektedir. Bu durum, bebeğin aşırı beslenmesini önlediği gibi, yağ hücrelerinin büyüyerek sayıca artmasını da önler ve damarlardaki aterom plaklarının erken yaşlarda oluşması önlenir.
  • • Obezite ve koroner arter hastalık riski önlenebilmektedir.
  • • Algılama ve tanıma daha iyidir.
  • • Konuşma problemleri azdır.
  • • Zeka yaşları (IQ) daha yüksektir.
  • • Nörolojik yönden daha iyi gelişirler. Bu durum, anne sütünde bulunan uzun zincirli yağ asitleri ve büyüme faktörleri ile ilişkili bulunmuştur.
  • • Ağız ve çene yapısı daha iyidir, diş çürükleri daha azdır.
  • • Çölyak hastalığı, ülseratif kolit ve alerjik hastalıkların gelişme riski azalır.
  • • 6 aydan fazla anne sütü alan bebeklerde lenfoma denen lenf bezi tümörleri de muhtemelen anne sütünün immünolojik etkileri nedeniyle daha azdır.
  • • 1 yıldan daha fazla anne sütü alanlarda diyabet riski yarıya düşmektedir. Daha kısa süreli anne sütü alanlarda ise bu risk önemli oranda azalmaktadır. Yaşamın erken aylarında inek sütü ve mamayla beslenenlerde Tip1 diyabet daha fazla görülmektedir.

  

Beslenme Anne Sütünü Nasıl Etkiler?

Emziren bir kadının salgıladığı sütteki enerjinin önemli bir kısmı yediklerinden sağlanmaktadır. Annenin aldığı enerji tam olarak süt enerjisine dönüşememekte, vücut dokuları da bir miktar harcanmaktadır. Diyetin sağladığı enerjinin %80’i süt enerjisine dönüşmektedir. Sağlıklı bir annenin günde ortalama 700–800ml süt salgıladığı esas alındığında, emzirme döneminde günlük enerji gereksinmesine 750 kal ek yapılmalıdır.

 

Sağlıklı yağların ve yağ asitlerinin kalitesi, beyin ve organ gelişimi ile görme fonksiyonlarında önemli rol oynamaktadır. Protein gereksinimi ise, diyetin enerji içeriğine bağlı değişmektedir ancak kalitesi hayvansal ve bitkisel protein kaynaklarının toplamından sağlanmalıdır. Vitamin oranları, annenin diyetiyle değişir.

 

Emziren Anne Nasıl Beslenmelidir?

  • • Mutlaka gereksinimi kadar su tüketmeye özen gösterilmelidir. Çünkü anne sütünü artıran en önemli etken su içmektir.
  • • Kalsiyumdan zengin süt, yoğurt, peynir mutlaka her gün tüketilmelidir.
  • • Her gün 1 adet yumurta ve 1 porsiyon sebze yemeği veya kuru baklagil yemeği yenilmelidir.
  • • Kuru fasulye, nohut, mercimek ve bulgur karışımı yemekler C vitamini yönünden zengin sebzelerle tüketilmelidir.
  • • İyotlu tuz kullanılmalıdır.
  • • Kuru meyve ve kuru yemişler, demir ve kalsiyum yönünden zengindir.
  • • Sebzelerin makarna ve eriştenin haşlama suyu dökülmemelidir.
  • • Hazır meyve suları, gazoz ve kolalı içecekler tüketilmemelidir.
  • • Sebze ve meyve her öğünde mutlaka tercih edilmelidir.

 

Anne sütünü Arttıran 10 Önemli Besin:
1) Su

2) Yulaf (Sütün kanallarda ilerlemesini hızlandırıyor. Demir kaynağıdır. Oksitosin salınımını uyarıyor.)

3) Havuç – Balkabağı (Süt kanallarını geliştiriyor. Fitoöstrojendir. Betakaroten kaynağıdır.)
4) Rezene

5) Arpa (Polisakkaritlerin annede prolaktin -süt salınımını uyaran hormon- miktarını artırıyor.)
6) Baklagiller – (Anne sütünün kalitesini artırıyor.)

7) Koyu yeşil yapraklı sebzeler (Kalsiyum, demir, folat ve A vitamini kaynağıdır.)

8) Ceviz, Fındık, Badem (Zengin yağlar içerir.)

9) Susam (Yüksek kalsiyum içerir.)

10) Fesleğen


Unutmayınız ki;

Tüm canlıların sütleri, türlerine özgü ihtiyaçları karşılamak üzere bileşenler içerir. Bu nedenle bebeklerin anne sütüyle beslenmesi çok önemlidir.

Jinekolojik Ameliyatlar


Endoskopik (kapalı cerrahi yöntem) Ameliyatlar

• Kadın doğum bölümünde tüm jinekolojik ameliyatlar kapalı (endoskopik) cerrahi yöntemle, laparoskopik ve histeroskopik yöntemle yapılabilmektedir.
• Histeroskopik yöntemle yapılan jinekolojik ameliyatlar - Histeroskopik Adezyolizis (Histeroskopik yöntemle rahim içindeki yapışıklıkların açılması)
• Histeroskopik Polipektomi (Histeroskopik yöntemle rahim içindeki poliplerin alınması)
• Histeroskopik Myomektomi (Histeroskopik yöntemle rahim içindeki urların çıkartılması)
• Histeroskopik Septum (Rezeksiyonu Rahim içinde yer alan bantların histeroskopik olarak kesilmesi, laparoskopi eşliğinde yapılır)
• Tanısal Histeroskopi (Açıklanamayan infertilite -çocuk sahibi olamama- durumlarında laparoskopi ile birlikte uygulanır.)

Vajinal Ameliyatlar

• Vajinal Histerektomi (Vajinal yoldan rahimin ve veya yumurtalıkların alınması)
• Sistosel Onarımı (idrar torbasındaki sarkmaların onarılması)
• Rektosel Onarımı (Bağırsağın son kısmının vajinaya sarkmalarının onarılması)

İdrar Kaçırma Ameliyatları

İdrar kaçırma şikayeti olanlarda mesane boynuna askı koyma yöntemleri (TOT, TVT, mini sling) ile idrar kaçırma şikayetleri tedavi edilmektedir.

Onkolojik Ameliyatlar
Jinekolojik kanserlerin ameliyatlarını içermektedir. Endometrium (rahim) ve over (yumurtalık) kanserlerinin ameliyatları yapılmaktadır.

Menopozda Hormon Tedavisi

Menopoz kadınlarda adet kanamalarının kesilmesi ile başlayan doğal bir süreçtir. Bir yıl adet görmeyen bir kadında menopozdan söz edilebilmektedir. Menopoz döneminde adetlerin kesilmesi birdenbire olmaz. Ortalama 2 yıl süren bir geçiş dönemi vardır. Türkiye’de veriler net olmamakla birlikte ortalama menopoz yaşı 47.1’dir. Menopozun 40 yaşından önce olması “erken menopoz” olarak adlandırılır. Kadınların ortalama yaşam süresi 74.6 olduğu göz önüne alınırsa bir kadının hayatının üçte birini menopoz döneminde geçirdiği görülmektedir. Yumurtalıklardan salgılanan hormon miktarı azaldıkça önce adetler düzensizleşip, zamanla adetler tamamen bitmektedir. Ayrıca yumurtalıkların ameliyatla alınması durumunda da menopoz görülmektedir. Annesi erken menopoza giren kadınlarda erken menopoz riski daha fazladır. Doğum yapmış olan kadınlarda yapmamış olanlara göre menopoz daha geç görülmekte ve günde 10 veya daha fazla sigara içen kadınlarda menopoz yaşı 1,5 yıl erkene çekilmektedir.

Menopozun en temel bulgusu adetlerin kesilmesidir. Ateş basmaları menopozdaki kadınlarda en sık görülen durumdur ve menopozdaki kadınların yüzde 70’inde görülmektedir. “Ürogenital atrofi” adı verilen durum ise, östrojenin azalmasıyla birlikte meydana gelen, vajina ve idrar yollarını döşeyen tabakanın incelmesi sonucu oluşan durumdur. Bu durumda sık tekrarlayan vajinal enfeksiyonlar, ağrılı cinsel birleşme ve sık idrara çıkma görülebilmektdir. Osteoporoz (kemik erimesi) menopoza giren kadınlarda en önemli ve uzun süreli problemdir. Osteoporoz için bazı risk faktörleri tanımlanmaktadır. Bunlardan bazıları erken menopoza girme, kalsiyumdan fakir beslenme, güneş ışığına az maruz kalma, yetersiz egzersiz yapma sayılabilir. Kemik erimesini engellemek için haftada 4 gün 30-45 dakika tempolu yürüyüş çok faydalıdır. Ruhsal problemler de menopoza bağlı sık görülür. Ağlama nöbetleri ve uykusuzluktan yorgunluk hissi ve hayattan zevk almamaya kadar geniş bir yelpazede görülebilmektedir.

Son yıllarda kamuoyunu meşgul eden ve tartışılan konu ise, menopozdaki kadınlara hormon tedavisinin verilip verilemeyeceği konusudur. Menopoz sonrası kadının vücudunda üretimi azalan hormonların dışarıdan verilen ilaçlar ile yerine konması gündemdedir. İlaçlar sayesinde menopoz sonrasında görülen ateş ter basmaları ve vajinal kuruluk gibi kısa vadeli sorunların ve kemik erimesi gibi uzun vadeli sorunların tedavisi veya önlenmesi önemli yer tutmaktadır. Geçmiş yıllardaki uygulama, tüm menopozdaki kadınlara hormon ilaçları vermek yönündeydi. Günümüzde ise; yapılan çalışmalar, yakınması olmayan kadınlara hormon tedavisinin gereksiz olduğu yönündedir. Ancak yakınması olan hastalara beş yılı aşmamak ve düzenli kontrollerini yaptırmak suretiyle hormon tedavisi verilebilmektedir. Beş yılı aşan ilaç kullanımında meme kanseri riskini artırdığı günümüzde bilinmektedir. Vurgulanması gereken bir nokta da, menopoza bağlı yakınması olan kadınlarda en etkili tedavinin hormonal tedavi olduğudur. Özet olarak; yakınması olan kadınlara mümkün olan en kısa sürede ve en az dozda hormon tedavisinin verilebileceğidir.

Meme kanseri ve rahim kanseri öyküsü olanlar, aktif karaciğer ve böbrek hastalığı, geçirilmiş tromboz (pıhtılaşmaya bağlı damar tıkanıklığı), nedeni açıklanmamış vajinal kanaması olan, kan yağları yüksek olan ve damarsal kalp hastalığı olan kadınlar için hormon tedavisi uygun değildir.

Hormon tedavisi alması planlanan bir kadında dikkatli bir muayene gerekmektedir. Mamografi ile memelerin değerlendirilmesi, smear alınarak rahim ağzı problemlerinin değerlendirilmesi, vajinal ultrason ile rahim iç zarının kalınlığının değerlendirilmesi ve kan biyokimyası (kan şekeri, lipidler, karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri) en temel ve yapılması gerekli testlerdir.


Yumurtalık Hastalıkları

Yumurtalıklar (over) karın boşluğunda rahimin iki yanında bağlarla asılı olarak yerleşmiş organlardır. Kadınlarda doğurganlığı sağlayan yumurta, yumurtalıklarda depolanmakatadır. Normalde kadınlarda iki tane yumurtalık bulunur. Bunlar yumurta üreten ve bunları salan organlardır. Ayrıca östrojen ve progesteron gibi kadınlık hormonlarını da salgılamaktadır.

Jinekolojik muayene ve pelvik ultrasonografi ile tespit edilen yumurtalık hastalıkları, kadınlarda kısırlığın nedeni olabildiği gibi fonksiyonel kistlere ve over kanserine de yol açabilmektedir.

Yumurtalık İltihabı

Karında ağrı, ateş ve kokulu akıntı genel bulgulardır. Muayene ve akıntının mikrobiyolojik olarak incelenmesiyle tanı konulmaktadır. Tedavi edilmediği durumlarda yumurtalıktaki iltihap kronik hale gelmekte ve apse oluşturup, tüplerde tıkanıklığa ve kısırlığa yol açmaktadır. Bu durumda yumurtalığın ve tüplerin ameliyatla alınması gerekebilmektedir.

Yumurtalık Kistleri

Yumurtalık kistleri, yumurtalıklarda yerleşmiş içi sıvı dolu keselerdir. Yumurtalık kistleri çok sık görülmekte olup genellikle iki çeşittir; fonksiyonel ve anormal. Fonksiyonel kistler, yumurtalığın normal fonksiyonu icabı gelişirler. Genelde anormal kistlerden daha ufak olup tedaviye gerek kalmaksızın kendiliğinden gitmektedirler.

Dermoid Kist

Yumurtalıklarda bulunan üreme hücrelerinden gelişmektedir. Tedavisi, kistlerin cerrahi yöntemle çıkarılmasıdır. Kist, kanser olarak değerlendirilirse kanserin evresine göre sadece yumurtalığın alınması, rahim ve yumurtalıkların karın zarı lenf bezleri ve appendiksin alınması tercih edilmektedir.


Çikolata Kisti (Endometriosis)

Rahmin iç duvarının, yumurtalıklarda yerleşmesidir. Temel bulgusu ağrıdır. Yumurtalıkta oluşan kist, erimiş çikolataya benzediğinden “çikolata kisti” olarak adlandırılır ve kısırlık nedenlerinden biridir. Kronik bir hastalıktır ve tekrarlayabilmektedir. Bu kistler cerrahi girişimle çıkarılmakta ve yeni odakları baskılayıcı tedavi uygulanmaktadır.


Polistik Over

Yumurtalıkların civarında sıralanmış küçük kistlerdir. Adet gecikmelerine yol açmaktadır. Bunun yanı sıra Tip2 diyabet, kalp damar hastalığı, obezite, kısırlık, gebelikte düşük risklerini tetikleyebilir. Tedavi, hastanın durumuna göre uygulanmaktadır.


Yumurtalık Kanseri

Genellikle 50 yaş üstü kadınlarda görülmektedir. Yumurtalık kanseri; erken menopoza giren ve ailesinde yumurtalık kanseri olan kadınlarda daha sık görülmektedir.. Kanser, yumurtalıklardan başlayarak vücudun çeşitli yerlerine örneğin, meme, rahim veya bağırsaklara yayılabilir. Erken tanı ve doğru tedavi çok önemlidir. Çok belirgin bulgu vermeyen yumurtalık kanserini erken evrelerde teşhis etmek genellikle mümkün olamamakta ve kanserin ileri evresinde tanı konulmaktadır. Bu nedenle özellikle 40 yaş üstü kadınların düzenli muayene olmaları önemlidir.



Bebek Dostu Hastane

“Bebek dostu hastane” ilkeleri, ilk olarak 1989 yılında Dünya Sağlık Örgütü ve UNICEF’in “Emzirmenin Korunması, Teşviki ve Desteklenmesi” adıyla yayınladıkları ortak bildirgeye dayanmaktadır. Bu bildirge kapsamında "Bebek Dostu Hastaneler" kavramı geliştirilmiştir.

 

Anne Sütünün Teşviki Programının amacı; anne adaylarının doğum öncesi dönemden itibaren emzirmeye hazırlanması, doğumdan hemen sonra emzirmeye başlanılması ve hastaneden eve dönüş sonrasında da emzirmeyi sürdürmeleri için desteklenmesidir. Ülkemizde 1991 yılından itibaren bu program desteklenmiş ve bu kapsamdaki süreçleri izleyen ve uygulayan hastaneler “Bebek Dostu Hastane” unvanını almaya hak kazanmaktadırlar.

 

Kent Hastanesi olarak “Bebek Dostu Hastane” unvanına sahibiz. Bizler bebeklerin anne sütüyle beslenmesini desteklemekteyiz. Anne adayları, bir bebek için en değerli besinin anne sütü olduğu konusunda bilgilendirilmekte, emzirmenin yararları ve yöntemleri konusunda eğitim almaktadır.  


Doğal Doğum

Doğal doğum; kendiliğinden başlayan, mümkün olduğunca müdahale edilmeyen, doğal hormonların aktif olarak salgılanmasına izin verilen, bebeğin doğar doğmaz daha kordonu kesilmeden anne kucağıyla buluştuğu ve ilk emzirmeye kadar orada kaldığı bir doğum şeklidir. Çünkü kendiliğinden başlayan doğal bir doğumda beden ve bebek ne yapacaklarını bildikleri mükemmel bir çalışma içindedirler. Yapacağınız her müdahale bu işleyişi az ya da çok bozabilmektedir. İdeal olan bedenin bu mükemmel çalışmasını destekleyecek bir ortam yaratılarak anne ve bebeğinin fiziksel ve duygusal olarak desteklenmeleridir. Bu sayede hiçbir ilaç ve müdahaleye maruz kalmayan bir anne, bebeğini tüm doğal hormonlarının etkisi altında doğuracak, doğar doğmaz bebeğini göğsüne alabilecek ve bebeği ile güçlü bir bağ kurabilecektir. Doğum sonrasındaki kritik dakikalar anne ve bebeğinin bağ kurması açısından çok önemlidir. Sevgi ve coşku dolu bu doğum sonrasında anne ve bebeğinin buluşması onların gelecekteki davranışlarını da olumlu etkileyecektir.

 

Buradaki kritik kelime “mümkün olduğunca”dır. Doğal doğum felsefesi, gerekli modern tıbbi müdahaleleri dışlayan bir felsefe değildir. Tam tersine gerektiği zaman modern tıbbın tüm olumlu müdahaleleri kullanılacaktır. Burada önemli olan müdahalelerin fark gözetilmeden her anneye rutin olarak uygulanması yerine, gerekli şartlarda gerekli doğumlarda uygulanmasıdır. Bu yüzden doğal doğum düşünen annelerin karşılaşabilecekleri tüm müdahaleleri bilmesi ve gerektiğinde bunları kullanabilmesi teşvik edilmektedir. Ne olursa olsun, kesinlikle hiçbir müdahale yapılmadan bir doğumun hedeflenmesi en büyük yanlış olacaktır. Gerektiğinde yapılacak bu müdahaleler gerek annenin gerekse bebeğin sağlığı üzerinde olumlu etkiler yaratmaktadır. Bu yüzden müdahalesiz doğum yerine, mümkün olduğunca müdahalesiz ancak kesinlikle sağlıklı bir anne ve bebeğinin hedeflendiği bir doğum şekli en akılcı çözüm olacaktır.

 

Doğal bir doğumun en büyük avantajı, ilaç kullanımının en az seviyede olmasıdır. Bu sayede anne ve bebeği hazır olduğunda doğum başlayacak ve doğumun kontrolü doğal olarak salgılanan hormonlarda olacaktır. İlaçsız bir doğumla anne doğumun coşkusunu tüm farkındalığı ile hissedecek, bebekse aktifliği sayesinde yeni hayatına çok daha kolay uyum sağlayacaktır.

 

Doğum bir kas eylemidir

Rahat bir doğal doğum için temel amaç, korkuyu gidermek ve gevşemeyi sağlayarak rahim kaslarının çalışmasına izin vermek olmalıdır. Doğal doğum, bir bilinç eylemi değildir. Doğal doğum, kontrolün bedene ve bebeğe bırakılmasıdır. Bilincin dinlendirildiği ve doğal hormonların kontrolünde yapılan bir eylemdir.

“Sevgi hormonu” olarak bilinen oksitosin, doğumu sağlayan ve kasların bebeğin dışarı fırlatılmasına yardımcı olduğu bir hormondur. Oksitosin, beyinde hipotalamusta üretilmektedir. Doğum dalgalarının belli aralıklarla gelmesinden sorumludur. Bu hormon, prolaktin (süt hormonu) ile birleştiğinde annelik ve beslenme içgüdüsünü çalıştırmaktadır. Oksitosin, hamilelikte yükselir, doğum sırasında ise en yüksek seviyeye ulaşır. Doğumda adrenalin ile birleşip bebeğin çıkmasına yardım etmektedir. Oksitosin, doğuma yakın plasenta çıkışını da kolaylaştırır.

Anne adaylarının doğumla ilgili tercihler yaparken bedenlerini tanımaları çok önemlidir. Ağrısız doğum; oturduğunuz yerde, hiçbir şey hissetmeden yaptığınız doğum değildir. Elbette doğum çalıştığınız, terlediğiniz, bazen zorlanabildiğiniz bir eylemdir. Doğal doğum, uygun doğum şartları sağlandığında her kadının yapabileceği bir doğum şeklidir.

Doğum bir kas eylemidir. Rahim kası, kadın vücudunda en çok büyüyen kas grubudur. “Dalga” adını verdiğimiz kasılmalarla rahim kasları uyum içerisinde doğuma hazırlanmaktadır. Bu nedenle anne adaylarına “Doğumdan korkmayın ve doğumu her anıyla yaşayın. Unutmayın ki doğum anı ve sonrasındaki kritik saatler bebeğinizin geleceğine yatırımdır.” diyoruz. 

Gebelikte Beslenme

Gebelik sürecinde anne ve bebek sağlığını etkileyen birçok faktörler; annenin yaşı (18 yaş altı veya 35 yaş üstü doğumlar), gebelik sayısı/çoğul gebelikler, son iki gebelik arasındaki süre, kronik hastalıklar, ilaç kullanımı, genetik yapı, yeterli ve dengeli beslenmedir. Hamilenin beslenmesi ile anne karnındaki bebeğin sağlığı arasında önemli bir ilişki bulunmaktadır. Anne karnındaki bebeğin bedensel ve zihinsel olarak büyümesi ve gelişmesi, annenin gebeliği süresince yeterli ve dengeli beslenmesi ile mümkündür. Bu nedenle hamilenin gebelik süresince; kendi fizyolojik ihtiyaçlarını  (enerji ve besin öğelerini) karşılaması, vücudundaki depolarını (besin öğeleri yedeğini) dengede tutması, anne karnındaki bebeğin sağlıklı büyümesi ve gelişmesi, emzirme döneminde salgılanacak sütün enerji ve besin öğelerini karşılaması için dengeli beslenmesi gerekmektedir.




Gebelik Diyabeti

Gebelik diyabeti (GDM) nedir?

Daha önce bilinen diyabeti olmayan bir kadında ilk kez gebelik sırasında belirlenen glukoz tolerans bozukluğu olarak tanımlanmaktadır. Günümüzde doğurganlık yaşındaki kadınlarda görülen obezite de bunda rol oynayabilmektedir.

 

Gebelik diyabeti nasıl tanınır?

Gebeliğin 24.-28. haftalarında rastgele bir zamanda 75gram glukozla yapılan yükleme testinde aşağıdakilerden herhangi birisinin varlığında (AKŞ: ≥92 mg/dL, 1. saat  : ≥ 180 mg/dL,  2. saat KŞ ≥ 153 mg/dL) gebelik diyabeti tanısı konmaktadır.

 

Gebelik diyabeti için risk faktörleri nelerdir?

Şişmanlık, önceki gebelikte gebelik diyabetinin varlığı, iri bebek (4 kg’ın üzeri) doğurmuş olmak, önceki gebeliklerde anomalili bebek dünyaya getirmiş olmak, nedeni bilinmeden ölü doğum yapmış olmak, 35 yaş üzerinde olmak, ailede diyabet ve/veya yüksek tansiyon bulunması ve açlık kan şekerinin 105 mg/dl'nin, tokluk şekerinin 120 mg/dl'nin üzerinde olması sayılabilmektedir. Bu tür risk faktörlerinin varlığında 24-28. haftayı beklemeden şeker yükleme testi yapılmalıdır.

Gebelikte Egzersizler

Doktor onayının alınması koşuluyla gebeliğin 4. ayından itibaren doğuma kadar yapılan gebelik jimnastiği, yoga, nefes egzersizleri ve pilates yararlıdır.

 

Gebelik Pilatesi

Pilates, kas-iskelet sisteminin kondisyonunu artırmak amacıyla Joseph Pilates tarafından geliştirilmiş özel bir egzersiz metodudur. Tekniğin temel özelliği; düzgün vücut mekaniği kullanma, omuz ve kalça kuşağını stabilize etme, dengeli solunum eğitimi vererek kasların kuvvetini artırmaktır. Zihinsel farkındalığı, fiziksel hareket ve egzersizle birleştirerek bedeni çalıştırmaktadır.

 

Pilates, kadın-erkek ve her yaştan insan için ideal bir egzersiz sistemi olmakla beraber özellikle gebelikte, gebeliğin ilk aylarından, son aylarına kadar kadını doğuma hazırlayan, güçlendiren, doğum sonrasında da tekrar eski formuna hızla dönmesini sağlayan bir egzersiz sistemidir. Gebelik egzersizlerinde pilatesin son yollarda sıkça tercih edilmesini sağlayan etken, yüksek efor gerektirmeden, esneklik ve kas kuvvetini arttırmada etkisinin gözlenmiş olmasıdır. Doğru uygulandığı takdirde pilates egzersizleri yardımıyla anne adayları, vücutlarında yorgunluk hissine neden olmadan, gebelik boyunca dinç ve esnekliğini koruyan bir kas yapısına, duruş bozukluklarına karşı direnen güçlü bir iskelet sistemine sahip olabilirler.

 

Gebelik, kadının fiziksel, hormonal ve psikolojik açıdan birçok değişikliklerin yaşandığı uzun bir süreçtir. Gebelikte salgılanan bazı hormonlar ve büyüyen bebeğin ağırlığı, annenin kas-iskelet sisteminde bir takım değişikliklere sebep olmaktadır. Anne adayında bel ve sırt ağrıları görülebilir, bağ dokusu gevşer, eklemler kolay yaralanabilir, özellikle el ve ayak bileklerinde oluşan ödem, karpal tünel ve tarsal tünel sendromuna neden olabilir. Hamilelik boyunca bebeğin ağırlığının yaptığı bası ve yerçekiminin etkisiyle pelvis tabanı aşağıya çökebilmektedir. Pelvik taban kaslarındaki bu sarkma anne adayına yaşam kalitesini düşüren daha birçok sıkıntı yaşatabilir. Kısacası güçlü pelvik taban kasları, doğum sırasında ve sonrasında anne adayları için büyük önem taşır. Pilates de bu kasları kuvvetlendirmek için yapılacak en doğru ve güvenli egzersizleri içermektedir.

 

Pilatesin gebelik ve doğum sürecine faydaları nelerdir?

  1. Pilatesle birlikte, vücutta artan endorfin hormonu fiziksel ve psikolojik rahatlama sağlamaktadır.
  2. Karın, bel ve sırt kaslarını kuvvetlendirerek, gebelikte en sık rastladığımız şikayetlerden olan bel-sırt ağrılarını azaltmaktadır.
  3. Zihin ve beden farkındalığını sağlar ve denge-konsantrasyon kontrolünü arttırır. Bu sayede anne adayı normal doğuma daha iyi konsantre olur, bebeğin doğumuna daha iyi yardımcı olmaktadır.
  4. Doğumdan sonra vücudun ve karın bölgesinin toparlanmasını hızlandırır.
  5. Anne adayı, yaptığı egzersiz sayesinde uykuya daha çabuk dalar, gününü zinde ve motive şekilde geçirir.
  6. Gebelikte vücut ağırlık merkezinin değişmesi nedeniyle postürde meydana gelen değişikliğe kasların daha iyi adapte olmasını sağlamaktadır.
  7. Kol ve bacaklarda oluşan ödem ve şişkinlikleri azaltmaktadır.
  8. Pilates, içerdiği nefes egzersizi sayesinde normal doğum sürecinde kasılma ve gevşemede kolaylık sağlamaktadır.
  9. Pelvik taban kaslarını kuvvetlendirerek gebelikte ve sonrasında oluşan idrar kaçırma problemlerini ortadan kaldırmaktadır.
  10. Hormonların etkisiyle zayıflayan göğüs kaslarının kuvvetlenmesini sağlamaktadır.
  11. Cinsel yaşamın doğum sonrası normale dönmesini kolaylaştırmaktadır.

 

Gebelikte pilatese ne zaman başlanmalı?

Gebelikte pilatese doktorunuz izin verdiği sürece, gebeliğin 12-16. haftası arasında başlanabilir, ortalama olarak haftada 2 veya 3 defa doğumunuza kadar güvenle devam edebilirsiniz.

Kent Hastanesi gebelik pilatesi programı neleri içerir?

Kent Hastanesi bünyesinde yer alan gebelik pilatesi programımız; haftada 2 gün, 45 dakikalık seanslar şeklinde uygulanmaktadır. Her seansa ısınma egzersizleri ile başlanıp, postür egzersizleri, karın-sırt kuvvetlendirme egzersizleri, kalça ve omuz kuşağı kuvvetlendirme egzersizleri ile devam edilmektedir. Seanslar gevşeme ve soğuma egzersizleri ile sonlanmaktadır. Program tamamlandığında anne adaylarına doğuma yönelik gevşeme ve nefes teknikleri öğretilir. Tüm seanslar uzman fizyoterapist eşliğinde gerçekleşmektedir. Fizyoterapist ile birebir çalışıldığından anne adayının her egzersizinde yanında olunup ve güvenli egzersiz yapılması sağlanmaktadır.

 

Hamile Yogası

Doktor onayının alınması koşuluyla gebeliğin 4. ayından itibaren hamile yogası ve nefes egzersizleri, kolay bir doğum için önerilmektedir.  

  • Hamileler, daha rahat bir hamilelik süreci geçirir.
  • Hamilelere uygun temel duruş şekilleri ile doğumu kolaylaştırır. Bedeni güçlendirirken, anne adayını da doğuma hazırlar.
  • Yoga pozları ve nefes çalışmaları ile bulantı, bel ağrısı, kramp gibi şikayetlerde azalma olur.
  • Nefes çalışmalarıyla akciğer kapasitesi artar, böylece hem anne adayı hem de bebek daha fazla oksijen ve enerji alır.
  • Kasılmalara uyumlu nefes alıp vermek ve gevşemek de gebenin doğumda ekiple işbirliği yapabilmesini, ağrılarla baş edebilmesini ve ağrıları daha az hissetmesini sağlar. Ayrıca plasentaya (çocuğun eşi) giden kan miktarını artırır ve günlük streslerin yenilmesine yardım eder.
  • Kan dolaşımını artırarak, bebeğin daha iyi beslenmesini sağlamaktadır.
  • Meditasyon ve nefes çalışmaları, anne adayının karnında taşıdığı bebek ile bağ kurmasına yardımcı olmaktadır.

 

Gebelikte Yüksek Tansiyon

Gebelik ile birlikte gelişen yüksek tansiyon (hipertansiyon), takip edilmesi gereken bir durumdur. Genellikle 20. haftadan itibaren yükselme eğilimi gösteren tansiyon, kontrol edilmediği taktirde, anne ve bebeğin sağlığı için risklidir. Yüksek tansiyon, başta “preeklampsi” denilen gebelik zehirlenmesi olmak üzere, bebeğin metabolizmasında bozukluklara ve beslenmesinde sorunlara yol açabilmektedir.

 

Hamilelikte yüksek tansiyon, erken tanı ile kontrol altına alınabilmektedir. Bu nedenle rutin doktor kontrolleri ihmal edilmemeli ve gebelik süresince aşırı kilo alınmamalıdır. Hamilelikte aşırı kilo alan annelerde daha sık görülen yüksek tansiyonun bulguları; el, ayak ve yüzdeki ödem yani şişkinlik halidir. Yüksek tansiyon oluştuysa, doktorunuz sizi çok sıkı takibe alıp, gerekli tedaviyi uygulayacaktır.

Doğuma Hazırlık ve Nefes Çalışmaları Eğitimi

Doğuma Hazırlık ve Nefes Çalışmaları Eğitimi

Doğum anına kaygı ve korku yerine coşkuyla hazırlanmanız, bebeğinize güvenle kavuşmanız için varız. Anne babalık yolculuğunuzda yanınızdayız…

Hastanemizde ‘Doğuma Hazırlık ve Nefes Çalışmaları Eğitimi’ anne ve baba adaylarımız için başlıyor.

Eğitimin Amacı:

Eğitimin amacı; profesyonel destek sunarak, kadınların güvenli, unutulmaz ve güçlendirici bir doğum tecrübesi yaşamalarını sağlamaktır. Anne ve baba adaylarını, çift olarak ne yapmaları gerektiği konusunda süreç içinde destekler ve bilgilendirir.


Eğitimin konu başlıkları;

  • • Doğum nedir?
  •  Doğum korkusu nasıl aşılır?
  •  Ne zaman hastaneye gitmeli?
  •  İdeal doğum ortamları nasıl olmalıdır?
  •  Doğum müdahaleleri nelerdir?
  •  Aktif ve doğal doğum teknikleri,
  •  Doğumda nefes teknikleri, gevşeme egzersizleri
  •  İmgeleme teknikleri
  •  Anne baba dostu sezaryen nedir?
  •  Babalar doğumda nasıl destek olur?
  •  Bebeğinizle ten teması neden önemlidir?
  •  ole-play ile doğum provası
  •  İlaç dışı rahatlatıcı teknikler
  •  Doğum masajı



Eğitim gün ve saatleri için Kadın Hastalıkları ve Doğum Poliklinik sekreterinize danışınız.

Tüp Bebek Merkezi (IVF)

“Bebek Dostu Hastane” unvanına sahip olan Kent Sağlık Grubu Tüp Bebek Merkezi'miz (IVF), hastanenin kuruluşu olan 2004 yılından itibaren faaliyet göstermektedir. Kent Tüp Bebek Merkezi'miz, deneyimli ekibi, uygulamadaki yüksek başarı oranıyla yalnız İzmir değil, Türkiye’nin dört bir yanından hastaların tercih ettiği bir merkezdir. 

Doğal yollardan bebek sahibi olamayan çiftlerde uygulanan tüp bebek tedavisinde erkek ve kadına ait olan üreme hücrelerinin laboratuvar ortamında özel koşullarda döllenmesi ve anne rahminde bebeğin tutunması amaçlanmaktadır. Tüp bebek yöntemiyle doğan bebekler, normal doğal yöntemlerle dünyaya gelmiş olan bebeklerden farklı değildir. 

Kent Sağlık Grubu Tüp Bebek Merkezi'mize bebek sahibi olma arzusu ile başvuran çiftlerde tanı  sonrası  öncelikle neden çocuk sahibi olamadıklarının nedenleri; genel  sağlık  testleri, hormon  analizi (bazal hormon profili), semen  analizi (spermiogram), gerekirse immunolojik  testler, rahim  filmi (HSG) ve rahim  incelemesi  (gerekirse) yapılarak saptanmaktadır. Sonrasında da uygulanabilecek tedavi seçenekleri belirlenmektedir.