Kalp Damar Cerrahisi - Tıbbi Bölümlerimiz - Kent Sağlık Grubu | 0 850 222 53 68
Yükleniyor..

Kalp Damar Cerrahisi

Kent Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Kliniğimizde uzman ve deneyimli bir ekiple önemli pek çok kalp cerrahisi girişimi, gelişmiş ülkeler standardındaki düşük mortalite ve morbidite oranları ile uygulanmaktadır.


Kardiyovasküler ameliyatlar için ayrılan 2 ameliyathanenin yanı sıra Kardiyolojik Tanı Bölümü’müzde EKG, Holter, EKO, Eforlu EKG gibi cihazlarla teşhis olanağı sağlanmaktadır. Koroner anjiografi, anjioplasti, stent, pace-maker gibi işlemlerin yapılabileceği Girişimsel Kardiyoloji Bölümümüz, yoğun bakım ve ameliyathaneler ile doğrudan bağlantılı olarak çalışmaktadır. 

Kliniğimizde; koroner bypass, kalp kapak ameliyatları, aort cerrahisi ve anevrizma, konjenital kalp ameliyatları ve periferik damar ameliyatları başarıyla yapılmaktadır. 

Kent Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Kliniğimiz, SGK
 anlaşmalıdır.






Meme Altı Bypass Ameliyatları

Meme altı bypass ameliyatları, göğüs kemiğinin kesilmesine gerek kalmadan, sol meme altından, kaburgalar arasından girilerek yapılan operasyonlardır. Normalde, göğsün ön kısmında 20 cm. kadar kesi ile yapılan bypass ameliyatlarında, göğüs kemiği kesilmekte ve ameliyat sonrasında da çelik yapıdaki tellerle kapatılmaktadır. Kemiğin kaynama ve iyileşme süresi 6-8 hafta sürmektedir. Bu dönem içinde, göğüs kemiğinin sorunsuz iyileşmesi için,  hastaların yan yatmamaları, araba kullanmamaları, yürüme dışında sportif aktivitelerden kaçınmaları ve yük kaldırmamaları gerekmektedir. Meme altı bypass ameliyatları ile kesi uzunluğu 6-7 cm.ye düşmekte, hastalar ameliyattan hemen sonra, hastanedeyken yan yatabilmekte, taburculuk sonrası hastaneden kendi kullandıkları arabalarıyla evlerine dönebilmekte, makul ağırlıkta yük kaldırabilmekte ve erken dönemde spor yapabilir konuma gelebilmektedirler.

Göğüs kemiğinin kesilmesine gerek duyulmayan, kaburgalar arasından oluşturulan bir pencereden yapılan sol meme altı bypass ameliyatları ile hastalar ameliyat sonrası daha erken iyileşme süreci yaşamaktadırlar ve refakatçı gereksinimleri çok fazla zaman almadan, kolay normal hayata geçiş süreci geçirmektedirler. Bu tip ameliyatlar, tüm dünyada ve ülkemizde, hastaların da istemleri doğrultusunda, yaygınlaşmaktdır. Özellikle erken dönemde iş hayatına ve sosyal ortama dönme arzusunda olan genç hasta grubu ile, bakım desteği konusunda refekatçı sınırlaması olan ileri yaş grubu bireyler için, meme altı kalp baypas ameliyatlarının büyük üstünlükleri vardır ve gelişen teknolojik olanaklarla, normal bypass ameliyatında yapılan işlemlerden geri kalmayacak kalitede operasyonların yapılabildiği söylenebilir.




Aort ve Anevrizma Tedavisi

Anevrizma tedavisi için ameliyatın gerekli olup olmadığına kalp ve damar cerrahlarımız karar vermektedir. Eğer ameliyat gerekli ise anevrizmanın yerleşimine, boyutuna ve aort kapakçığının fonksiyonuna göre ameliyat şekline karar verilmektedir.

Anevrizmada Cerrahi Tedaviler

Anevrizma tedavisi için ameliyat gerekli ise anevrizmanın yerleşimine, boyutuna ve aort kapakçığının fonksiyonuna göre ameliyat şekline karar verilmektedir. Torasik aort anevrizmalarının tedavisi için seçilebilecek operasyon yöntemleri:

Tüp greft yerleştirilmesi ile asendan anevrizma tamiri: Eğer aort kapakçığı normal, aort kökü genişlememiş ve anevrizma asendan aortta ise anevrizma tamiritüp greft yerleştirilmesi şeklinde yapılmaktadır. Asendan aortanın genişlemiş kısmı kesilir ve yerine Dacron veya Gorotex olarak bilinen yapay tüpler yerleştirilmektedir. Yapay tüpler ömür boyu dayanıklıdırlar.

Aort kapakçığı korunarak yapılan anevrizma tamiri: Eğer mümkünse aort kapakçığını değiştirmek yerine aort kapakçığını koruyarak ameliyat yapmak tercih edilmektedir. Bu tip bir işlem aort kökü anevrizmatik olan ve aort kapakçığında yetmezlik bulunan fakat aort yaprakları şekil olarak normal olan hastalarda uygulanabilmektedir. Aort kapakçığı ve koroner damarları yapay damara tekrardan dikilmektedir. Bu tür bir operasyon yapılan hastalar uzun dönem kan sulandırıcı ilaç kullanmaktan kurtulmuş olurlar.

Kompozit aort kökü değiştirilmesi: Eğer hastalarda aort kökü ile beraber aort kapakçığının da değiştirilmesi gerekiyorsa kompozit aort kökü değiştirilmesi operasyonu yapılmaktadır. Bu ameliyatta yapay bir tüp damarın içine yerleştirilmektedir. Yapay bir aort kapak daha önceden yerleştirilmiştir ve aortayı değiştirmek için kullanılır. Bu operasyonlarda mekanik ve biyolojik kapakların her ikisi de kullanılabilir.

Aort arkı cerrahisi: Aort arkı cerrahisi, teknik olarak oldukça zordur. Bu cerrahi sırasında beyni korumak için dallı bir greft kullanılımakta vücut soğutulmakta (hipotermik dolaşım arresti) ve “antegrad serebral perfüzyon” denilen bir işlem ile beyne oksijenden zengin kan gönderilmektedir. Bu tekniklerin kullanımı ile ölüm ve inme riski azaltılmaktadır.

Torakoabdominal anevrizma tamiri: Torakoabdominal aortayı içeren anevrizmaların tamiri kompleks ve geniş bir cerrahi işlem gerektirmektedir. Cerrahinin potansiyel bir komplikasyonu spinal kordu besleyen atardamarların bu bölgeden çıkması nedeni ile spinal kordun beslenmesinin bozulmasıdır. Bu komplikasyonu azaltmak için anestezi hekimimizce yapılan bir işlem kullanılmaktadır.

Stent greft yerleştirilmesi (endovasküler tamir): Bazı durumlarda ve asendan aortayı içermeyen bazı anevrizmalarda “stent gretf tamiri” diye bilinen yeni bir tamir yöntemi vardır. Abdominal anevrizma tamiri için minimal invazif bir tedavi yöntemidir. Bu tarz stent greft yerleştirilmesi, bu iş için yeterli donanıma sahip merkezlerde yapılabilmektedir. Kent Hastanesi bünyesinde bu işlem başarı ile gerçekleştirilmektedir. Bu işlem eğer hastanın aort anatomisi uygun ise yapılabilmektedir. Eğer uygun değilse, standart açık aort cerrahisi yapılmalıdır.

Abdominal aort anevrizması tamiri: Abdominal aort anevrizmalarının cerrahi tedavisinde tüp greft yerleştirilmesi yapılmaktadır. Bazı durumlarda iliak arterler de anevrizmatik ise pantolon greft kullanılmaktadır.

Koroner Bypass Cerrahisi

Kalbin kendi damarlarındaki (koroner arterler) daralmanın ilerisine, vücudun başka yerlerinden alınan damarlarla damar köprüleri oluşturma işlemine “koroner by-pass ameliyatı” denir. Darlık olan damarda azalmış olan kan akımı, tekrar normal düzeye çıkarılmaktadır. 

Kalp Kapak Ameliyatları

Kalbin odacıkları arasında ya da kalp odacıkları ile ana damarlar arasında yer alarak kan akışını kalbin pompalama özelliğine göre düzenleyen kapaklardır. Kalpte dört adet kapak vardır. Son yıllarda yapay kapak teknolojisindeki hızlı gelişmeler sayesinde kalp kapak ameliyatlarında etkin ve kalıcı cerrahi tedavi olanakları geliştirilmiştir.


Anevrizmalar

Aort, tıpkı ana su borusu gibi vücuda kan akışını sağlayan ana damardır. Vücudun en büyük damarı aort üzerinde hiç belirti vermeden oluşan kesecikler ve damar genişlemesi nedeniyle oluşan aort anevrizması, tıpkı patlamaya hazır bir bomba gibi yaşam üzerinde tehdit oluşturmaktadır. Bu nedenle tanı ve tedavi yöntemleri, hayati öneme sahiptir.

Aort, vücuda kanı dağıtan ana atardamardır. “Aort” dediğimiz damar, kalpten çıktıktan sonra vücuda dağılan kanı pompalayan ana atardamardır. Aortun çapı, kalpten çıktığı bölümde yaklaşık 2,5 cm’dir. Vücutta bu kadar geniş çapa sahip başka bir damar yoktur. Damarın genişleme miktarına paralel olarak anevrizma riski de artmaktadır.

Vücudumuza giden bütün kanı, aort vermektedir. Bu açıdan da vücuda giden ana boru gibidir. Kanın tüm vücuttaki devri, yaklaşık 1 dakika sürmektedir. Aortta oluşan bir problem, insan için hayati öneme sahiptir. Aorttaki kan akışındaki durma, tüm vücudun kan akışını durdurabileceği gibi; herhangi bir şekilde aortun bir bölümünde çatlama veya kan sızması oluştuğunda kanın dakikalar içerisinde vücuttan boşalmasına ve aşırı kan kaybı nedeniyle insanın hayatını kaybetmesine yol açabilmektedir.

Anevrizma nedir?

Anevrizma, bir atardamarın duvarındaki anormal balonlaşmadır. Atardamarlar oksijenli kanı kalpten vücudun diğer kısımlarına taşıyan damarlardır. Yeteri kadar genişleyen bir anevrizma vücutta genellikle ölümcül olan kanamalara neden olacak şekilde patlayabilmektedir.

Aort, kalbin sol ventrikülünden gelir ve göğüs ve karın boşluğu boyunca ilerler. Aortun göğüs boşluğu kısmındaki bölümünde oluşan anevrizmalar, “torasik anevrizmalar” olarak adlandırılırlar. Aortun karın boşluğu kısmındaki bölümünde oluşanlar ise, “abdominal anevrizmalar” olarak adlandırılırlar.
Anevrizmalar; beyin, kalp, boyun, dalak, diz arkası ve vücudun diğer bölümlerindeki damarlarda da oluşabilmektedir. Eğer beyindeki bir anevrizma patlarsa inmeye neden olabilmektedir.

Anevrizma taraması neden önemlidir?

Her yıl yaklaşık 15.000 insan rüptüre (patlamış) anevrizma nedeni ile ölmektedir. Rüptüre anevrizmalar, 50 yaşın üzerindeki erkeklerde 10. sıklıkta ölüm nedenidir. Rüptüre anevrizmaların çoğu erken tanı ve medikal tedavi ile önlenebilmektedir. Çünkü anevrizmalar herhangi bir bulgu vermeden önce gelişip büyüyebilirler. Bu yüzden yüksek riskli kişilerde anevrizma taraması yapmak önemlidir. Tanı konulduğu anda anevrizmalar genellikle ilaç veya cerrahi ile başarılı olarak tedavi edilebilirler. Aort anevrizması tanısı konduğunda doktorlar kalp hızını ve kan basıncını azaltacak ilaçlar vermekteler, bu da patlama riskini azaltmaktadır. Geniş aort anevrizması tanısı konulduğunda, genellikle aortun hastalıklı kısmının replase edilmesi şeklindeki cerrahi ile tedavi edilebilmektedir. Sonuçlar, genellikle iyidir.

Anevrizmanın nedenleri nedir?

• Ateroskleroz (atardamarların içindeki kalınlaşma ve daralma) nedeniyle oluşabilmektedir. Ateroskleroz geliştikçe atardamar duvarları kalınlaşır, hasarlanır ve normal iç yüzeylerini kaybeder. Atardamarın bu hasarlanmış kısmı içindeki kanın basıncıyla gerilebilmekte veya balonlaşabilmektedir. Böylece anevrizma oluşur.
• Anevrizma aynı zamanda atardamarın içindeki sürekli yüksek kan basıncı dolayısıyla da oluşabilmektedir. 
• Göğüste oluşan bir travma ile (örneğin araba kazası sonucu oluşan travma) oluşabilmektedir.
• “Marfan sendromu” gibi bazı tıbbi durumlar da anevrizmaya neden olabilmektedir. “Marfan sendromu” görülen kişilerin boyları çok uzundur, parmakları ince ve uzundur. Bu kişilerde damar yapısında incelme söz konusu olabilir.
• Nadir durumlarda tedavi edilmemiş sifilis (cinsel yolla bulaşan bir enfeksiyon) gibi enfeksiyonlar da aort anevrizmasına neden olabilmektedir.

Kimler risk altındadır?

Erkekler, kadınlara oranla AAA (En sık anevrizma tipi olan abdominal aortik anevrizmalar) için 5-10 kat daha yüksek riske sahiptirler. AAA riski, yaşlandıkça artmakta ve en sıklıkla 60-80 yaşları arasındaki kişilerde oluşmaktadır. Periferik anevrizmalar da 60-80 yaş arasındaki kişilerde sık görülmektedir.

Risk faktörleri nelerdir?

• Ateroskleroz (Atardamarlarda yağ depolanması),
• Sigara Kullanımı (Sigara içenler, 8 kat daha fazla riske sahiptirler),
• Aşırı kilo veya obezite,
• Aort anevrizması, kalp hastalığı veya atardamarların diğer hastalıkları için aile hikayesi,
• Aort duvarını zayıflatan bazı hastalıklar (Marfan sendromu, tedavi edilmemiş sifilis, tüberküloz),
• Trafik kazası sırasında göğüs darbesi gibi travmalar,
• 35-60 yaşları arasında ciddi ve kalıcı yüksek kan basıncı. (Kontrol altına alınmamış basınç, tehlikelidir.),
• Kokain gibi uyarıcı ilaçların kullanımı,

Anevrizmanın bulgu ve işaretleri nelerdir?

Anevrizmaların bulgu ve işaretleri tipine, yerleşimine ve patlayıp patlamadığına veya vücuttaki diğer yapılarla ilişkisine bağlıdır. Anevrizmalar yıllar boyunca herhangi bir şikayete yol açmaksızın oluşup büyüyebilmektedir.

Çoğu AAA'lar (Abdominal Aort Anevrizmaları): Yıllar boyunca yavaşça büyürmekte ve patlayana kadar herhangi bir şikayete yol açmayabilmektedir. Bazen muayene sırasında hastanın karnında nabız veren bir kitle fark edilebilmektedir. Eğer şikayete yol açarlarsa, bu şikayetler sırtta veya karnın kenarlarında derin batıcı tarzda ağrı, karında saatler veya günler boyunca süren sabit yanıcı ağrı, ayaklarda soğuma veya uyuşma şeklindedir. AAA patlarsa, şikayetler karnın alt kısmında veya sırtta ani ve şiddetli ağrı, bulantı ve kusma, ciltte terleme, baş dönmesi ve ayağa kalkınca artmış kalp hızı şeklinde oluşmektedır. Patlamış bir AAA nedeniyle oluşan iç kanama, hastada şoka yol açabilmektedir.

Torasik aort anevrizmaları, büyüyene veya patlayana kadar şikayete yol açmayabilir. Ortaya çıkan şikayetler; çenede, boyunda, sırtta veya göğüste ağrı veya öksürük, ses kısıklığı veya nefes almada zorluk şeklindedir.

Periferik anevrizmalarda ortaya çıkan şikayetler, boyunda, kolda veya bacakta hissedilen nabız veren kitle, kol veya bacak ağrısı, egzersiz krampı şeklindedir.

Anevrizma tanısı nasıl konulur?

Anevrizmalar, rutin fizik muayene sırasında şans eseri bulunabilmektedirler. Sıklıkla göğüs veya karın ağrısı gibi başka nedenlerle yapılan ultrason, röntgen veya bilgisayarlı tomografi sırasında şans eseri bulunmaktadırlar. Anevrizma tanısı koymak için röntgen, ultrason, bilgisayarlı tomografi, magnetik rezonans görüntüleme, anjiografi gibi yöntemler kullanılmaktadır.

Anevrizmalar nasıl tedavi edilir?

Özellikle küçük olan ve ağrıya neden olmayan anevrizmalar dikkatli gözlem ile tedavi edilebilmektedir. Diğerleri büyümeyi engellemek ve komplikasyonları engellemek için tedavi edilmelidirler. Tedavi amaçları anevrizmanın büyümesini, diğer vücut yapılarına zarar vermesini, patlamasını engellemek ve hastanın normal günlük aktivitelerine devam etmesini sağlamaktır.

İlaçla tedavi ve cerrahi, anevrizmaların iki tedavi şeklidir. İlaçlar cerrahiden önce veya cerrahinin yerine kullanılabilmektedir. İlaçlar kan basıncını azaltmak, kan damarlarını rahatlatmak ve patlama riskini azaltmak için kullanılmaktadır. Eğer anevrizma büyükse ve patlama riski varsa cerrahi önerilmektedir. Eğer anevrizmalarda diseksiyon gibi bir komplikasyon gelişmişse acil cerrahi gerekmektedir.

Erken tanı neden önemlidir?

Sigara içen ve 65-75 yaş aralığındaki erkeklerin abdominal aort anevrizması açısından ultrason ile incelenmeleri, erken tanı açısından önerilmektedir. Aort anevrizmaları için tedavi önerileri, anevrizmanın boyutuna göre belirlenmektedir. Erken tanı konulan küçük anevrizmalar yakın takip ile tedavi edilebilmektedirler. Eğer aort çapı küçük ise (3cm'den az) ve herhangi bir şikayeti yoksa yakın takiple 5-10 yılda bir muayene gerekmektedirler. Eğer aort çapı 3-4 cm arasındaysa hasta yılda bir kez ultrason yapılması için doktora gelmelidir. Eğer aort çapı 4-4,5 cm arasındaysa her 6 ayda bir test yapılmaktadır. Eğer aort çapı 5 cm'den büyükse veya yılda 1 cm'den fazla büyüme varsa en kısa zamanda cerrahi yapılmalıdır.

Çoğu periferik anevrizmalar şikayete neden olmazlar. Çok nadiren patlarlar. Periferik anevrizmaların tedavileri, şikayet olup olmamasına, anevrizmanın yerleşim yerine ve atardamardan kan akımının engellenmediğine bağlıdır. Dizin arkasındaki 2,5 cm'den büyük bir anevrizmada genellikle cerrahi gerekmektedir.

Anevrizmaların diseksiyonu neden acil bir durumdur?

Akut aort diseksiyonu, en sık acil cerrahi gerektiren aort hastalığıdır. Aort diseksiyonu, aort duvarının katları arasında yırtık olması ve kanın duvarın katları arasında oluşan yalancı lümene girmesidir. Çoğunlukla yaşlı kişilerde görülmektedir. Aortun patlaması halinde hayatta kalma şansı da azalacağından yeni oluşmuş aort diseksiyonu, acil ve hayati tehdit eden bir durumdur. Bu durum, genellikle Tip A (asendan torasik aortu içeren yırtılma) ve Tip B (desendan torasik aortu içeren yırtık) şeklinde sınıflandırılmaktadır. Tip A diseksiyonları, cerrahi yapılmayan her saat için %1 gibi yüksek bir ölüm riski taşırmaktadırlar. Tip B diseksiyonlu hastalarda yırtılma veya organlarda dolaşım bozukluğu olmadıkça cerrahi gerekmez. Diseksiyon cerrahisinde standart tüp greft yerleştirilmesi uygulanmaktadır.


Lenfatik Sistem Hastalıkları

Lenfanjit

Lenfanjit, bakterilerin subkutan dokulara invazyonu sonucunda meydana gelen lenf kanallarının iltihabi durumudur. El ve ayaklardaki cilt yaraları ve mantar enfeksiyonlu bölgeler bakterilerin lenf kanallarına giriş kapılarıdır. Travmalar, ayakkabı vurmaları, tırnak batmaları, topuk çatlakları da lenfanjite zemin hazırlar. Enfeksiyon çoğunlukla yüzeysel lenf sistemini ilgilendirir. En sık rastlanılan etken bakteriler beta-hemolitik streptokok ve stafilokokkus aureus'tur. Bakteriler subkutan dokuda lenfatik damarlar boyunca süratle yayılırlar. Lenfatiklerin etrafında eksudalı ve hiperemik sahalar vardır. Enfeksiyon lenfatik kanallar boyunca yayılır.

Akut Lenfanjit

Kolda epitroklear lenf nodlarından aksiller lenf nodlarına, bacakta popliteal lenf nodlarından inguinal lenf nodlarına doğru yayılan ince, kırmızı çizgilerle karakterizedir. İnflamatuvar reaksiyon sonucu kızarıklık ortaya çıkar. Genellikle o sahada yaygın kırmızılık, ateş, duyarlılık ve ödem görülür. Genel vücut ısısı, 39-40 dereceye kadar yükselir. Ekstremite hareketleri, bakterilerin lenf kanalları boyunca yayılmasını kolaylaştırır. Enfeksiyonun ilk belirtilerini takip eden 12-24 saat içinde lokal lenf bezleri şişer. Akut lenfanjitte iyileşme genellikle tamdır. Bununla birlikte lenfanjitlerde, tekrarlayan infeksiyonlardan sonra dolaşım bozulacağından, staz nedeniyle nüks ihtimali artar. Bu şekilde damarların kronik veya tekrarlayan enfeksiyonları lenfatik yapıların hasarlanmasına yol açar. Bunun geç sonucu da lenfödemdir.

Tedavi
Ekstremitenin immobilizasyonu ve elevasyonu, lokal sıcak-ıslak, antiseptik pansuman ve uygun geniş spektrumlu antibiyotikler ile enfeksiyonun tedavisi yapılmalıdır. Olaya eşlik eden mantar enfeksiyonu mevcutsa tedavisi yapılmalıdır.

Lenfödem

Lenfatik drenajdaki bozulma nedeniyle dokulardaki lenf sıvısının boşaltılamaması ve buna bağlı olarak lenf sıvısının dokularda birikmesi ile cilt altı yumuşak dokuda şişlik (ödem) meydana gelmesidir.

Vücudumuzda atardamar ve toplardamar dolaşım sistemi dışında birde lenfatik dolaşım sistemi vardır. Lenfatik dolaşım sistemi, diğer iki dolaşım (arter ve ven) sisteminden farklı olarak damar dışına çıkmış, dokulardaki lenf sıvısını kalbe taşımaktadır. Lenfatik dolaşım sisteminin taşıdığı sıvıya “lenf sıvısı” adı verilir. Lenf sıvısının protein, su, ölü hücreler ile toksinleri ve bazı yağlar olmak üzere 4 bileşeni vardır. Kanda bulunan protein miktarının yaklaşık yarısı ve kan akımı sırasında dokulara sızan yaklaşık 1-2 litre su lenfatik sistem vasıtasıyla kan dolaşımına geri döner. Lenfatik sistem bu sıvıyı yeniden kan dolaşımına taşıyamazsa sıvı dokularda birikmekte ve bu da ödeme neden olmaktadır.

Lenfödem, en sık bacaklarda görülmekle beraber kolda, yüzde, boyunda ve dış genital bölgede de görülebilmektedir. Lenfödemin en sık karşılaşılan belirtileri tutulan bölgede gerginlik ve şişliktir. Bunun yanı sıra eklemlerde hareket kısıtlılığı ve ağrı da olabilir. Lenfödem belirtileri üç evreye ayrılır:

Evre 1: Lenfödem, geriye dönebilir. Bu evrede şişmiş olan kol veya bacak basitçe yukarı kaldırmakla bir süre sonra genellikle ödem ortadan kalkmaktadır.
Evre 2: Kendiliğinden geri dönemeyen lenfödemdir. Bu evrede deride fibröz dokuda artış ve ilerleyici katılaşma vardır. Üzerine bastırıldığında deride çukur oluşmaz.

Evre 3: Kol veya bacak bir sütun halini almakta, örneğin diz eklemi, bacağın diğer kısımlarından ayırt edilemez. “Elefantiazis” olarak da adlandırılmaktadır.

Lenfödem oluş nedenine ve başlama yaşına göre iki büyük gruba ayrılır:

Primer lenfödem: Primer lenfödem en sık bacağın alt kısmındaki lenfatik sistemin olmaması sonucunda oluşmaktadır. Hastanın şikayetleri genellikle iki bacakta ve diz altında başlamaktadır. 

• Konjenital tip (doğumdan- ilk yaşa kadar)
• Preacox tip (1-35 yaş, en sık görülen tip)
• Tarda tip (35 yaş ve sonrasında) olmak üzere üçe ayrılır.

Sekonder lenfödem: Edinsel nedenler ile lenfatik sistemdeki akımın bozulması sonucunda meydana gelen lenfödemdir. Travma, tekrarlayan enfeksiyon (selülit, lenfanjit ve parazit hastalıkları), cerrahi girişimler, metastatik maliğn hastalıklar, felç ve bazı sendromlar (Klippel-Trenaunay sendromu vb.) sekonder lenfödem nedenleri arasında sayılabilmektedir.


Tanı ve Tedavi

Tanı, klinik bulgu ve muayene ile konulabilmektedir. Geri kalan hasta grubunda klinik bulgular lenfödeme özgü değildir. Bu nedenle de tanıyı zorlaştırmaktadır. Bu şüpheli olgularda “bilgisayarlı tomografi” veya “manyetik rezonans” adı verilen cihazlarla ileri tetkik yapılarak lenf bezleri ve fibrosiz görüntülenebilmektedir. Bugün lenfödem tanısı için en kabul gören ve altın standart yöntem enfsintigrafisidir.

Ne yazık ki henüz tamamen iyileştirici bir tedavi yöntemi bulunmamaktadır. Ancak, bazı tedavi yöntemleriyle lenfödemin ilerlemesi durdurulabilmekte ya da geciktirilebilmektedir. İleri evredeki lenfödemlerde çok sık olmasa da ameliyat yapılmaktadır. Fakat ameliyat yapılan hastalara da diğer ilaç ve fizik tedavi yöntemlerinin mutlaka uygulanması gerekmektedir. Medikal tedavi, daha az komplikasyona neden olmakla beraber belirtilerde daha fazla iyileşme sağlamaktadır. Enfeksiyon riski olanlarda antibiyotik tedavisi ve ödem azaltıcı antiödem tedavisi, medikal tedavinin başlangıcını oluşturmaktadır.

Lenfödem tedavisinde amaç; lenf akımını sağlamak için her gün el ile nazik bir şekilde masajlar yapılarak (manuel lenfatik drenaj) lenf sıvısının dokulardan uzaklaştırılmasını sağlamak, bu uygulama sonrası kompresyon (dışarıdan basınç) tedavisi uygulanarak, lenf sıvısının dokuda yeniden birikmesini önlemek, günlük egzersiz yapılarak kas tonusunu geliştirmek ve lenf akımına yardımcı olmaktır. Ancak egzersizler sırasında ve sonrasında mutlaka basınçlı varis çorapları giyilmelidir.

Periferik Damar Hastalıkları

Periferik damar hastalıkları, periferik arter (atardamar) ile ilgili hastalıkları ifade etmektedir. Periferik arter hastalığı ise; kollara, bacaklara ve iç organlara kan akışını sağlayan atardamarların ateroskleroz (damar sertliği) nedeniyle tamamen veya kısmen tıkanması nedeniyle oluşan bir hastalıktır. 35 yaş altındaki hastalarda bacaklardaki kronik oklüzif hastalığın başta gelen nedeni aterosklerozis obliteranstır.

Ateroskleroz (Damar Sertliği)

Ateroskleroz, sert kolesterol kütlelerinin (plak) atardamar (arter) duvarlarına yapışması ile meydana gelmektedir. Yapışan bu kolesterol plakları, arter duvarlarının sertleşmesine ve arter içerisindeki kanalın (lümen) daralmasına neden olmaktadır. Ateroskleroz insan vücudunda erken yaşlarda oluşmaya başlamaktadır. Yaşın ilerlemesi ile beraber ateroskleroz ağırlaştığında, arterler içerisinde ciddi darlıklar oluşabilmekte ve bu damarların beslediği dokularda iskemi (kan ve oksijen yetersizliği) meydana gelebilmektedir. Bacak arterlerinin ileri aterosklerozu ise yürürken veya egzersiz ile bacak ağrısına (klodikasyon), yara iyileşmesinde gecikmelere ve bacak ülserlerine (açık yara) neden olabilmektedir.

Periferik damar hastalıklarında risk faktörleri nelerdir?

Periferik damar hastalıkları, erkeklerde kadınlara göre daha fazla görülmektedir. Risk faktörleri, aterosklerozu (damar sertliği) oluşturan nedenler ile aynıdır. Bu risk faktörleri:
• LDL kolesterol (kötü kolesterol) ve trigliserit düzeylerinin kanda yüksek olması
• HDL kolesterol (iyi kolesterol) düzeylerinin kanda düşük olması
• Sigara kullanımı
• Diabetes mellitus (şeker hastalığı)
• Yüksek kan basıncı (hipertansiyon) veya ailede hipertansiyon öyküsü
• Ailede ateroskleroza (damar sertliği) bağlı hastalık öyküsü
• Kronik böbrek yetersizliği
• Aşırı kilo veya obezite

Periferik damar hastalıklarında belirtiler nelerdir?

Periferik damar hastalığı olan kişilerin çoğunda belirti görülmemektedir. Yürüme sonrası bacaklarda ağrı, ileri seviyede ise istirahat esnasında hissedilen bacak ağrısıdır. İstirahat ağrısı, damar tıkanıklığının çok ileri düzeyde olduğu ve istirahatte dahi bacaklara yeterli kan ve oksijenin ulaştırılamadığı durumlarda meydana gelmektedir. Ağrının yanı sıra bacaklarda uyuşukluk, baldır kaslarında güçsüzlük, bacaklara ve ayaklara soğukluk, üşüme hissi, ayaklarda renk değişikliği, ayak sırtındaki tüylerin dökülmeye başlaması ve ayak tırnaklarının kalınlaşması diğer belirtilerdir.

Cerrahi Tedavi
Periferik damar hastalığının tedavisi için periferik bypass işlemleri ve endarterektomi yöntemleri uygulanmaktadır. Damar içerisinde tıkanıklığa neden olan uzun segmentli lezyonlar, birden fazla darlık içeren damarlar veya uzun segmentli ciddi darlıklar cerrahi tedavi gerektiren durumlardır. Bypass cerrahisi, vücudunuzdan alınan bir toplardamar veya sentetik bir damar ile tıkalı alanın öncesinden sonrasına oluşturulan yan bir yol ile kan akışını yeniden sağlamaktadır. Endarterektomi işleminde ise, kol veya bacaklara giden damar içerisinde tıkanıklığa neden olan plak tabakası temizlenmektedir.

Damar Hastalıkları

• Atardamar (arter) hastalıkları
• Toplardamar (venöz hastalıklar)
• Lenfatik sistem hastalıkları (çok ince ,besin taşımaya yardımcı damarlar) sistemi tutan ve birbirinden farklı ve iyi tanımlanabilen klinik tablolara neden olmaktadır.


Aterektomi Yöntemi

Damar Tıkanıklığında Ameliyatsız Tedavi

Damar tıkanıklığı sorunu yaşayan hastalar için geliştirilmiş yeni bir tedavi olan “aterektomi” yöntemiyle damar içindeki kireçlerin temizlenmesiyle uzuv kayıplarının en aza indirilmesi amaçlanmaktadır.

 

“Damar sertliği” olarak bilinen hastalığın yaş ilerledikçe sıklığı artmakta ve ailesinde damar sertliği olanlarda yakalanma riski daha yüksek olmaktadır. Hastalık 100 hastanın 2’sinde bacağın kesilmesiyle sonuçlanmaktadır.

Yürürken ya da merdiven çıkarken baldır kaslarında ağrıya yol açan hastalık,  dinlenerek geçmekle birlikte, ilerlemiş dönemde istirahat halinde de devam edebilmektedir.

Sigara, hipertansiyon, diyabet, obezite ve hiperkolesterolemi hastalığın riskini artırmaktadır.  


İleri derecede beslenmesi bozulmuş ve kangren gelişmiş uzuvlarda yeniden canlanma çok kısıtlı olduğundan, bu duruma gelmeden daha erken dönemlerde teşhis edilmesi önem taşımaktadır. Aksi halde beslenme bozukluğuna bağlı ayakta yaralar oluşmasına, uzun dönemde kangren oluşumu ve bacak ampütasyonlarına (kesilmesine) yol açabilmektedir.


Bu hastalığa yakalanan ve erken teşhis edilen kişilerde kullanılan aterektomi yöntemiyle bacak damarlarında darlık ya da tıkanıklığa yol açan ve damar sertliğine neden olan kireçler mekanik olarak temizlenmekte ve kronik tam tıkalı atardamarlarda %90 oranında tam açılma sağlanabilmektedir.

Aterektomi yöntemi, özel dizayn edilmiş ameliyathanelerde lokal anestezi altında balon ve stent uygulaması ile birlikte hastalarda başarılı sonuçlar vermektedir. Operasyon sonrası hastalar, 1 gün sonra sorunsuz taburcu edilebilmektedir.


Aterektomi yöntemi, Kent Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Kliniğinde uygulanmaktadır.

Toplardamar Tıkanıklığında Etkili Çözüm

Derin Ven Trombozu (pıhtılaşması), bir toplardamarın kan pıhtısı nedeniyle tıkanması anlamına gelir. Sıklıkla bacak toplardamarlarında ortaya çıkar ve bacakta belirgin şişlikle kendini gösterir.

Hastalık, kanın akışkanlığının değiştiği ve pıhtılaşmaya eğilimin olduğu büyük cerrahi ve ortopedik ameliyatlar, immobilite (hareketsizlik), uzun yolculuklar, obezite, hamilelik, hormon tedavisi, kanser ve bazı kalıtsal kan hastalıkları durumlarında ortaya çıkmaktadır.


Hastalıkta pıhtılaşma çoğunlukla diz altında, baldır toplardamarlarından başlamakta ve genellikle yukarıya doğru, uyluk ve kasık toplardamarlarına, hatta karın içindeki ana toplardamara ulaşabilmektedir. Tıkanmanın seviyesi yükseldikçe, hastalığın şiddeti ve sonrasında gelişecek komplikasyonlar o kadar fazla olmaktadır. 


Hasta erken tanı konulamadığı ve uygun tedavi edilmediğinde; hastaların %50 sinde hastalığın ölümcül bir komplikasyonu olan akciğer embolisi (pıhtı atması) gelişebilmektedir.


Günümüzde uygulanan ve gelişmekte olan tedavi yöntemleri sayesinde, eskiye oranla Derin Ven Trombozu daha güvenli ve etkili bir şekilde tedavi edilmektedir.

 

Toplardamar pıhtılaşmasında tedavinin ana amacı, akciğer embolisi ve bacakta tekrar pıhtı gelişiminin engellenmesidir. Tedavinin diğer amaçları ise hastanın bacağındaki şikayetin azaltılması ve ilerde oluşabilecek olan toplardamar yetmezliği gibi sorunların engellenmesidir.

Bu amaçlar için günümüzde klasik olarak pıhtılaşmayı engelleyici kan sulandırıcı ilaçlar (heparin, coumadin) ve varis çorabı kullanılmaktadır. Bunlar akciğere pıhtı gitme riskini azaltır ve bacakla ilgili şikayetlerini azaltmakla birlikte hastalığı tedavi etmez. Bu tedavilerle  bacaktaki şikayetlerin gerilemesi haftalar hatta aylar sürmektedir.


Günümüzde  etkili ve hızlı sayılabilecek modern bir yöntem ise  girişimsel tedavi yöntemidir.  Bu yöntemin uygulama çeşitleri olmakla birlikte amaç, özel kateterler kullanılarak damar içindeki pıhtının parçalanması, aspire edilmesi veya eritilmesi esasına dayanmaktadır. Böylece tıkalı damardaki kan akımı normale getirilmiş olur. Kullanılan pıhtı eritici ilaç dozunun daha düşük olması dolayısı ile kanama riski daha azdır.


Genellikle lokal anesteziyle yapılabilen girişimle yaklaşık birkaç saat içinde ve tek bir seansta tedavi sağlanabilmektedir. Hastalar açısından çok avantajlı ve konforlu bir tedavi yöntemidir.


Avantajları pıhtının tam olarak temizlenmesinin %80-100 oranında gerçekleşebilmesi, hastanın şikayetlerinin kısa süre içerinde geçebilmesi, hastaların rahatlayabilmeleri ve yaşam kalitesinin normale dönmesidir.


Şişlik, ağrı ve morarma geçince hastalar rahat  yürüyebilmekte, hastanede yatış süresi çok kısalmakta ve günlük yaşamına, işlerinin başına çok kısa sürede dönebilmektedirler.


Bacak toplardamarlarında pıhtı olan her hastada bu tedavinin yapılması gerekli değildir. Ancak  kasık seviyesi üzerine çıkmış ve karındaki ana toplardamarlarda pıhtı olan hastalarda tercih edilmektedir. Ancak bu tedavi ne kadar erken yapılırsa o kadar etkili olmaktadır.


Bu yöntemle birlikte akciğer emboli riskini azaltmak için karındaki ana toplar damar içine pıhtıları engelleyen bir filtre geçici ya da kalıcı olarak yerleştirilebilmektedir. Bu şekilde bacaktan atan pıhtılar kalp ve akciğer ulaşmadan karındaki ana damarda filtre tarafından yakalanmakta ve hayat kurtarıcı olmaktadır.


Şu an Kent Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahi Kliniğimizde aktif olarak kullandığımız bu girişimsel yöntem, sınırlı merkezde yapılan özellikli bir tedavi şekli kabul edilmektedir. Tedaviyi yapacak hekim hem Doppler Ultrasonografi ve anjiografiyi  çok iyi kullanmalı, hem de ortaya çıkabilecek komplikasyonları tedavi edebilecek cerrahi tecrübeye sahip olması gerekmektedir. Türkiye'nin sayılı sağlık merkezinde bu özelliklerde uygulanabilen bu etkin ve güvenilir yöntemin çok başarılı sonuçları olduğunu görüyoruz. Bu sayede hastaların şikayetleri hızla iyileşmekte, oluşabilecek komplikasyonlar önlenmektedir.