Psikolojik Danışmanlık ve Psikoterapi - Tıbbi Bölümlerimiz - Kent Sağlık Grubu | 0 850 222 53 68
Yükleniyor..

Psikolojik Danışmanlık ve Psikoterapi

Kent Sağlık Grubu Psikolojik Danışmanlık ve Psikoterapi Bölümümüzde, ilişkilerinde, akademik, mesleki veya sosyal yaşantısında sorunlar yaşayan, devam eden ve aşamadığı duygusal sorunlardan dolayı günlük işlevselliği düşen, yaşam ve kişiler arası ilişkilerde doyum alamayan, hali hazırda psikiyatrik tanı ile takip edilen, çocuk, ergen, yetişkin ve yaşlılara psikolojik danışmanlık hizmeti verilmektedir. Psikolojik Danışmanlık hizmeti, başvuran kişilerin sorun alanına göre değişmekle her bir psikoterapi seansı yaklaşık 50 dakika, belli periyotlarla ve bazı psikoterapi ekolleri çerçevesinde sistematik olarak süren, kişinin duygusal, davranışsal, bilişsel (düşünce) alanlarında arzu ettiği değişimi yaratmayı amaçlamaktadır.

Uygulanan Terapiler

  • • Şema Terapi
  • • Bilişsel- Davranışçı Terapi
  • • Transaksiyonel Analiz
  • • Cinsel Terapi
  • • Çift Terapisi

 

Hizmet Verilen Alanlar

  • 1) Çocuk ve Ergen Psikolojisi
  • • Çocuklarda Gelişimsel Değerlendirme
  • • Konuşma Gecikmesi
  • • Dikkat Sorunları
  • • İki Yaş Sendromu
  • • Kardeş Kıskançlığı
  • • Çocuklarda Duygudurum Bozuklukları (Depresyon, Anksiyete)
  • • Sınav Anksiyetesi
  • • Çocuk ve Ergenlerde Fobik (korkular) Bozukluklar
  • • Enürezis ve Enkoprezis (Alt ıslatma ve altına kaçırma)
  • • Ergenlerde Davranışsal Sorunları

 

  • 2) Anksiyete Bozuklukları
  • • Yaygın Anksiyete Bozukluğu
  • • Panik Bozukluk (Panik Atak)
  • • Sosyal Fobi
  • • Obsesif-Kompulsif Bozukluk (Takıntılar)

 

  • 3) Duygudurum bozuklukları
  • • Depresyon
  • • Kayıp ve Yas Süreci
  • • Uyum Bozuklukları

 

  • 4) Etkili Ebeveynlik

 

  • 5) Evlilik ve İlişki Problemleri

Flört, Nişanlılık ve Evlilikte Duygusal ve İlişkisel Problemler

  • 6) Cinsel Problemler
  • • Vajinusmus
  • • Erken Boşalma (Prematür Ejekülasyon)
  • • Erektil Disfonksiyon (Sertleşme Bozukluğu)
  • • Cinsel İsteksizlik

 

  • 7) Nöropsikolojik Değerlendirme

• Demanslar (Alzheimer), Parkinson, Multipl Skleroz (MS) Yönelik Kognitif, Davranışsal ve Duygudurum Değerlendirmesi

• Afazi (Nörolojik problemler sonucu ortaya çıkan konuşma problemleri) Değerlendirmesi

  • 8) Psiko-Onkoloji

(Kanser tanı-tedavi süreci ve tedavi sonrası psikolojik destek)

Tükenmişlik Sendromu

Tükenmişlik Sendromu; insanın yavaş yavaş mesleki heyecanından başlayarak yasamdaki tüm heyecanlardan uzaklaşması, kendisini depresif bir kısır döngüye teslim etmesidir.



 

Psikoterapi Birimi

Psikoterapi Nedir?

Psikoterapi bireyin ruhsal işleyişinin farklı katmanlarını ve bunlarla etkileşim içerisinde olan içsel ve dışsal dinamikleri inceleyen bir yöntemdir. Aynı zamanda ruhsal soru, sorun, arayış ve bozuklukları anlama ve tedavi etmede kullanılan tekniklerin genel adıdır.


Psikoterapiye Kimler Başvurabilir?

Kişi, temel olarak, hayatta başa çıkamadıgı durumlar, kurtulamadığı semptomlar/yakınmalar, ilişkilerinde sürekli tekrar eden sorunlar ve hayat karsısında genel bir çaresizlik, isteksizlik, doyum sağlayamama, verimsizlik, üretememe ve ketlenmişlik hisleri dolayısıyla psikoterapiye başvurur. Bunun yanı sıra herhangi bir birey kendi iç dünyasını daha iyi tanımak, anlamak ve ruhsal gelisiminde daha ileri bir olgunluk seviyesine erişmek için de psikoterapiden faydalanabilir.


Psikoterapiye Ne Zaman Başvurmalı?

Kişi, çesitli ruhsal bozukluklarının arka planında yatan dinamikleri anlamak ve güncel semptomlarıyla nasıl bir ilişki içinde olduğunu keşfetmek ve bu yolla zorluklarının arkasındaki ruhsal çatısmaların hayatındaki, tercihlerindeki, ilişkilerindeki ve kişiliğindeki etkisinden kurtulmak için psikoterapiye basvurur. Kişi, yaşam yolculuğunda yönünü, hedefini, heyecanını ve arzusunu kaybettiğinde ve bir degişime ihtiyaç duyduğunda bir psikoterapistten yardım istemelidir.

Psikodinamik Yönelimli Psikoterapi Nedir?

Psikodinamik yönelimli psikoterapi, Sigmund Freud’un temelini attığı ruhsallık modelini esas alır. Buna göre; zihnimiz bilinçli, yarı-bilinçli ve bilinçdışı katmanlardan oluşur. Ruhsal sorunların büyük bir kısmı ise bilinçdısındaki çatısmalardan kaynaklanır. Psikoterapi seanslarında danışanın zihninden geçenleri aklına geldigi şekliyle mümkün oldugunca sansürlemeden ve sınırlamadan anlatması beklenir. Serbest çagrısımla birlikte yüzeye çıkan bu içerik, terapi sürecinin malzemesini oluşturur. Psikoterapist ve danışan, bu malzemeden yola çıkarak birlikte bir yorumlama çalışması içine girerler. Psikoterapistin yorumlarının yardımı ile kisi bilinçdışında kapalı tuttuğu yaşam olaylarına, duygulanımlara, duygulara erişim sağlar ve bunların güncel sorunları ile olan bağlantısına dair bir içgörü kazanır.

Bu içgörünün kazanılması iyileşmenin kendisi değil, yalnızca başlangıcıdır. Kişi terapistiyle kurduğu ilişkiye iç dünyasındaki çatısmaları yansıtarak tekrar eden şekillerde ve çok yönlü olarak bunları yeniden deneyimler. Bu yeniden deneyimleme esnasında terapistle birlikte yapılan çalısma sonucunda kişi yavaş yavaş bilinçdışının yönetiminden çıkar ve hayatının sorumluluğunu eline alır.

Psikoterapi süreci ile kazanılanlar nelerdir?

Psikoterapi öncelikle özellikle yaşamın erken dönemlerinde ve sonrasında deneyimlenen fakat bilinçdışında tutulan yaşam olaylarını hatırlamayı sağlar. Bu hatırlama danışana tüm bu anıları işleme imkanı sunar. Bilinçdışı malzemenin bilinç düzeyine çıkmasının yanı sıra, yarı-bilinçli malzemeye de daha fazla hakim olunmaya başlanır. Bu farkındalık kişinin iç dünyasını tanımasını, zihninin içinde olup bitenleri ayrıştırmasını ve anlamasını sağlar. Kişi iç dünyasında olup bitenlerin yaşamındaki olaylarla, tekrar eden sorunlarıyla, kurduğu ilişkilerle, seçimleriyle nasıl da bağlantılı oldugunu görmeye başlar. Bu durum kişinin geçmisinin yükünden kurtulup ruhsal anlamda özgürleşmesinin önünü açar. Kişi, çocukluk dönemini psikoterapi sürecinde terapistiyle birlikte yeniden yaşar, bilinçdışındaki çatışmaları psikoterapistin yardımıyla yavaş yavaş çözer, bu çalışmanın sonunda ise “yeni” ve psikolojik olarak daha sağlıklı bir benlik geliştirir.

Psiko-onkoloji Nedir?

Psiko-onkoloji (Kanser Psikolojisi) Nedir?

Modern çağın en yaygın hastalıklarından biri olan kanser, hem hastanın kendisi hem de yakınları açısından fizyolojik, ruhsal ve sosyal anlamda çeşitli zorluklar doğuran bir tedavi süreci gerektirmektedir. Tedavi süreci; cerrahi girişim, radyoterapi, kemoterapi, ilaç tedavisi gibi adımlardan oluşabilmekte ve çoğunlukla uzun soluklu seyretmektedir. 

         

Kanser tanısı alan hastada olumsuz duyguların yüzeye çıkması çoğunlukla kaçınılmazdır.  Anksiyete, korku, endişe gibi duygulanımlar tetiklenir ve kişi bunlarla baş etmekte zorlandığında sıklıkla öfke hisseder. Kanser hastalığı, uygulanan tedavi planının özelliklerine bağlı olarak kişiden kişiye farklılık göstermekle birlikte genel olarak hastanın günlük hayatının akışını, işlevselliğini, meslek yaşamını, aile hayatını, cinsel yaşamını, beslenme düzenini, ilişkilerini ve sosyal yaşamını doğrudan etkilemektedir. Bunun yanı sıra çoğunlukla kişi önemli bedensel değişimler ve kayıplar (saçların dökülmesi, tedavinin yan etkilerine bağlı bazı işlevsel kayıplar vb.) yaşar. Dolayısıyla kişinin bu değişimleri kabullenmesi ve tedaviye uyum sağlaması her zaman kolay olmamaktadır. Tanının hasta tarafından nasıl karşılandığı, kişide ne tür duygulanımları tetiklediği, iç dünyasında neleri harekete geçirdiği hastadan hastaya değişkenlik gösterir. Kişinin gelişimsel öyküsü, aile içi ilişkileri, duygusal bağlarının sağlamlığı, içsel kaynaklarının gücü ve psikososyal destek kaynakları kişinin tanıyı kabullenmesinde, hastalığı ve tedavi sürecini karşılama şeklinde belirleyici rol oynar. Tanı, tedavi ve seyrin bir aşamasında ortaya çıkan psikiyatrik belirtiler/bozukluklar mutlaka premorbid kişilik özellikleriyle birlikte ele alınmayı gerektirir. Fakat bunun dışında yalnızca hastalığa ve tedaviye bağlı olarak reaksiyonel gelişen pek çok psikolojik zorluk da yaşanmakta ve süreç içerisinde psikiyatrik bozukluk olarak sonuçlanmaktadır.

Kanser hastalarında ortaya çıkan psikiyatrik bozukluklara ilişkin araştırmalar; depresyon, anksiyete bozukluğu, majör depresyon, organik beyin sendromu ve kişilik bozukluklarının kanser hastalarında en sık görülen psikiyatrik bozukluklar olduğunu göstermektedir. Kişi kanser tanısına bilinçdışı olarak depresyon veya anksiyete bozukluğu belirtileri ile tepki gösterebileceği gibi daha ilkel savunma düzenekleri geliştirerek de tepki verebilir. Kişinin yaşam tehdidi oluşturan durumlarla karşılaşması, bebeklikteki erken dönem arkaik yok olma korkularını tetikleyerek yıkıcı ruhsal sonuçlar doğurabilir ve bazı kişilik bozuklukları, psikotik özellik gösteren tablolar görülebilir. Bütün bunlar göz önüne alındığında psikolojik destek, kanser tedavisinin ayrılmaz bir parçasıdır.

Kanser tanısı almış hastalar psikolojik anlamda nasıl desteklenebilir?

Kanser hastalığının tedavisi multidisipliner bir yaklaşım ve ekip çalışması gerektirir. Psiko-onkoloji kanser tedavisindeki gelişmelerle birlikte giderek önem kazanmış ve tedavi sürecinin parçası haline gelmiştir. Kanserin hasta, hasta yakınları ve hatta tedavi ekibi üzerindeki psikolojik etkileri, psikolojik faktörlerin kanser riski ve hastalığın seyri konusundaki rolü, hastanın tedavi sürecinde ruhsal olarak desteklenmesinin tedaviye uyum ve iyileşme üzerindeki etkisi psiko-onkolojinin alanına giren konulardır.

Ülkemizde kanser tedavisinin psikososyal yönü genellikle eksik kalmaktadır. Bunun başlıca nedeni kanser tanısının çoğunlukla hastadan (ve zaman zaman bazı yakınlarından) gizlenmesidir. Bu durum hem hasta hem de yakınları tarafından iki taraflı bir inkar ve yok saymaya neden olarak kişinin ve yakınlarının tanıya bağlı olarak gelişen psikolojik dinamiklerini çalışmayı imkansız kılar. Oysa ki araştırmalar kişinin hastalığı hakkında konuşabilmesinin, duygularını ifade edebilmesinin ve yaşadığı zorlukları paylaşmasının kanserle baş etmeye olumlu katkıda bulunduğunu ve hastanın duygusal yükünü azaltarak ruhsal bir rahatlama sağladığını saptamıştır. Ancak, elbette her hastanın ruhsal dinamikleri kendine özgüdür ve birbirinden farklıdır. Kişi hastalığı ile yüzleşmeye hazır değilse ve bu durumu yok sayıyorsa bu, bilinçdışı da olsa bir tercihtir ve hastanın savunma mekanizmalarına saygı göstermek gerekir. Amaç hastanın savunma düzeneklerini yıkıcı şekilde bozmak veya ağır yüzleştirmelerle kişiyi travmatize etmek değildir. Tanı ve tedavi süreciyle ilgili konuşabilmeyi kapsayan psikolojik destek elbette bu desteği almak isteyen hastalarla işlevsel ve anlamlı olacaktır.

Bunun yanı sıra hastalığın ve tedavi sürecinin yarattığı psikolojik komplikasyonlar hastanın tedavi karşısında uyum güçlüğü yaşamasına neden olur ve yaşam kalitesini, ilişkilerini bozabileceği gibi hastalığın seyrini ve tedaviye cevabını da olumsuz yönde etkileyebilir. Araştırmalar, ruhsal anlamda dayanıklı, sosyal desteği kuvvetli, sağlıklı ve güçlü aile bağları olan kişilerin tanıyı daha kolay kabullendiklerini ve tedaviye daha olumlu cevap verdiklerini gösteriyor. Günlük rutinini (mümkünse iş yaşamını) sürdüren, sosyal hayattan kopmayan hastaların da tedavi sürecini daha kolay geçirdikleri ve bu durumun da iyileşmeye olumlu yansıdığı gözlemlenmektedir.

Kanser hastalarının psikososyal uyumunu arttırmak, baş etme becerilerini güçlendirmek amacıyla sağlık kurumlarında bireysel psikoterapiler yapılmakta veya paylaşım grupları oluşturulmaktadır. Genel amaç hastanın moralini, kendine güvenini ve baş etme yetisini arttırmak, sıkıntı ve ruhsal sorunları ise azaltmaktır. Bunun yolu ise terapi odasında veya paylaşım grubunda hastanın öfke, kızgınlık, endişe, korku, suçluluk gibi duygularını serbestçe ifade edebileceği, hastalıkla ilgili düşüncelerini ve hislerini anlatabileceği bir alan yaratmaktan geçer. Hastanın yaşadıklarını ve duygularını kendisiyle benzer süreçlerden geçen başka kişilerle paylaşmasının iyileşmeye olumlu etkileri olduğu gözlemlenmiştir.

Kurumlarda kanser hastalarına sağlanan psikolojik destek hem kişinin hastalığa olan psikolojik ve sosyal uyumunu sağlayarak yaşam kalitesini ve tedaviye uyumunu arttırmayı, hem de hasta ile aile ve sosyal etkileşim alanları arasındaki diyalogu güçlendirmeyi amaçlamaktadır. Kanserin bir aile hastalığı olduğu düşünülecek olursa ilişkilerin dengeli, çatışmaların ise az olduğu, duygu ve düşüncelerin serbestçe ifade edildiği ve kabul gördüğü, işbirliğinin kuvvetli olduğu aile yapılarında hastanın tedaviye uyumunun en iyi olduğu görülmektedir. Sevilen bir aile bireyinin hayati tehlikesi ile karşı karşıya kalan hasta yakınları da sıklıkla psikolojik desteğe ihtiyaç duymakta ve terapi desteği almaktadır. Bütüncül bir yaklaşımla desteklenen hasta ve ailelerin tedavi süreciyle daha kolay baş ettiği, bu durumun da iyileşmeye olumlu yansıdığı gözlemlenmektedir.