Nöroloji - Tıbbi Bölümlerimiz - Kent Sağlık Grubu | 0 850 222 53 68
Yükleniyor..

Nöroloji

Kent Sağlık Grubu Nöroloji Bölümümüzde nörolojik hastalıkların tanı ve tedavisinin yanı sıra hastaların takip süreçleri yürütülmektedir. Ayrıca Acil Servise başvuran hastalarımıza yönelik olarak nöroloji ve konsültasyon hizmetleri de verilmektedir.

Tedavi Edilen Hastalıklar

Kent Sağlık Grubu Nöroloji Kliniğimizde tanı ve tedavisi yapılan hastalıklar aşağıdaki gibidir:


Baş Ağrıları
• Migren ve diğer vasküler baş ağrıları
• Gerilim baş ağrısı
• Servikojenik baş ağrıları
• Temporal arterit
• Nevraljiler vb.

Baş Dönmesi
• Santral kaynaklı vertigo
• Periferik vertigo

Beyin Damar Hastalıkları (Serebrovasküler hastalıklar)
• Tıkayıcı tipte inmeler (Felçler)
• Beyin kanamaları

Demans (Unutkanlık ve Bunama)
• Alzheimer Hastalığı ve diğer dejeneratif ilerleyici bunamalar
• Beyin damar hastalıkları sonucu oluşan bunamalar (Vasküler Demans)
• Hafif Bilişsel Bozukluk

Hareket Bozuklukları
• Parkinson Hastalığı,
• Esansiyel Tremor
• Distoni , disknezi ve diğer hareket bozuklukları

Epilepsi ve Uyku Bozuklukları
• Fokal ve Jeneralize Epilepsiler
• Status Epileptikus
• Huzursuz bacak sendromu
• Horlama ve Uyku Apne Sendromu

Demyelinizan Hastalıklar

• Multipl Skleroz
• Akut Demyelinizan Ensefalomyelit
• Transvers myelit vb.

Periferik Sinir Hastalıkları
• Nöropatik Ağrı
• Metabolik, Nutrisyonel ve Toksik Nöropatiler,
• Immün nöropatiler,
• Guillen Barre sendromu vb

Motor Nöron Hastalıkları
• Amyotrofik Lateral skleroz (ALS)

Sinir kas kavşağı hastalıkları
• Myastenia Gravis

Kas hastalıkları
• Duchenne ve Becker kas distrofileri (Distrofinopatiler)
• Kavşak Tipi Kas Distrofileri
• Miyotonik Distrofi
• Fasioskapulohumeral Kas Distrofisi (FSH)
• Emery-Dreifuss Kas Distrofisi
• Konjenital Kas Distrofileri
• Konjenital Myopatiler
• Metabolik myopatiler
• Mitokondriyal Kas Hastalıkları

Konfüzyonel Durumlar
• Delirium
• Ensefalit

ALS Hastalığı

Amiyotrofik Lateral Skleroz (ALS), beyin ve spinal kordun üst ve alt motor nöronlarında dejenerasyonla karakterize ilerleyici bir hastalıktır.

Hastalığın yüzde 90-95’ı tesadüfi (sporadik), yüzde 3-10’u ailesel (familyal) olarak ortaya çıkar. Klinik bulgular genellikle 50- 60 yaşlarında başlar. Ailesel olgularda hastalık başlangıç yaşı daha erkendir. Hastalık, merkez sinir sisteminde, omurilik ve beyin sapında motor hücrelerin (nöronlar) kaybına bağlı olarak ortaya çıkar. İlk semptom hemen daima kuvvetsizliktir. Klinik bulgular kol ve bacaklarda asimetrik güçsüzlük, kaslarda seyirme, erime, veya konuşma güçlüğü şeklinde başlayabilir. ALS’li hastalarda yutma güçlüğüne bağlı beslenme bozukluğu gelişebilir. Beslenme ALS’li hastaların yaşam kalitesini etkileyen önemli bir problemdir. Güçsüzlük çene hareketi, dil mobilitesi, dudak kapanması veya yutma refleksindeki etkilenmeden dolayı oluşabilmektedir. Güçsüzlük yavaşça başlayabilir ve hastalığın seyri boyunca giderek kötüleşir. Hastalık da zaman içerisinde giderek kötüleşir, hastalar klinik bulguların başlangıcından 3-5 yıl sonra solunum yetmezliği, araya giren enfeksiyonlara bağlı olarak hayatlarını kaybederler. Hastaların yüzde 10’u 10 yıl ve daha uzun süre yaşayabilirler. Bunun en çarpıcı örneği, 1960’lı yılların başında ALS’a yakalanan ve hala yaşayan ünlü bilim adamı Stephen Hawking’dir.

Alzheimer Hastalığı

Alzheimer hastalığı, (bunama, demans), kişinin günlük yaşamını engelleyen; hafıza, soyut düşünme ve karar vermede bozulmaya yol açan, ilerleyici ve kronik bir beyin hastalığıdır. Geri dönüşümü olmayan ve ilerleyen bir hastalık olan Alzheimer’ın kesin tedavisi yoktur. Genellikle ileri yaşlarda görüldüğü gibi 18-20 gibi yaşlarda da görülebilir. 

Alzheimer hastalığı, beynin düşünme, hafıza ve dil bölümlerini etkiler. Hastalığın başlangıcı sinsidir ve yıkım genellikle yavaştır. Alzheimer hastalığı, her insanı farklı biçimde etkiler. Etkisi büyük ölçüde kişinin hastalıktan önce nasıl olduğu, kişiliği, fiziksel durumu ve yaşam şekli ile ilgilidir. 

Alzheimer hastalığının erken dönem, orta dönem ve geç dönem olmak üzere 3 evresi vardır. Hiçbir hasta, hastalığın ilerleyişini bir diğer hasta ile aynı şekilde yaşamaz. Bu semptomların bazıları aşamaların herhangi birinde ortaya çıkabilir. Örneğin geç dönemde sıralanmış olan davranış değişiklikleri, orta dönemde yaşanabilir. 

Alzheimer hastalığının ilk belirtisi genellikle unutkanlıktır. Gün içerisinde yaşanan unutkanlıklar çoğunlukla günlük yaşamın yoğunluğundan kaynaklanabilir. Ancak, unutkanlıkla birlikte konuşma, anlama bozuluyorsa, algılama ve değerlendirmede sorun olduğu düşünülüyorsa, unutkanlık bir kafa travması sonucu olmuşsa, beyin iltihabı, beyin felci gibi hastalıklar ile birlikte unutkanlık başlamışsa, alkol ve uyuşturucu kullanımı ile birlikte sıklaşıyorsa özellikle kalp ameliyatı ile başlayan zihinsel bozukluklar ve unutkanlık varsa mutlaka önemsenmeli ve nöroloğa başvurulmalıdır. 

Alzheimer hastalarında yakın zamana dair bilgileri hatırlama ya da yeni bilgiler öğrenme güçlüğü görülür. Ayrıca konuşma bozukluğu, karar verme güçlüğü, kişileri tanıyamama ya da yolunu kaybetme gibi başka zihinsel sorunlar da yaşanır. Alzheimer hastalarında tabloya çoğu kez davranış ve kişilik bozuklukları da eşlik eder. Özellikle hastalık ilerledikçe birçok hastada depresyon, saldırganlık, huzursuzluk, hayaller görme, uyku bozuklukları ya da amaçsızca dolaşma gibi ruhsal sorunlar görülebilir. Hastalığın ileri evrelerinde, belirgin davranış bozukluğu, halisünasyonlar, kelime bulma güçlüğünde artış, günlük aktivitelerini tek başına yapamama (giyinme, saç tarama, beslenme vb.), aile bireylerini tanıyamama, evin yolunu bulmada güçlük, tuvaletini kaçırma ve hatta yatağa bağımlılık gelişir.

Alzheimer hastalığının tanısı, kişinin fiziksel ve mental durumunun muayenesinin yanı sıra, yakın bir akraba ya da arkadaşından kişinin geçmişinin sorgulanmasıyla konulur. Hafıza kaybına yol açabilecek diğer hastalıkları ya da koşulları dışarıda bırakmak çok önemlidir. Alzheimer hastalığının kesin tanısı, ancak beynin otopsiyle incelenmesi sonucunda kesinleşebilir.

Alzheimer hastalığının kesin tedavisi ne yazık ki yoktur. Ancak belli bir süre, hastalığın ilerleme hızını yavaşlatacak ilaçlarla bazı yeni tedavi olanakları bulunmaktadır. İlaç tedavisi, Alzheimer hastalığını tümüyle durdurmaz ama bellek kaybını ve çeşitli zihinsel bozukluk belirtilerini hafifletir. Böylece hastanın günlük yaşam aktivitelerini sürdürmesi daha uzun süre korunur. Depresyon, huzursuzluk, uykusuzluk ya da hayaller görme gibi davranış bozukluklarını tedavi etmek için de kullanılmakta olan ilaçlar bulunmaktadır. 

Baş Ağrıları

Baş ağrısı neden oluşur?

Başın ağrıya duyarlı yapılarının fiziksel, kimyasal veya iltihabi olarak etkilenmeleri sonucu baş ağrıları ortaya çıkar. Beyin ve beyin üzerini örten zarların büyük bir bölümünde ağrıyı algılayan yani “ağrı reseptörleri” olarak adlandırılan yapılar yoktur. Başın ağrıya duyarlı yapıları; kafa içinde kafatasının iç yüzeyini kaplayan zarlar, periost, beyin içindeki damarlar, özellikle toplardamar çeperleri iken kafa dışında; kafa derisi ve atardamarları, diş etleri ve kaslardır. Paranazal sinüs hastalıkları, gözler, dişler, baş ve yüz kemiklerinin hastalıkları da baş ağrısına neden olabilir.

Baş ağrısına yol açan risk faktörleri nelerdir?

• Enfeksiyonlar (Menejit , “ensefalit” yani beyin zarları ve beyin dokusu iltihapları, sinüzit, mastoidit, kulak-göz-ağız-boyun enfeksiyonları)
• Kafa içi kanamaları, kafa travmaları
• Yer kaplayan oluşumlar (Tümör, kist, hematom)
• Sistemik hastalıklar (Kanserler, ateş, hipertansiyon, beyin ödemi, kanamalar, “hipoksi” yani oksijen yetmezliği, “kan şekeri ve kan sodyumu düşüklüğü” yani hipoglisemi ve hiponatremi)
• Epilepsi nöbetleri ve nöbet sonrası
• İşlemler (Cerrahi sırasında başın uzun süreli gerilmiş tutulması, beyin –omurilik suyu alınması vb…)
• Kafa içi basınç artması (İlaçlar, damar iltihaplanmaları, hipo-hipervitaminozlar)
• Gerilim, depresyon, tedirginlik, stres, psikojenik nedenler

Baş ağrısı çeşitleri nelerdir?

Akut Baş Ağrıları: Ani başlayan, şiddeti artan başağrıları; yerel ise, sinüzit, kulak, göz, diş enfeksiyonları veya ilk migren atağı olabilir. Yaygın ağrı varsa; sistemik enfeksiyon, ateş, travma, hipertansiyon, hipoglisemi, merkezi sinir sistemi enfeksiyonu, elektrolit bozukluğu veya ilk migren atağı da olabilir.

Migren: Çocuklarda akut-yineleyen baş ağrılarının en sık nedenidir. Son 20 yılda çocuklarda migren görülme sıklığı artmıştır. Baş ağrıları ataklarla seyreder, huzursuzluk, başını sallama, keyifsizlik, ışık ve sesten rahatsızlık görülür. Ağrı göz arkasında, alında, kulak arkalarında, sıklıkla çift taraflı ve zonklayıcıdır. Bulantı, kusma ağrıya eşlik edebilir. Ağrıyı, stres, yorgunluk, uykusuzluk, egzersiz, açlık, gürültü, yolculuk, soğuk hava, çeşitli kokular, kafein, nitrit, monosodyum glutamat içeren yiyecekler başlatabilir.

Auralı Migren: Baş ağrısından 30-60 dakika önce görülen duyusal, görsel, motor belirtiler (Ağrının başlayacağını haber veren belirtiler “aura” olarak tanımlanır. Çocuklarda en sık görülen aura; solukluk, keyifsizlik, iştahsızlık ve görsel belirtilerdir.)

Aurasız-Basit Migren: Ağrı öncesinde aşırı hareketlilik, huzursuzluk, depresyon, aşırı susama ve solukluk olabilir. Baş ağrısı, 1-72 saat sürebilir. Işık ve sesten rahatsızlık olabilir. Hasta ciddi ağrıdan sonra 8-10 saat uyuyabilir.

Gerilim Tipi Baş Ağrısı: Kas kasılmaları nedeniyle oluşur. Ataklar 30 dakika kısa süreli olabileceği gibi 1 hafta süren ağrı da olabilir. Toplumda en sık görülen baş ağrısı tipidir. Genellikle çift taraflı, basınç yapıcı, sıkıştırıcı karakterdedir, fiziksel aktivite ile artmaz, kafa arkasına ve boyuna yayılabilir. Hafif ve orta şiddettedir.

Kronik, Günlük Baş Ağrıları: Bir ayda 15 gün veya daha uzun süreli, gün boyu devam eden baş ağrılarıdır. Bu tür baş ağrılarında yüzde 45 oranında psikolojik nedenlerin eşlik ettiği saptanmıştır.

Kronik İlerleyici Baş Ağrıları: Tüm baş ağrıları içinde en kötü prognozu olan ağrılardır. Kafa içi basınç artışı, kitle lezyonları, tümör, abse, hidrosefali vb nedenler araştırılmalıdır.

Küme Tipi Baş Ağrısı: Çocuklarda ve ergen gençlerde seyrek görülür. Tek taraflı ve göz arkasında ortaya çıkan ağrılardır. Birlikte gözlerde kızarma, yaşarma ve burun akıntısı gözlenir.

Baş ağrısı nasıl tedavi edilir?

Baş ağrısı olan hastaların hastaneye başvuruları genellikle ağrıların sıklaştığı, şiddetinin arttığı veya günlük aktivitesini aksattığı zaman olmaktadır. Öykü, muayene ve gerekli tetkikler yapılarak, baş ağrısının altta yatan bir nedene bağlı (enfeksiyon, tümör, kanama vb..ikincil baş ağrısı) olmadığı gösterilmelidir. Hafif ağrılar sık görülür, genellikle tedavi gerektirmez. Orta şiddette-tekrarlayan veya ilerleyici, günlük aktiviteye, sosyal yaşama, okula olumsuz etkileri olan baş ağrılarında tedavi gerekir.
İlaç dışı tedaviler: Özellikle migrende ağrıyı başlattığı bilinen etmenlerden kaçınmak, migreni tetiklediği bilinen gıda maddelerini saptamak, katkı maddesi içeren fabrikasyon besinleri diyetten çıkarmak gerekir. Baş ağrısı sırasında özellikle migren atağında karanlık ve sessiz odada uykunun da bir tedavi yöntemi olduğu bilinmelidir. Davranış tedavileri, gevşeme egzersizleri, bilişsel tedavi, stres yönetimi yüzde 80’e varan oranda ağrı kontrolünde etkili olur.

İlaç tedavileri: Baş ağrısı atakları, ayda 3-4 kez olduğunda ağrı sıklığını ve şiddetini azaltmak için doktorun uygun gördüğü koruyucu ilaçlar kullanılabilir. Üçten fazla koruyucu ilaç kullanılmış ve yarar görmemişse psikolojik faktörler ve depresyon yönünden araştırılmalıdır. Akut ağrı başlangıcında ağrı kesici ve mide bulantısı-kusmayı önleyici ilaç başlanarak sessiz bir odada dinlenme veya uyuma yararlı olabilir. Ağrı kesici ilaçlar, haftada 2-3 defadan fazla kullanılmamalıdır.

Epilepsi ( Sara Hastalığı )

Halk arasında “Sara Hastalığı” olarak da bilinen epilepsi, kısa süreli beyin fonksiyon bozukluğuna bağlıdır ve beyin hücrelerinde geçici anormal elektrik yayılması sonucu ortaya çıkar. Epileptik nöbet, beyindeki hücrelerin kontrol edilemeyen, ani, aşırı ve anormal deşarjlarına bağlı olarak yaşanır.

Beyin, insan vücudunun ana kumanda merkezidir. Beyin hücreleri arasındaki uyumlu çalışma, elektriksel sinyallerle sağlanır. Nöbetin nedeni, bir tür beklenmeyen elektriksel uyarı olarak düşünülebilir. Beynin kuvvetli ve ani elektriksel boşalımı sonucu oluşan, kısa süreli ve geçici bir durumdur. Epilepsi, dünyanın her bölgesinde, erkek ve kadında, her türlü ırkta ve yaklaşık 100 kişide bir oranında görülebilen bir hastalıktır.

Epilepsi yaygın bir hastalıktır. Pek çok vakada, açık bir şekilde aile içi kalıtım tanımlanamamıştır. Bunun yanında, nöbet geçiren kişilerin yakın akrabalarında, genel popülasyona kıyasla biraz artmış bir risk görülmektedir. Semptomatik epilepsiye neden olabilen bazı hastalıklar genetiktir ve bazı ailelerde açık bir kalıtım şekli vardır.

Epilepsi hastalığının genel bulguları; kasılma, bilinç kaybı, bayılma, titreme, yere düşme, otururken uzaklara dalma, nefes darlığı, nefes kesilmesi, dokularda ve yüzde morarma, aşırı tükürük salgılanması, idrar kaçırma, hareketlerin kontrol edilememesi, kriz sonrası şaşkınlık, uyku hali, baş ağrısı şeklindedir. Epilepsi belirtileri her kişide farklı seyreder. Belirtilerin hepsi her hastada görülmeyebilir. Hastaların yaklaşık yarısında, bu nöbetler için belirli bir neden bulunamaz. Belli bir grup hastada ise; doğum sırasındaki nedenler, menenjit, beyin enfeksiyonu, beyin tümörleri, zehirlenmeler veya ciddi baş yaralanmaları epileptik nöbetlere yol açabilir.

Nöbet geçirmek, beyinde altta yatan bir durumun işaretidir. Bazı vakalarda, bir beyin hastalığının tek işaretidir. Diğer vakalarda ise, o hastalığa ait pek çok semptomdan sadece biri olabilir. Nöbetlerle de ilişkili olabilecek, yaygın beyin tutulumu durumları içinde tuberoskleroz, serebral palsy, zihinsel gerilik, otizm ve nörofibramatözis vardır. Diğer beyin bozuklukları ile bağlantılı epilepsi, çoğunlukla bilinmeyen bir sebepten kaynaklanan epilepsi ile aynı şekilde tedavi edilir.

Bazı ilaçlar ve uygulamalar ile nöbetler kontrol altına alınabilir. Antiepilektik ilaçlardan sonuç alınamayan hastalarda cerrahi tedaviler önerilebilir.

Huzursuz Bacaklar Sendromu

Huzursuz Bacaklar Sendromu (HBS), uykuda hareket bozuklukları içinde en sık görülenidir. Belirtileri hastadan hastaya değişkenlik gösterir. Hastaların çoğu bacaklarındaki rahatsız edici hisleri tarif etmekte güçlük çekerler. Sıklıkla “uyuşma” ya da “karıncalanma” şeklinde tarif edilir. Bu kramptan çok farklı bir histir. Bacaklardaki bu huzursuzluk hissi, genellikle baldırlarda yaşanır. Hareketsiz şekilde oturmak ve yatmak bacaklardaki bu hoş olmayan hisleri artırır. Bacakları hareket ettirmek ve germek ise yakınmaları geçici ve kısa bir süre için azaltır. Bazı hastalarda bacakların yanında kollarda da benzer durum yaşanabilir.

Hastaların çoğunda uyku kalitesi bozuktur. Gün içinde uykululuk hali, anksiyete ve depresyon bu sendromun yol açtığı sorunlardan biridir. Hastaların çoğunda “Uykuda Periyodik Bacak Hareketleri Bozukluğu” denilen hastalık da bulunur. Hastalar uyurken sıklıkla ayak başparmaklarında geriye doğru bükülme olur. Buna ayak bileği, diz ve kalçanın gerilme şeklindeki eklem hareketi de eşlik edebilir. Uykuda periyodik bacak hareketleri bozukluğunun, huzursuz bacaklar sendromundan farkı, uykuda yaşanmasıdır. Huzursuz bacaklar sendromunda belirtiler gündüz ortaya çıkar ve bacaklar istemli olarak hareket ettirilir.

Sendromun nedeni, kesin olarak bulunmuş değildir. Genetik geçişli olabilir. Bazı hastalıklarda huzursuz bacaklar sendromunun görülme sıklığı da yüksektir. Bu hastalıklar;

• Demir eksikliğine bağlı kansızlık
• Bacaklarda kan dolaşımı bozukluğu
• Fıtık ya da bacak sinirlerinde bozukluk
• Böbrek hastalıkları
• Kas hastalıkları
• Bazı vitamin ve mineral eksiklikleri
• Bazı depresyon ilaçları, alerji ilaçları ve ağrı kesiciler
• Kafein, alkol ve sigara kullanımı

Kas Hastalıkları ( Myopati )

Kas hastalıkları (myopati), kas liflerinin hastalığına bağlı olan çoğu zaman kaslarda güçsüzlük, incelme bazen ağrı ya da krampların görüldüğü hastalıklardır. Kaslardaki bozukluklar kalıtsal (ailevi) olabildiği gibi sonradan ve dış etkenlere bağlı olarak da gelişebilmektedirler. Kas hastalıklarında tanı bu konuda uzman bir hekimin muayenesinden sonra gerekli tetkiklerin yapılması ile konur. Bu tetkikler arasında kas enzimlerini (özellikle kreatin kinaz) de içeren kan tetkikleri, kas ve sinirlerin işlevlerini düzgün yerine getirip getirmediklerini gösteren elektromyografi, mümkün olduğu durumda genetik tetkikler ve gerektiğinde kas biyopsisi yer alır.

Kalıtsal kas hastalıklarına neden olan bozukluk doğuştan itibaren var olsa da kendilerini belli etme yaşları değişkendir. Bazıları doğuştan itibaren kendini gösterirken diğerleri daha geç yaşlarda başlar. Ailevi kas hastalıklarının henüz tedavisi olmadığı için ailedeki kas hastalığı ve kalıtımı konusunda bilgi sahibi olmak ailede yeni hasta çocukların doğmasını engellemek, hasta kişilerin karşılaşabilecekleri problemleri önceden öngörmek ve mümkünse gerekli tedbirleri almak ve akraba evliliklerini önlemek açısından şarttır.

Sık Karşılaşılan Kas Hastalıkları

Duchenne ve Becker kas distrofileri (Distrofinopatiler): Kas liflerinin yapısı için gerekli olan “distrofin” isimli proteinin eksikliği nedeni ile ortaya çıkan hastalıklardır.

Kavşak Tipi Kas Distrofileri: Özellikle omuz çevresi ve kalça çevresi kaslarda kuvvetsizlik nedeni ile hastaların merdiven ya da yokuş çıkmakta, yüksek raflara uzanmakta zorlandıkları bir grup kas hastalığıdır.

Miyotonik Distrofi: Myotonik distrofi erişkin yaşta en sık görülen kalıtsal kas hastalığıdır. Otozomal dominant olarak geçiş gösterir. Yani anne ya da babası hasta olan her çocuğun hastalığa yakalanma ihtimali yüzde 50’dir.

Fasioskapulohumeral Kas Distrofisi (FSH): Bu hastalıkta özellikle yüz kasları, omuz çevresi kasları etkilenir. Otozomal dominant olarak geçiş gösterir.

Emery-Dreifuss Kas Distrofisi: Erken çocukluk döneminde başlayan bu hastalık öncelikle eklemlerde kontraktür (kasların kasılması nedeni ile eklemlerin tam açılamama durumu), kol ve bacak kaslarında hafif güçsüzlük ile kendini gösterir. Kalp kası etkileşimi hemen tüm hastalarda görülür. Kalp ritim düzensizlikleri nedeniyle genellikle 30’lu yaşlarda hastalar kalp pili takılmasına gereksinim gösterir. Kalp ritim düzensizlikleri ölüme neden olabileceğinden kalp pili takılması hayat kurtarıcı olur.

Konjenital Kas Distrofileri: Doğumdan itibaren kendini gösteren kas hastalıklarıdır. İskelet kası etkileniminin yanı sıra beyinde yapısal bozukluklar, zeka geriliği ve görme bozukluklarına da neden olurlar. Kas-göz-beyin sendromu, Walker-Warburg Sendromu, Fukuyama tipi konjenital kas distrofisi gibi değişik tipleri vardır. Fizik tedavi dışında henüz tedavileri mümkün değildir.

Konjenital Myopatiler: Konjenital myopatiler, kas liflerinin yapısal bozukluğu nedeni ile ortaya çıkarlar. Çoğunlukla bebeklik döneminde ortaya çıksalar da daha ileri yaşlarda kendini belli eden formları da vardır. Konjenital kas distrofilerinden farklı olarak konjenital myopatiler yavaş seyirlidirler. Fizik tedavi hastaların performansını arttırmak, gelişebilecek şekil bozukluklarını önlemek için gereklidir.

Metabolik Myopatiler: Kaslara enerji sağlayan şeker (glikojen) ve lipidlerin (yağ) kalıtsal bozukluklar nedeni ile kullanılamaması nedeni ile ortaya çıkan kas hastalıklarıdır.

Mitokondriyal Kas Hastalıkları: Mitokondriler hücrenin enerji ihtiyacını karşılayan yapılardır. Bu yapıların hastalıkları kasın yanı sıra birçok organ sistemini de ilgilendirir. Ancak kaslar yüklü enerji ihtiyaçları nedeni ile en sık etkilenen dokulardır. Mitokondriyal hastalıkların çoğu anneden çocuklara geçer. Hem kız, hem de erkek çocuklar hasta olabilir. En sık görülen bulgular göz kapaklarında düşüklük, göz hareketlerinin kısıtlı olması, kol ve bacaklarda güçsüzlüktür.

Multipl Skleroz ( MS )

Multipl Skleroz (MS), beyin ve omuriliğin (merkezi sinir sisteminin) bir hastalığıdır. Beyinde ve omurilikte mesajları taşıyan sinir telleri etrafındaki koruyucu kılıfın (miyelin kılıfı) hasar gördüğü yerlerde sertleşmiş dokular (skleroz) yer almaktadır. Bu sertleşmiş alana da “plak” denir. Bu plaklar, sinir sistemi içinde pek çok yerde oluşabilir ve sinirler boyunca mesajların iletilmesini engelleyebilir. MS hastalığı; beynin görme, konuşma, yürüme gibi fonksiyonlar üzerindeki kontrol kabiliyetini bozar.

Genellikle gençlerde, kadınlarda, sosyo-ekonomik düzeyi yüksek toplumlarda ve kentlerde yaşayan eğitim düzeyi yüksek kişilerde görülür. MS’de otoimmünite olarak bilinen nedenler öne çıkmaktadır.

Hastalığın ilk belirtileri birkaç gün içinde ortaya çıkar; alevlenmeler ve düzelmelerle seyreder. Başlangıç dönemlerinde tam bir düzelme gösterirken, bazen hastalığın ilerlemiş evrelerinde az sayıda hastada, baştan itibaren düzelmeler olmaksızın kötüleşme söz konusu olabilir. Başlıca bulguları; görme bozukluğu, çift görme, bulanık görme, vücudun bir tarafında uyuşma, güçsüzlük gibi yakınmalar, idrar tutmada zorluk veya sık idrara çıkma gibi belirtiler yanında; bazı vakalarda yürüme bozukluğuna kadar yaygın şikâyetler olabilir.

MS hastalığının kesin bir tedavisi yoktur. MS hastalığının belirtilerini giderebilmek ve insanların MS’le birlikte daha rahat bir yaşam sürmelerini sağlamak amacıyla birçok semptomatik tedavi uygulanmaktadır.

Öte yandan atak belirtilerinin giderilmesinde kortikosteroidler, atak sıklığının azaltılmasında interferonlar kullanılmaktadır. MS patolojisinde ve nöroimmünolojideki gelişmeler sonucunda bugün farklı tedavi seçenekleri bulunmaktadır. Modern ilaçlar yanında, tamamlayıcı destek tedaviler tercih edilebilir. Fizyoterapi yöntemleriyle hastaların atak dönemlerinin izleri silinmeye ve spazmlarının giderilmesine yardımcı olunmakta; kişisel ve grup terapileri ile hastalara ve ailelerine depresyon, korku ve MS’in yol açtığı sınırlamalarla mücadelede yardımcı olunmaya çalışılmaktadır.

Parkinson Hastalığı

Parkinson, yavaş ilerleyici nörodejeneratif (beyin hücrelerinde kayıp ile seyreden) bir beyin hastalığıdır. İlk kez Dr. James Parkinson tarafından 1817 yılında “titrek felç” olarak tanımlanmıştır. Hastalık, 10 yıl gibi uzun bir süre ilerler. Ne ölümcül bir hastalıktır, ne de felce neden olur. Başlangıcında tek taraflı belirtiler görülürken, daha sonra bu bütün vücuda yayılır. Belirtilerin şiddeti, her hastada farklıdır. Hastalık genellikle 40 yaş üstünde görülür ve erkeklerde görülme sıklığı biraz daha fazladır.

Beyinde hareketleri kontrol eden hücreler bulunur. Bu hücrelerden kimyasal maddeler salgılanır. Bunlardan biri de dopamindir. Dopamin, beyine gelen bilgileri bir sinir hücresinden diğerine aktarır. Böylece vücut dengesi sağlanmış olur. Fakat bu hücrelerin bir kısmı hasar gördüğünde ya da azaldığında dopamin salgılanamaz. Parkinson, azalmış dopamin sonucu vücutta titreme ve yavaş hareket etme gibi vücudun dengesinin bozulmasıyla ortaya çıkan bir hastalıktır.

Parkinson hastalığının erken belirtisi; parmaklarda, ellerde, çenede ve dudaklarda titreme, oturma esnasında bacaklarda titremedir. Bunun yanı sıra el yazısında küçülme ve düzensizlik, el veya parmaklarda sertleşme, kabızlık, koku duygusunda kayıp, uyku esnasında yatakta tekmeleme, vurma, çırpınma gibi hareketlerin yapılması ve uykuda ani hareketler, yürümede zorluk, düşük ses seviyesinde konuşmaya başlama, depresif bir yüz görünümü ve boş bakışlar, baş dönmesi ve bayılma, ayakta dik durmakta zorlanma ve kamburlaşma da Parkinson hastalığının belirtilerindendir.

Parkinson hastaları, tanı konulduktan sonra 20 yıl veya daha fazla süre bu hastalıkla yaşamlarını sürdürmektedir. Hastalığın kesin tedavisi henüz olmadığından, belirtileri kontrol altına almaya yönelik tedaviler uygulanmaktadır.

Uyku Laboratuvarı

İzmir Uyku Laboratuvarı

, Uyku ve Uyku Bozuklukları


Uyku; birçok sinir ağının katıldığı aktif bir süreçtir. Vücudun yenilenmesi, büyümesi, metabolik enerjinin korunması, öğrenme ve bellek, bağışıklık sistemi fonksiyonları, zehirli ve atık maddelerin temizlenmesi gibi işlevlerinin yürütülmesinde önemli rol oynar. Uyku bozukluğu, yaşam kalitesinin azalmasına ve bahsedilen süreçlerin bozulması nedeniyle kişilerin sağlığında bozulmaya neden olur. Bunun yanı sıra trafik ve mesleki kazalara yol açması nedeniyle bir halk sağlığı sorunudur.

Uyku tarih boyunca insan zihnini meşgul etmiş, eski çağlarda ölümle eş değer kabul edilmiş, rüyaların nasıl oluştuğu merak konusu olmuş ve türlü hikayeler oluşturulmuştur. Geceyle olan ilişkisi ve oluşan bilinçsizlik durumu merak edilmiştir. Mitolojide uyku tanrısı Hypnos’un gece tanrıçası Nyx’in oğlu olması ve ikiz kardeşinin de ölüm tanrısı Thanatos olarak geçmesi belki de bu birlikteliğin sonucudur. 1900lü yıllarda sinir sisteminin yapı taşları olan nöronların keşfi ve özellikle 1924’te beyin elektriksel aktivitesini kaydeden elektroensefalogram (EEG) cihazının keşfine kadar uyku gizemini korumuştur. Bu keşifler sonrası uyku çalışmaları hızlanmış ve uykunun REM ve non-REM olarak iki farklı dönemi olduğu keşfedilmiştir. 1970 yılında Stanford’da ilk uyku araştırmaları merkezinin kurulması bir dönüm noktası olmuştur. Ardından hızla artan çalışmalar ve merkezler uykunun anlaşılmasını ve uyku bozukluklarının altında yatan mekanizmaları aydınlatmaya başlamıştır.  

 

Uyku; yaşamın bir süre kesintiye uğraması ya da boşa geçen bir zaman değildir. Uyku, zihinsel  ve bedensel sağlığımızı yenilememiz için gerekli olan ve yaşamımızın üçte birini kapsayan yaşamsal bir dönemdir.

 

Uyku, iki dönemden (REM ve non-REM) oluşur. REM uykusu, hızlı göz hareketlerinin görüldüğü ve ortalama 90 dakikada bir 5 ile 30 dakika arasında değişen süreçlerde uyku boyunca tekrarlanır, tüm vücutta kas aktivitesi azalır, düzensiz göz hareketleri olur, kalp atımı ve solunum düzensizleşir, beyin aktivitesi ve metabolizma artar. Rüyaların çoğu da bu evrede görülür. Non-REM uykusunda ise, beyin hücrelerinin aktivitesi yavaşlar, kan basıncı kalp hızı solunum yavaşlar, kas aktivitesi normaldir.

 

Uykusuzluk, uykuya dalmada veya sürdürmede güçlük  veya  uykunun dinlendirici olmamasıdır. Yetişkinlerin %10-15’inde ciddi uykusuzluk yakınması mevcuttur. Her yaşta görülebilen uykusuzluk, en sık kadınlar ve ileri yaştaki kişilerde görülür. Uyku bozukluğu, yaşam kalitesinin azalmasına ve kişilerin sağlığında bozulmaya neden olur. Bunun yanı sıra trafik ve mesleki kazalara yol açması nedeniyle bir halk sağlığı sorunudur. Bazı uyku hastalıkları ise, yaşamı tehdit edici boyuttadır.

 

Tanımlanmış onlarca uyku bozukluğu olmakla birlikte erişkin dönemde en sık görülenleri; süreğen uykusuzluk (kronik insomnia), obstrüktif uyku apne sendromu, huzursuz bacak sendromu, uykuda periyodik bacak ve kol hareketleri ve narkolepsidir. Çocukluk ve ergenlikte ise bunların yanı sıra uyurgezerlik, uykuda kabus bozukluğu ve uyku terörü gibi rahatsızlıklar sık görülür. 

Akut Uykusuzluk

 

1 gün - 3 hafta sürer, heyecan ve stres altında oluşur. Yabancı mekanda kalmak, iş toplantısı öncesi, sınav öncesi, zaman dilimi ötesi yolculuklar (jet lag), yatma vaktine yakın yapılan egzersizler (4 saat içinde) uykusuzluğa neden olur. Kişi uyum sağladığında  uyku normale döner.

 

Kronik uykusuzluk

 

En az bir ay sürer. Şartlanmaya bağlı veya psikolojik nedenli olarak veya uyku durumunu yanlış algılama durumlarında görülebilir. Psikiyatrik hastalıklarda, huzursuz bacak sendromunda, gastroözefageal reflü hastalığında, obstrüktif uyku apne sendromunda, madde alkol ve kafein kullananlarda, bazı nörolojik hastalıklarda (Alzheimer, Parkinson, multienfarkt demans gibi), solunum yetmezliği olanlarda, kortikosteroid ve antidepresan kullananlarda kronik uykusuzluk olabilir.

 

Uykusuzluk dışında gündüz aşırı uykululuk hali (Narkolepsi) ile seyreden bazı hastalıklar da uyku bozuklukları içinde yer alır.

“Obstrüktif Uyku Apne Sendromu” nedir?

Uyku apnesi olan kişilerin uyku sırasında çok gürültülü horlamaları ve gece boyunca tekrarlayan, en az 10 sn. süreli “nefes alıp vermede durmaları (apne)” olmaktadır. Bu nefes durmaları çoğunlukla uyku boyunca üst hava yolunun daralması ya da tamamen kapanmasına bağlı olarak (obstrüktif) havanın akciğerlere geçişinin engellenmesi ile ortaya çıkar. Özellikle aşırı kilo, yapısal olarak uygun olmayan burun, boğaz, ağız ve çene yapısı solunum yolunu daha da dar hale getirir. Bu nefes durmaları sırasında kanda oksijen yoğunluğu metabolizma için gerekli olan değerlerin altına düşebilir.

Nelere neden olur?

 

Nefes durmaları, kişinin derin uykudan yüzeysel uykuya geçmesine ya da tamamen uyanmasına neden olduğu için uyku kalitesi bozulur. Bu kişiler kendilerini gün içinde yorgun ve uykulu hissederler. Dikkatlerini toplama ve yaptıkları işe karşı konsantre olma yetenekleri azalır. Daha kolay sinirlenirler. Cinsel istek kaybı görülebilir. Gece sık idrara çıkma görülebilir.


Obstrüktif uyku apne sendromu olan kişiler uzun dönemde başta kalp ve beyin damar hastalıkları, hipertansiyon, kalp yetmezliği, kalp ritim bozuklukları, depresyon gibi rahatsızlıklar açısından risk taşırlar. Uykulu araba kullandıklarında ise trafik kazası yapma olasılıkları çok artar.

 

Nasıl tanı konulur?

 

Klinik olarak uzman hekim yakınmalar hakkında kişi ve yakınları ile konuşup muayenesini yaptıktan sonra, obstrüktif uyku apnesinin tanısında kesin teşhis ve hastalığın şiddetinin belirlenmesi amacıyla uyku bozuklukları merkezi ya da laboratuvarında “polisomnografik tetkik” yapılması gerekmektedir. Bu tetkik, tüm gece boyunca uyku sırasında beyin aktiviteleri, solunum, horlama, bacak hareketleri, kalp ritmi, yatış pozisyonu gibi parametrelerin kaydedilmesiyle yapılır.

 

Tedavide neler yapılır?

 

Uyku apnesi tanısı konulduktan sonra şiddetine göre tedavi yaklaşımı belirlenir. Apneye yol açabilecek yapısal bir bozukluk varsa, öncelikle bunlar cerrahi olarak düzeltilmelidir. Aynı şekilde eşlik eden bir akciğer hastalığının tanısı ve tedavisi hem obstrüktif uyku apne sendromunun uzun dönemde seyrini hem de tedavi yaklaşımlarını belirleyici olacaktır.

 

Uyku apnesinde tedavi edici bir ilaç yoktur. En etkili tedavi, CPAP (Sürekli pozitif basınçlı hava) yöntemidir. Bu tedavi, evde kişi uyurken kullanılabilen bir yöntemdir ve basıncı ayarlanabilen küçük bir hava kompresörü aracılığıyla bir maske yardımı ile burundan hava verilir. Bu hava ile ağız içinde oluşan pozitif basınç sayesinde uyku sırasında hava yolunun gevşemesine ve tıkanmasına engel olunur. Bu tedavi ile hem horlama ve solunum durmaları, hem de bunların neden olduğu kısa ve uzun dönemli sorunlar ortadan kalkmaktadır.


“Polisomnografik Tetkik” nasıl uygulanır?

 

Hastanemizde uyku merkezinde ev ortamınıza benzer, tuvaleti, banyosu ve televizyonu içinde olan bir odada tüm gece uykunuz kaydedilecektir. Bu gece kaydından birkaç saat öncesinde hastaneye gelmeniz istenecektir. Bu, hem ortama alışmanız, hem de kayıt işlemine hazırlık için gereklidir. Kayıt işlemi için “elektrod” adını verdiğimiz kabloların ucundaki küçük disk yapılar başınızda ve bacaklarınızda belirli bölgelere yapıştırılır. Solunum işlevlerinizi gözleyebilmek için göğüs ve karın bölgesine kuşak tarzında elastik bantlar bağlanır. Bu işlemlerde size acı verici bir girişim yoktur. Bu elektrodlar bedeninizin normal aktivitesini kaydeder, dışarıdan bir akım vs. vermezler. Uykunuzda ya da uyanıkken rahatlıkla sağa, sola dönebilir ya da gerekirse tuvalete kalkabilirsiniz. Tüm gece boyunca uyku teknisyenimiz size çok yakın bir odada kaydınızı takip edecektir. Gerektiği zaman onunla konuşabilir, bir isteğiniz ya da sorunuz varsa iletebilirsiniz. Tüm kayıtlar bilgisayar ortamında uyku merkezinde değerlendirip raporlanır. Bunlar sonucunda bir uyku bozukluğunuz olduğu tespit edilirse tedavi seçenekleriniz hekiminiz tarafından size anlatılacak ve sizinle birlikte planlanacaktır.

 

Sağlıklı bir uyku düzeni için:

 

  • Uykulu hissettiğinizde uyumaya çalışın.
  • Tatil günleri ve hafta sonu dahil uyanma saatini koruyun.
  • Yatak odasını sadece uyku için kullanın.
  • 4-20 dakika içinde uykuya dalamıyorsanız, yatak odasından dışarı çıkıp sakin bir aktiviteye başlayıp (kitap okumak, rahatlatıcı bir müzik dinlemek vs.), uykulu hissedince geri dönün.
  • Gün içinde şekerleme yapmaktan kaçının.
  • İyi bir uyku hijyeni için uykudan önce ılık banyo, birkaç dakika okuma, öğle yemeğinden sonra kafein almamak, sigara ve alkolden kaçınmak, yatağa aç ya da ağır yemek yiyerek girmemek, yatıştan önce 6 saat içerisinde ağır egzersiz yapmamak, endişeleri gün içinde çözmeye çalışmak gerekir. Yatak odası sessiz karanlık ve hafif soğuk duruma getirilmelidir. 

 

Uyku anketi

 

  1. Uyku sırasında horladığınız, nefesinizde bir düzensizlik olduğu ya da nefesinizin durduğu söylendi mi?
  2. Yemeklerden sonra sıklıkla uyku bastırıyor ve/veya uyuyor musunuz?
  3. Araba kullanırken ya da iş yerinde uykunuz geliyor mu?
  4. Sabah kalkığınızda dinlenmemiş hissediyor musunuz?
  5. Unutkanlık, dikkat ve konsantrasyon eksikliğinden şikayetçi misiniz?
  6. Uykuya dalma sorununuz var mı?
  7. Gece uykunuzun arasında sık uyanır mısınız?
  8. Uykunuz sırasında bacaklarınızda ve/veya kollarında atmalar olduğu söylendi mi?
  9. Uykuya dalarken ya da gece uyandığınızda bacaklarınızda huzursuzluk hissediyor musunuz? Buna bağlı olarak yataktan kalkıp yürüme ihtiyacı duyuyor musunuz?
  10. Gün içerisinde karşı koyamadığınız uyku ataklarınız oluyor mu?
  11. Uykunuz sırasında yürüdüğünüz, konuştuğunuz ya da dişlerinizi gıcırdattığınızı söyleyen oldu mu?
  12. Gece 2-3 kez ya da daha fazla idrara çıkar mısınız?

 

Bu sorulardan herhangi birine ya da birkaçına yanıtınız “evet” ise uyku bozuklukları merkezine başvurmanızı öneririz.