Medikal Onkoloji - Tıbbi Bölümlerimiz - Kent Sağlık Grubu | 0 850 222 53 68
Yükleniyor..

Medikal Onkoloji

İzmir Kent Onkoloji Merkezi Medikal Onkoloji Bölümümüzde tüm kanserlerin tanı ve tedavisi, multidisipliner yaklaşımla yapılmaktadır. Ayrıca, kanserden korunma konusunda kişilerin bilgilendirilmesi de bölümümüzde sağlanan diğer hizmetlerdendir.

Geçtiğimiz yıllarda yapılan çalışmalar; kanser tedavisinde başarı için multidisipliner ekip çalışması gerektiği ve kansere karşı ulaşılan başarının, konuyla ilgili ve tam teşekküllü merkezlerde arttığını göstermiştir. Aynı şekilde kanserli hastalarda her aşamada destek ve bakım çok önem taşımaktadır. Bu destek de hemşirelik hizmeti, beslenme, psikolojik yardım, rehabilitasyon ve acil servis hizmetleri bir bütün olarak düşünülmelidir. Uluslararası JCI akreditasyonlu özel bir hastane olan Kent Hastanesi; tıbbi uzmanlığı, deneyimi ve güçlü teknolojik altyapısı ile medikal onkoloji hizmetlerinde de yüksek kalite standartlarını uygulamaktadır. 

Kanser çaresizlik değildir; erken tanı ve doğru tedavi, kanserle mücadelede önemlidir. Kent Sağlık Grubu bünyesinde kemoterapi, danışmanlık, destek bakım ve izlem hizmetlerinden SGK güvencesiyle yararlanabilmektesiniz.

Medikal Onkoloji Bölümü ile kanser tedavi sürecinde hep yanınızdayız.

Medikal Onkoloji Bölümümüz SGK anlaşmalıdır.



Kent Onkoloji Merkezi

Birlikte Daha Güçlüyüz

Kanser kelimesi kulağa korkutucu gelse de; günümüzde uygulanan farklı tedavi yöntemleri, ilerleyen tıbbi teknolojiler, yapılan farkındalık çalışmaları ve en önemlisi erken teşhis sayesinde bu hastalıkta başarılı sonuçlar elde edilmektedir. Kent Onkoloji Merkezi olarak, kanser alanındaki tüm gelişmelerin takipçisi olan tecrübeli hekim kadromuzla ve hastalarımızın yaşam kalitesini yükseltmeyi hedefleyen bakış açımızla sizlerin yanında yer almayı amaçlıyor ve kansere karşı savaşınızda ‘’Birlikte Daha Güçlüyüz!’’ diyoruz.

 

Houston Methodist Hospital ve Kent Onkoloji Merkezi Hastaları İçin Güçlerini Birleştirdi

İzmir Kent Sağlık Grubu bünyesinde hayata geçirdiğimiz Türkiye’nin en kapsamlı kanser merkezlerinden biri olan Kent Onkoloji Merkezimiz, ABD’nin onkoloji alanında önde gelen sağlık kuruluşlarından Houston Methodist Hospital (HMH) ile hastalarımıza en iyi tedavi yöntemlerini sunmak için bir araya geldi.
Bu iş birliğimizin en önemli amacı; hastalarımızın tedavi sürecinde yaşam kalitelerini artırmak ve aynı zamanda ikinci görüş almak, hasta bakımının doğrudan koordinasyonu da dahil olmak üzere, Houston Methodist’in multidisipliner ekiplerinin desteği ile hastalarımız için en doğru tedavi yöntemlerini belirlemektir.

 

Kanser Tedavisinde Multidisipliner Yaklaşım

Farklı disiplinlerden hekimlerin bir araya gelmesiyle, hastalara uygulanacak tedavinin belirlenmesi bu süreçte atılacak en önemli adımdır.

Multidisipliner ekipler, her hastanın bireysel olarak değerlendirilmesi ve doğru tedavi yöntemlerinin geliştirilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Bu yaklaşımı benimseyen onkoloji merkezimiz, hastaların yaşam kalitesiyle birlikte tedavi sürecinde hayatta kalma oranını da artırmayı hedeflemektedir.

Bölgenin En Kapsamlı Kanser Merkezi

Kent Hastanemizi entegre onkoloji hizmeti sunan bütüncül bir kanser tedavi merkezi haline getiren Kent Onkoloji Merkezi; yeni radyasyon onkolojisi ve nükleer tıp klinikleri sayesinde bölgenin en kapsamlı tedavi hizmetini sunmaktadır.


Başlıca Hizmetler;

45 Yatak Kapasiteli Kemoterapi Ünitesi

Gamma Knife Tedavisi

Radyoterapi ve Brakiterapi

PET-CT ve Spect-CT Taramaları

Radyoaktif İyot Tedavi Ünitesi

Geliştirilmiş Radyoloji Ekipmanları (4D CT, MRI vb.)

Hasta Odaklı Tedavi 

Kent Hastanesi Onkoloji Merkezi olarak önceliğimiz, hastalarımızın huzurlu ve güvenli bir şekilde tedavi görmesidir. Hastalarımızın tanı ve tedavi süreçlerinde kendilerini rahat hissetmelerini sağlamak, ihtiyaçlarına yönelik hizmet sunmak ve kendilerine en uygun seçenekleri sıralayabilmek için tüm tedavi yöntemleri hakkında bilgi paylaşma konusunu önceliğimiz olarak değerlendirmekteyiz. 

Hasta Navigatörü

Kent Hastanesi bünyesinde yer alan onkoloji merkezimizde hasta navigatörü ile hastalarımızın ihtiyaç duyduğu bakımı sağlamanın yanı sıra tıbbi durumlarını ve takip ettikleri tedavi planlarını açıklamaktayız.  Ayrıca hasta yakınlarının da, hastane içindeki diğer konularda bilgi sahibi olmasını sağlamaktayız. Doktor randevularını ayarlamak, bakım ve tedavi seçeneklerini açıklamak, hastaların doktor ziyaretleri sırasında onlara eşlik etmek, tıbbi ekiple iletişim kurmak, hasta navigatörünün taşıdığı sorumluluklar arasında yer almaktadır.

Akciğer Kanseri

Nedir?
Akciğer kanseri, yapısal olarak normal akciğer dokularındaki hücrelerin kontrolsüz çoğalarak akciğer içinde bir tümör oluşturması ile ortaya çıkan bir hastalıktır. Türkiye’de erkeklerde en sık rastlanan kanser türüdür.

Neden?

Başta sigara ve tütün ürünlerinin (nargile, puro, pipo) tüketimi olmak üzere, süreğen hava kirliliği ve beslenme eksiklikleri, akciğer kanserinin oluşmasında rol alan
faktörlerdendir. Son araştırmaların ışığında akciğer kanseri riskini artıran en önemli faktör, kanserojen maddelerin uzun süre solunumudur.

Olası Belirtiler:

• Kronik öksürük veya olağan öksürük şeklinde değişiklik
• Nefes darlığı ve nefes almada zorlanma
• Kanlı balgam çıkarma ve kan tükürme
• Süreğen göğüs, kol/omuz ağrısı
• Yutarken zorlanma, takıntı hissi ve ses kısıklığı
• İştahsızlık, halsizlik ve kilo kaybı
• Sık tekrarlayan zatürreler
• Hışıltılı solunum
• Ateş, çarpıntı ve bayılma

Ne Yapılabilir?
Akciğer kanserinden korunmada en önemli etken, başta sigara olmak üzere tütün ürünlerinin tüketiminden ve pasif içicilikten uzak durmaktır. Ayrıca düzenli akciğer kontrolleri yaptırmak, erken tanı ve tedavide büyük bir avantaj sağlar.

Cilt Kanseri

Nedir?
Cilt kanseri, cildin tabakalarından kaynaklanan, hücrelerin aşırı ve kontrolsüz büyümesiyle ortaya çıkan kanserlerdir. Birden fazla türü vardır. Cilde rengini veren melanosit simile hücrelerden kaynaklanan kanserler “Malign melanoma” olarak adlandırılır. Bazal hücrelerden kaynaklanan kanserler, bazal hücreli karsinomalardır. Cildin dış tabakasındaki yassı hücrelerden kaynaklanan kanserler yassı hücreli karsinomalardır. Yine sinir sisteminden gelen uyarılara hormon üreterek cevap veren nöroendokrin hücrelerinden kaynaklanan cilt kanserleri de vardır. Cilt kanserleri en çok görülen kanser türüdür. Tüm kanser vakalarının yaklaşık yarısını cilt kanserleri oluşturur.

Neden?

Cilt kanserleri ileri yaşlarda, güneş ışığına maruz kalan bölgelerde veya bağışıklık sistemi zayıf olan kişilerde ortaya çıkar. Cilt rengi ve güneş ışığına maruz kalma, melanom dışı cilt kanseri ve aktinik keratoz riskini artırır. Bazal hücreli ve yassı hücreli cilt kanserleri için risk faktörleri ise; doğal veya yapay aşırı güneş ışığı maruziyeti, sarışın, mavi veya yeşil gözlü, çilli olma, ciltte yanık veya yara izi olması, arsenik maruziyeti, kronik cilt enfeksiyonları veya cilt ülserleri, radyoterapi almış olmak, bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlardır.

Olası Belirtiler:
• Cilt değişlikleri
• İyileşmeyen iltihaplı lezyonlar
• Ciltte görülen küçük, kabarık, düzgün, parlak ve cilalı lezyonlar
• Düz, sert, kırmızı veya kahverengi ve kabuksu lezyonlar
• Kabuksu, kanamalı lezyonlar
• Yara izine benzer ve kalıcı lezyonlar
• Ciltte sert, pürtüklü, pembe, kırmızı veya kahverengi, kabarık, kabuksu alanlar
• Alt dudakta dudak kremi yardımıyla geçmeyen çatlama ve soyulma


Ne Yapılabilir?

Cilt kanserleri, genellikle belirti ve bulgu vermezler. Ciltte yeni ortaya çıkan bir büyüme, mevcut kitle veya lekelenmede boyut artışı ve üç ay içinde iyileşmeyen cilt ülserleri, cilt kanserlerinin öncü bulguları olabilir. Bu nedenle ciltte görülen değişiklikler ihmal edilmemelidir.

Kan Kanseri

Nedir?
Kan kanseri (lösemi) kan hücrelerinin, özellikle de akyuvarların normalin üzerinde çoğalması ile kendini gösteren bir kanser türüdür. Yüksek sayıdaki olgunlaşmamış ve kötü huylu hücrelerin, normal ilik hücrelerinin yerini alması ile iliklerde hasar meydana gelir. Böylece kan pıhtılaşmasında rol oynayan plateletler ve savunmada rol oynayan lökositlerin sayısı azalmaya başlar. Bu da lösemi hastalarında zedelenmelerin ve kanamaların yoğun görülmesine, hastaların kolayca enfeksiyon kapmasına neden olur.

Neden?
Kesin nedenleri bilinmemekle birlikte hem genetik hem de çevresel faktörlerin önemli rol oynadığı düşünülmektedir. Genetik nedenlerin dışında, petrokimyasalların, radyasyonun, kanserojen maddelerin ve bazı virüslerin neden olduğu öngörülmektedir.

Olası Belirtiler:
• Yorgunluk veya halsizlik
• Fiziksel aktivite sırasında nefes darlığı
• Cilt solukluğu
• Süreğen hafif ateş ve gece terlemeleri
• Kesiklerin yavaş iyileşmesi ve aşırı kanama
• Nedeni açıklanamayan siyah ve mavi çürükler
• Cilt altında iğne başı büyüklüğünde kırmızı noktalar
• Kemik ve eklemlerde (örn: diz, kalça, omuz) ağrılar
• Beyaz küre –özellikle monmosit ve nötrofil- sayısında düşüş

Ne Yapılabilir?
Kan kanserinin erken tanısı için rutin kontroller asla ihmal edilmemelidir. Alkol tüketimini kontrol altına almak ve tütün ürünlerinden uzak durmak, düzenli egzersiz yapmak, zararlı kimyasallara maruziyetten kaçınmak ve uzman bir diyetisyen eşliğinde kişiye özel bir beslenme programı izlenilmesi risk faktörlerini azaltan adımlardır. Her kanserde olduğu gibi kan kanserinde de erken tanı, tedavi için hayati bir önem taşımaktadır.


Kolon Kanseri

Nedir?
Kolon kanseri, kalın bağırsak, rektum ve apandistte görülen kanserli büyümeleri kapsar. Bu kanser, nerede başladıklarına bağlı olarak “kolon kanseri” veya “rektal kanser” olarak da adlandırılabilir. Kolon kanseri ve rektum kanseri, genelde birçok özelliğe sahip oldukları için birlikte gruplandırılır.

Neden?
Alkol ve sigara bağımlılığı, obezite, sedanter yaşam, işlenmiş et ağırlıklı bir diyet ve genetik faktörlerin kolon kanseri riskini yükselttiği gözlemlenmiştir.

Olası Belirtiler:
• Makattan gelen kanama ve dışkılama alışkanlıklarının süregelen bir şekilde değişmesi
• Süregelen karın ağrısı ve gaz sancıları
• Karında kitle
• Dışkıda kanama ve dışkının incelmesi
• Kansızlık ve bitmeyen aşırı yorgunluk
• Bulantı, kusma ve kilo kaybı

Ne Yapılabilir?
Mutasyon geçirerek bozulmaya başlayan hücrelerin kanser evresine gelmesi 10 ile 15 yılı bulur. Bu hücreler düzenli kontroller sayesinde tespit edilebilir ve erken tanı sonucunda tedavi şansı oldukça yükselir. Folik asit, kalsiyum ve D vitamini alımının yanında düzenli egzersiz ve sigarasız yaşam kolon kanseri riskini düşürmede başrolü oynar.

Meme Kanseri

Nedir?
Meme kanseri, genellikle süt bezleri ve kanallarındaki hücrelerin kontrol dışı büyüyerek tümör oluşturması ile başlar. Tümörün bulunduğu dokunun etrafına yayılması veya vücudun diğer taraflarına sıçraması kötü huylu bir kanser ajanı olduğu anlamına gelir.

Neden?
Alkol ve sigara bağımlılığı, obezite, sedanter yaşam, bazı hormon tedavileri ve genetik faktörlerin meme kanseri riskini yükselttiği gözlemlenmiştir.

Olası Belirtiler
• En büyük göstergesi, memede veya koltuk altında oluşan yumru halindeki kitlelerdir. Kanserli kitleler; diğer şişliklerden sert yapılı, düzensiz kenarlı ve pürtüklü yüzeyi ile ayırt edilebilir.
• Tek memeden gelen kanlı ya da şeffaf renkli akıntılar
• Meme başı derisinde kabuklanma veya soyulma
• Aniden ortaya çıkan yara ve kızarıklıklar

Ne Yapılabilir?

Meme kanserinin erken tanısı için rutin kontroller asla ihmal edilmemelidir. Erken tanı için 20 yaşını geçmiş her kadın ayda bir kez kendi kendine elle meme muayenesi yapmalı, 40 yaşını geçmiş her kadın ise her yıl düzenli olarak ultrasonografi ve mamografi yaptırmalıdır. Her kanserde olduğu gibi meme kanserinde de erken tanı, tedavi için hayati bir önem taşımaktadır.


Meme Kanseri ile İlgili Önemli Sorular

Genetik riski bugün saptayabiliyor muyuz?
BRCA1 ve BRCA2 genlerini bugün saptamamız mümkün. Bu genlerin pozitifliğinde meme kanseri ve rahim kanseri gelişebilme olasılığının yüksek olduğu tespit edilmiştir.

Her meme kanserinde memenin alınması gerekli midir?
Hayır. Meme hacmi ile tümör hacmi mukayese edilerek, eğer memenin şeklini bozmuyorsa meme korunarak hasta tedavi edilebilir.

Meme kanserli hastalara aynı tedavi mi uygulanır?
Hayır. Hastalığın patolojik tanısı, tümörün büyüklüğü, sayısı, mamografi bulguları ve koltukaltı muayenesi sonuçları, hastaya uygulanacak tedaviyi belirler.

Meme kanserli hastayı kim tedavi eder?
Hastaya bir hekimler grubunun ortak tedavisi esas olmalı ve ortak kararlar verilmelidir. Bu grupta meme cerrahı, medikal onkolog, radyasyon onkoloğu, patalog ve radyoloji uzmanının mutlaka bulunması esastır.


Cerrahi uygulacak her hasta kolunu korumak zorunda mıdır?

Hayır. Son gelişen sentinel nod biyopsisi tekniği ile koltukaltı lenf bezlerinin tümü alınmayabilmektedir. Bu hastaların kollarını sakınmalarına ihtiyaç yoktur.

Meme Kanseri ve Beslenme İlişkisi

Doç. Dr. Gürbüz Görümlü
Medikal Onkoloji Uzmanı

Çeşitli araştırmalar, her 100 kanser vakasından 9’unun diyet değişiklikleri ile önlenebileceğini ileri sürmektedir. Yine farklı çalışmalar da sağlıklı vücut kilomuzu koruyarak, her 100 kanser teşhisinin 5’inin engellenebileceğini göstermektedir.

Sağlıklı diyet ve yaşam tarzı, genel sağlığımız için büyük önem taşımaktadır. Farklı yiyecekleri çok farklı miktarlarda tüketiyor olmamız sebebiyle bu alanda çalışmalar yapılması oldukça güçtür. Farklı ülkelerde meme kanseri sıklığına baktığımızda, bu veriler bize meme kanseri ve diyet ilişkisi hakkında çeşitli ipuçları vermektedir. Japon kadınlarında meme kanserinin Amerikalı kadınlara göre oldukça düşük olduğu görülmektedir. Bununla birlikte Japon kadınların Amerika’ya göç ettiklerinde meme kanserine yakalanma risklerinin belirgin arttığı gözlenmiştir. Bu durumda iki toplum arasındaki meme kanseri risk farklılığının olası en büyük sebebinin genetik faktörlerden çok yaşam tarzı ve çevresel etmenler olduğunu düşündürmektedir. Bunlar içinde de en açık etken diyet olarak gözükmektedir.

Yağ Tüketimi ve Meme Kanseri İlişkisi

Yağ tanımında, sıvı yağlar, tereyağı, margarin yanı sıra etteki, balıktaki, çerezlerdeki yağ önemlidir. Yine bisküvi, kek, çikolata ve benzeri hazır gıdalarda da gizli olarak yağ içeriğinin zengin olduğu hatırlanmalıdır. Yaklaşık 45 büyük çalışmanın birlikte yapılan değerlendirmesinde menopozdan sonra yağ tüketimi fazla olan kadınlarda daha az tüketenlere oranla meme kanseri sıklığının belirgin arttığı gösterilmiştir. Yine EPIC isimli Avrupa çalışmasında doymuş yağdan zengin gıdalarla beslenenlerde meme kanseri sıklığı 2 kat artmaktadır. Bu gıdalar arasında sosis, salam gibi işlenmiş et ürünleri, krema, çeşitli çikolata, pasta ve bisküviler yer almaktadır. Bununla beraber omega-3 balık yağı içeren gıdalardan zengin beslenmenin meme kanseri riskini azalttığı bildirilmektedir.

Şeker ve Meme Kanseri İlişkisi

Şeker-karbonhidrat tüketimi ile meme kanseri ilişkisini gösteren güçlü kanıtlar bulunmamaktadır. Çinli kadınlar arasında Amerika’da yapılan bir çalışmada karbonhidrattan zengin beslenmenin 50 yaş altı kadınlarda meme kanseri riskini hafifçe arttırdığı gösterilmiştir. Yine EPIC isimli Avrupa çalışmasında sadece östrojen reseptörü negatif meme kanseri sıklığında bir miktar artış bildirilmiştir.

Sonuç olarak şekerden zengin beslenmenin, kilo artışına sebep olarak, menopozdaki kadınlarda obezitenin sebep olduğu risk artışına benzer bir riske neden olduğundan söz edilebilir.

Süt ürünleri ve Meme Kanseri

Kalsiyumdan zengin süt ve süt ürünleri ile beslenmenin meme kanseri riskini azaltabileceğine dair çeşitli veriler mevcuttur.

Diyetteki Lif

Lif en yoğun olarak meyve ve sebzelerde bulunmaktadır. Günde 25 gram üzerinde lif(fiber) tüketmenin menopoz öncesi kadınlarda meme kanseri sıklığını azalttığı gösterilmiştir. Buğday kepeği lifinin menopozda olmayan kadınlarda kan östrojen seviyelerini düşürdüğü ve buna bağlı olarak meme kanseri riskinin azalabileceği ileri sürülmektedir.

Meyve

Fazla miktarda meyve tüketen kadınlarda daha az tüketenlere oranla meme kanseri sıklıgında azalma bildirilmektedir. Bunun sebebi olarak meyvedeki yoğun lif ve antioksidan içeriği olabileceği belirtilmektedir. “Kimyasal oksidasyon” adı verilen süreç hücrelerde gen hasarına sebep olarak kanseri tetikleyebilmektedir. Meyve tüketiminin artması anti-oksidan özellikleri sebebi ile meme kanseri sıklığında azalma ile ilişkili olabilir görüşü savunulmaktadır. Anti-oksidan ürünler A, C, E vitaminleri ve selenyumdur. Beslenmemizin sebze-meyve ağırlıklı olmasına ne kadar dikkat edersek, yağ tüketimimiz o derece azalacak ve meme kanseri riskimiz de buna paralel olarak azalacaktır.


Soya Ürünleri ve Fito-Östrojenler

Fito-östrojenler, vücuttaki doğal östrojene benzer aktivite gösteren bitkisel kökenli bileşiklerdir. Çeşitli fito-östrojenler vardır. Bunların bir kısmı soya ürünlerinde olup “isoflavonlar” adı ile anılmaktadırlar. Diğer bir kısmı çeşitli tahıl ürünlerindeki liflerde, meyve sebzelerde ve keten tohumunda bulunabilen lignanlardır. Sağlıklı menopoz sonrası dönemde bulunan kadınlarda tüketiminin meme kanseri gelişim riskinde ılımlı azalma sağlayabileceğini bildiren veriler olmakla beraber, içeriğindeki östrojen benzeri moleküller nedeni ile meme kanseri tanısı almış ve hormona duyarlı meme kanseri olan kadınlarda tüketilmemesi gerekmektedir.

Karoten

Havuç, lahana, fasulye benzeri sebzelerde bulunan bir madde olup düzenli tüketiminin meme kanseri riskinde ılımlı azalma ile ilişkili olabileceği bildirilmektedir.

Flavonol

Soğan, brokoli, maydanoz, siyah çay, yeşil çay ve kereviz gibi çeşitli sebzelerde bulunan maddeler olup, meme kanseri riskinde azalmaya sebep olduğunu gösteren çalışmalar mevcuttur.

Kahve ve Meme kanseri

Fazla kahve tüketiminin meme kanseri riskini arttırdığına dair veri bulunmamaktadır.

SONUÇ OLARAK:

Kanser tedavisi süresince iyi beslenmek;

• Sağlıklı kalmanıza
• Enerjinizi sürdürmenize
• Doğru besinleri almanıza
• Beklenmedik kilo kayıplarının önlenmesine

yardımcı olacaktır.

Kemoterapi ve Radyoterapi tedavileri alırken;

• En az 8 bardak kalorisiz içecek (su-maden suyu vb) ya da az kalorili içecek tüketilmelidir. Yetersiz sıvı alımı; sersemlik, baş dönmesi, yorgunluk, kabızlık, idrar yolu enfeksiyonu gibi sorunların ortaya çıkmasını kolaylaştırabilir.
• Öğün atlanmadan, düzenli aralıklarla beslenmeye özen gösterilmelidir.
• Liften zengin gıdalar (yeşil yapraklılar, meyveler, tam tahıllılar) günlük olarak tüketilmelidir.
• Tüm öğünlerde orta büyüklükte yağsız, proteinden zengin gıdalarla beslenilmelidir.
• Az yağlı süt-süt ürünleri, beyaz et (balık-tavuk), yağsız kırmızı et, baklagiller ve yumurta düzenli olarak tüketilmeli, buna karşılık işlenmiş karbonhidrat ürünlerinin (hazır meyve suları, seker) tüketimi kısıtlanmalıdır. Bu ürünler, kan şekerinde ani keskin değişimlere sebep olarak yorgunluğu artırabilir. Ayrıca gereksiz kalori alımına sebep olmaktadır.
• Yüksek doz antioksidan tüketimi, kemoterapi etkinliği üzerine olumsuz etkilerde bulunabilir. (500ml üzeri yeşil çay, 300ml üzeri taze meyve suyu)
• Kemoterapi süresince nar ve greyfurt tüketiminden kaçınılmalıdır.
• Meme kanseri tedavisinde kullanılan hormonal tedavi ajanları ile de greyfurt arasında olumsuz etkileşimler olabileceği bildirilmektedir.

Meme Kanserinde Risk Faktörleri ve Erken Tanı

Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser türüdür. Meme kanseri için risk faktörlerini bilmek ve erken tanı, ilk adımdır. Korkmayın, bilinçlenin ve meme kanserinin erken tanı ile tedavi edilebilirliğinin arttığını unutmayın.

Peki, meme kanserinde risk faktörleri nelerdir ve erken tanı nasıl konulabilir?

Görülme Sıklığı

Görülme sıklığı, gelişmiş ekonomisi olan ülkelerde ve özellikle ABD, Kanada, İsveç gibi kuzey Avrupa ve Amerika ülkelerinde daha fazla artmaktadır. Son yıllarda ABD’de görülme sıklığında %1.8 artma olmakta ve her yıl 180.000 yeni hasta tespit edilmektedir. Dünyanın diğer ülkelerinde ise, bu oran %1,2’dir ve yıllık 120.000 yeni vakaya rastlanmaktadır. Görülme sıklığı ABD’de yüz binde 80-90 iken, Japonya’da 12-15’tir.

Önemli noktalardan biri de aynı ülke sınırları içinde yaşayan ırklar arasında da görülme sıklılığının farklılıklar göstermesidir. Buna da en güzel örnek olarak ABD‘de yaşayan kadınlar gösterilmekte ve beyaz ırkta en fazla, sarı ırkta ise daha az oranda meme kanseri tanısı konulmaktadır. Hastalığın görülme sıklığı, güney ülkelere inildikçe ve sosyo-ekonomik durumu daha düşük ülkelere gidildikçe azalmaktadır ve bizim ülkemize geldiğimizde ise oran yüz binde 9.6’dır.

Görülme sıklığı, hastaların yaşlarına göre de değişim göstermekte olduğu bilinmektedir. 30-44 yaş gurubunda ABD’de yüz binde 25, 45-49 yaş grubunda 200 iken 70-75 yaş grubunda ise oran yüz binde 463’e yükselmektedir. Erkeklerde de meme kanseri görülebilir, ancak görülme sıklığı kadınlardan 100 defa daha azdır.

Ölüm Oranı

Kadınlarda meme kanserinden ölüm, kanserden ölümlerin %18’ini oluşturmaktadır. Meme kanseri bu oranda akciğer ve kalın bağırsak kanserinden sonra 3. sıradadır ama hatırlanması gereken, 1945-1985 seneleri arasındaki istatistiklerde kanser ölümlerinin birinci sırasında meme kanserinin oturduğudur. Son yıllarda görülme sıklığında bariz artış olmasına rağmen meme kanserinden ölüm istatistiklerinde hafif bir düşme gözlenmektedir ki, bunda hastalığın tanı ve tedavisindeki gelişmeler rol oynamıştır.

Oluşum Nedenleri

İnsanlarda meme kanserinin oluşumunun tam nedeni bilinmemektedir. Değişik nedenler oluşumundan sorumlu tutulmaktadır. Oluşum nedenlerinin başlıcalarını sayacak olursak genetik, östrojen hormonu, çevresel faktörler, bazı kimyasallar, radyasyon ve virüsler meme kanserinin meydana gelmesinden sorumlu tutulmaktadır. Bu teorilerin ispatı da kobaylar ve farelerde bazı virüsler ve bazı kimyasallarla hastalık oluşturulabilmektedir.

Genetik Nedenler ve Risk Faktörleri

Ailesel hastalık, ilk defa 1866 yılında Paul Brocca tarafından bilim dünyasına bildirilmiştir. Ailesel meme kanseri oranı, meme kanserlerinin yüzde 20’sini oluşturur. Annede hastalık varsa kişinin meme kanseri ile karşılaşma riski iki misli, kız kardeşte varsa 2,5 misli arttığı bildirilmiştir. Bugünkü bilgilerimize göre; istatistiksel olarak bir bayanda meme kanseri görülmüşse, annesinde 8, kız kardeşinde 2.7, kızında ise 4,6 misli risk artmaktadır. Son yıllarda tıbbi biyoloji bilgilerimizin artması ve genetik çalışmaların sonucunda gen çalışmalarında BRCA 1 ve BRCA 2 olarak isimlendirilen iki gen bulunmuş ve bu genleri taşıyanlarda meme ve yumurtalık kanseri görülmesi oranının çok yüksek olduğu saptanmıştır. Özellikle BRCA 2 genini taşıyan kişilerde meme kanseri normal görülme yaşından daha genç ve iki memede de görülmektedir.

Endokrin Etkenler

Çocuklukta erken yaşta adet görülmesi, risk faktörü olarak görülmekte olup, her bir yıl geç adet oluşması meme kanseri riskini belirgin olarak azalttığı bilimsel olarak ispatlanmıştır. Aynı şekilde erken menopoz da kanser riskini azaltmaktadır. 45 yaşından önce menopoza giren hanımlarda 55 yaşından sonra menopoza girenlere göre meme kanseri görülme olasılığı yarı yarıya azalmaktadır. Bir başka ifade ile doğurganlık hayatı kısa olan kadınlarda meme kanseri daha az görülmektedir. 40’lı yaşlarda cerrahi veya radyoterapi ile menopoza giren kadınlarda da hastalık riski daha az olduğu yine ispatlanmıştır.

Hamilelik ve doğumun da meme kanseri ile ilişkisi uzun zamandan beri bilinmektedir. Hiç doğum yapmamış veya 35 yaş sonrası ilk doğumunu yapan kadınlarda meme kanseri riski normalden daha fazladır. Yayınlanan bir çalışmada 30 yaşından sonra doğum yapanlarda 20 yaşından önce doğum yapanlara göre kanser gelişme riski 4 defa daha fazladır. Bir başka çalışma da Danimarka’da yapılmış ve 15 bine yakın kadın incelenmiş ve doğum sayısı arttıkça meme kanseri riskinin azaldığı ortaya çıkartılmış ve her bir doğum meme kanseri riskini onda bir oranında azalttığı sonucuna varılmış ve bilim dünyasına bir makale ile duyurulmuştur. Uzun süreli emzirmenin de meme kanseri riskini azaltan bir neden olduğu Çin‘de yapılan istatistiksel bir çalışma ile ortaya çıkartılmış ve 5 sene süre ile emziren hanımlarda meme kanseri riskinin üçte bir oranında azalmakta olduğu bildirilmiştir.

Östrojen Hormonu

Östrojen hormonu, bir başka şekilde ifade edilecek olursa yumurtalıkların çalışması ile meme kanseri arasında sıkı ilişki mevcuttur ve hastalığın oluşmasında başlıca etkenlerden biri östrojendir. Hayvan deneylerinde östrojen enjeksiyonları ile meme kanseri oluşturulabilinmektedir. Menopozdaki kadınlarda uzun süre ile hormon replasman tedavisi uygulanırsa yani menopoz sonrası östrojen hormonu kullanan kadınlarda hafif de olsa meme kanseri riski artmaktadır. Ancak ilaç alımı kesildiğinde yıllar içinde risk azalmakta ve risk normal düzeye gelmektedir. Keza çok genç yaşlarda doğum kontrol hapları uzun süreler kullanılırsa da bu ilaçların östrojen içermeleri nedeniyle risk artmaktadır. Diğer cinsel hormonlar olan testosteron ve progesteronun meme kanseri riskini artırıcı olduklarını gösteren herhangi bir güvenilir çalışma yoktur.

Çevresel Faktörler

Beslenmenin ve özellikle yağdan zengin beslenmenin deney hayvanlarında meme kanseri oluşturduğu uzun zamandan beri bilinmektedir. ABD’de yapılan çalışmalarda meme kanseri görülen kadınların %50’sinden fazlasının yağdan zengin gıdalarla beslendiği ve aynı zamanda da beslenme türüne bağlı olarak şişman oldukları bildirilmiştir. İspanya’da yapılan bir çalışmada ise zeytinyağı ile beslenen kişilerde meme kanseri görülme oranının diğerlerine göre daha düşük olduğu gösterilmiştir, belki de Akdeniz ülkelerinde hastalığın daha az görülmesinin nedeni de bu beslenme alışkanlığıdır. Ayrıca bol lifli gıdalarla beslenme de risk azaltıcı bir nedendir çünkü bol posalı gıdalar dışarıdan alınan östrojenin emilmeden atılımını kolaylaştırmaktadır. Bol kalorili diyetle beslenen ve şişman kadınlarda özellikle menopoz döneminde meme kanseri riskini arttırdığı da istatistiksel çalışmalarla ispatlanmıştır.

Bir başka gıdasal risk faktörü de A ve C vitamini ile selenyum gibi antioksidan gıdalardan fakir beslenmedir. Alkol kullanımı günde 12 gr’dan fazla alkol alan kadınlarda meme kanseri riski 1.2, 24 gr alkol alanlarda ise 1.7 kat artmaktadır. Özellikle menopozdaki hanımlarda alkol kullanımı yukarıda belirtilen rakamlardan daha fazla meme kanseri riskini yükseltmektedir.

Çocuk yaşlarda yani memenin gelişmesi devresinde radyasyonun memeye etkisi daha fazla olup genç yaşta meme kanseri gelişmesinde neden olabilmektedir. Göğüse, boyuna veya memeyi etkileyecek bir vücut bölgesine radyoterapi yapılması meme kanseri riskini 4 misli arttırır ve radyasyonun etkisini gösterme süresi 30 yıla kadar uzayabilmektedir. Tabii ki radyasyonun bu kadar etkisi olduğu öğrenildiğinde “akciğer grafisi veya mamografi gibi tanı yöntemleri meme kanseri riskini arttırır mı?” sorusunu hemen akla getirmektedir. Akciğer grafisi ve mamografi tetkiklerinde meme dokusunun aldığı radyasyon 0.0002-0.00015 santigray dozdadır, hele günümüzde geliştirilmiş olan dijital mamografi ve röntgen cihazlarında alınan doz yukarda belirtilen dozun hemen hemen yarısı kadardır. Bu da meme kanserini arttıracak bir doz olmadığı istatistiksel çalışmalarla gösterilmiştir.

Fiziksel aktivite, meme kanseri riskini azaltan bir nedendir. Başka bir ifade ile spor yapmayan kadınlarda meme kanseri riski yapanlara göre daha fazladır. Haftada 600 kalori harcayacak şekilde orta derecede spor yapan kadınlarda meme kanseri görülme riski normalden 3 defa daha az olduğu çalışmalarla gösterilmiştir. Bir başka çalışma ise, 40 yaşın altındaki kadınlarda haftada 4 saat veya daha fazla egzersiz yapan kadınlarda normal meme kanseri riski yarı yarıya düşmektedir.

Memenin Kanser Riskini Arttıran Hastalıklar

Kadınlarda çok sık görülen fibrokistik değişiklikler, meme kanseri riskini arttırmaz. Ancak bazı proliferatif (hücre üreme katsayıları yüksek) meme hastalıkları mevcuttur ki, meme kanseri riskini arttırmaktadır. Bu hastalıklar; sklerozan adenoziz, intraduktal papillom kolumnar değişiklik gösteren meme hastalıkları, lobular karsinoma insitu ve özellikle, duktal karsinoma insitu meme kanser riskini yüksek oranda arttırmakta olup, mutlaka cerrahi tedavi gerektiren durumlardır.

Erken tanı için neler yapılabilir?

• Kadınlar 20 yaşından itibaren kendi kendini muayene etmelidir.
• 20-39 yaş aralığında 3 yılda bir hekime meme muayenesi yaptırılmalıdır.
• 39 yaştan sonra bu muayene, her yıl olmalıdır. Annesi, kız kardeşi, halası, teyzesi gibi kan akrabalarında meme kanseri olanlar ise, bu muayenelere ilaveten 30 yaşında, yakınlarında meme kanseri bulunmayanlar ise 40 yaşında meme ultrasonu yaptırmalıdır.
• 40 yaşından sonra gerekenlerde veya tarama amaçlı mamografi yapılmalıdır.
• 40-49 yaş aralığında bulgulara göre, 1 veya 2 yılda bir mamografi çekilmelidir.
• Mamografi, 50 yaşından sonra ise her yıl çekilmelidir.

Meme Kanseriyle İlgili Doğru Bilinen Yanlışlar

Yanlış: Sadece ailesinde meme kanseri öyküsü bulunan kadınlar meme kanseri riski altındadır.
Doğru: Kadınlarda görülen meme kanserinin %70’i tanımlanabilir nedenlere dayanmaktadır. Ancak tek risk faktörü genetik yatkınlık değildir. Aile geçmişi; birinci derece akrabalarda görülen (ebeveyn, kardeş ya da çocuk) meme kanseri, kişinin de aynı hastalığa yakalanma riskini iki katına çıkarabilmektedir.

Yanlış: Balenli sutyenler meme kanseri riskini arttırır.
Doğru: Bilimsel olmayan bir görüşe göre; balenli sutyenlerin meme bölgesinde toksinlerin birikmesine sebep olduğuna inanılmaktadır. Ancak ne balenli sutyenlerin ne de başka bir iç çamaşırının ya da kıyafetin meme kanseriyle ilgili herhangi bir bağlantısı olduğu tespit edilmemiştir.

Yanlış: Memede oluşan çoğu yumru kanserdir.
Doğru: Kadınların memesinde oluşan yumruların %80’i iyi huylu (kanser olmayan) topaklar ya da kistlerdir. Ancak, erken teşhis meme kanserinde oldukça önemli olduğundan; meme bölgesindeki herhangi bir yumruyu fark eden kadınların uzman doktorlarına başvurmaları gerekmektedir.

Yanlış: Meme implantları kanser riskini arttırabilir.
Doğru: Meme implantlarının meme kanseri riskini arttırdığına yönelik herhangi bir araştırma bulunmamaktadır. Ancak; implanta sahip kadınların muayenesinde bazen standart mamografi yeterli gelmeyebilir. Bu konuyla ilgili doktorunuza danışmanızı önermekteyiz.

Yanlış: Tüm kadınların meme kanserine yakalanma oranı (her 8 kadından biri) eşittir.
Doğru: Kadınların meme kanserine yakalanma riskleri yaşlandıkça artmaktadır. 30’lu yaşlarda meme kanserine yakalanma riski 233 kadında 1 olmasına rağmen ortalama yaşam süresi 85 olarak kabul edildiğinde, meme kanserinin görülme sıklığı ortalama 8 kadında 1 olarak kabul edilmektedir. Ancak tüm kadınların hayatları boyunca hastalanma riskinin oranı değil, tüm yaşam göz önünde bulundurulduğunda hesaplanmış bir orandır.

Yanlış: Terlemeyi önleyici ürünler meme kanseri riskini arttırır.
Doğru: Bu konuyla ilgili netleşen tek genel tıbbi tanı; daha fazla araştırma yapılması yönündedir. Meme kanserleri ya da meme bölgesinde oluşan kitleler ve bu tür ürünlerin kullanımıyla ilgili doğrudan ve yeterli çalışmanın yapılmadığı belirtilmektedir.

Yanlış: Küçük göğüslü kadınların meme kanserine yakalanma riski daha azdır.
Doğru: Şimdiye kadar göğüs büyüklüğü ve meme kanseri riskiyle doğrudan bir ilişki tespit edilememiştir. Çok büyük göğüslü kadınların küçük göğüslü kadınlara göre, meme tarama testleri daha zor olabilir. Ancak bu durum kanser tanısı konusunda doğrudan olumsuz bir durum teşkil etmemektedir.

Yanlış: Baba tarafının meme kanseri geçmişi, anne tarafının geçmişi kadar etkilemez.
Doğru: Meme kanseri riskinde anne tarafı geçmişi kadar baba tarafı geçmişi de oldukça önemlidir. Baba tarafındaki kadınların özellikle sağlık geçmişi, olası bir kanser vakası mutlaka araştırılmalıdır. Buna göre de meme kanseri riskiniz bir uzmanla değerlendirilmelidir.

Yanlış: Kafein meme kanserine neden olur.
Doğru: Kafein ve meme kanseri arasında olumlu bir ilişki tespit edilmemiştir. Bazı araştırmalarda meme kanseri riskinin kafein tüketimiyle azaldığından bahsedilmektedir.

Yanlış: Meme kanseri riskini azaltmak için herhangi bir şey yapılamaz.
Doğru: Vücut kitle indeksiniz obeziteye işaret ediyorsa düzenli egzersiz ve sağlıklı beslenme ve zayıflama ile meme kanseri riskinizi azaltabilirsiniz. Öte yandan; alkol tüketiminizi sınırlandırmanız, sigarayı bırakmanız ve kendi kendinize meme muayenesinde titiz davranmanız kanser karşı bireysel olarak alabileceğiniz basit ama etkili önlemlerdir.
Çok yüksek derecede meme kanseri riski taşıyan kadınlar, uzman doktorlarıyla birlikte verebilecekleri bir kararla mastektomi ile risklerini %90, uygun ilaç tedavileriyle %70 oranında azaltabilirler.

Yanlış: Memesinde yumru bulunan ya da memesi fibrostik yapıya sahip kadınların meme kanserine yakalanma riski daha fazladır.
Doğru: Kistik bir bünyeye sahip olan kadınların meme kanserine yakalanma riski daha yüksek olarak düşünülmektedir. Bu durumu kanıtlayacak herhangi bir bilimsel çalışma henüz bulunmamaktadır. Ancak, yumrular elle muayenede kişiyi yanıltabilir ve yanlış alarma sebep olabilir. Fibrostik yapıdaki meme, utrason ve mamogram ile düzenli takip edilmelidir.

Yanlış: Yıllık mamografi uygulamaları aşırı radyasyon maruziyeti nedeniyle kanser riskini arttırabilir.
Doğru: Mamografi cihazında radyasyonun kullanıldığı doğru olmakla birlikte; testlerle birlikte ortaya çıkan sağlık sonuçları ile kişinin maruz kaldığı radyasyon derecesi değerlendirildiğinde, bu görüntüleme tekniğinin avantajlı olduğu belirtilmektedir. Mamografi aracılığıyla maruz kalınan radyasyon oranı kanser olma riskiyle kıyaslandığında önem arz etmemektedir.

Yanlış: Mamografi sonucunda herhangi bir şey tespit edilmediyse endişelenmeye gerek yoktur.
Doğru: Meme kanseri tespiti ve taraması için oldukça önemli olan mamografi, %10 ila %20 oranında riski tespit edemeyebilmektedir. Bu yüzden alabileceğiniz diğer tedbirleri elinizden bırakmamalı; klinik testlere ve kendi kendine muayene metodunu da benimsemelisiniz.

Yanlış: Doğurganlık tedavileri meme kanserine yakalanma riskini arttırmaktadır.
Doğru: Meme kanseri ve östrojen ilişkisi göz önüne alındığında doğurganlık tedavilerine de şüpheyle yaklaşılmaktadır. Şimdilik bu konuyla ilgili uzun soluklu ve birçok değişkeni göz önüne alan bir çalışma olmasa bile aksini iddia eden bir çalışma da bulunmamaktadır.

Yanlış: Kürtaj meme kanseri riskini yükseltir.
Doğru: Kürtajın gebelik sürecini bozması nedeniyle hormon düzeylerine etki ettiği düşünülmektedir. Bu değişim de meme kanseriyle ilişkilendirilmektedir. Ancak bu konu birçok araştırmaya konu olmasına rağmen herhangi bir kesin kanıt bulunamamıştır.

Mesane Kanseri

Nedir?
Mesane kanseri, ana görevi idrar vücudu terketmeden önce onu depolamak olan idrar kesesindeki hücrelerin kontrol dışı çoğalması sonucu ortaya çıkar. Birçok mesane kanseri birden fazla katmanı olan idrar kesesinin “Urotelyum” denilen en içteki kısmında ortaya çıkar. Transizyonel mesane kanseri en sık rastlanılan çeşididir.

Neden?
Alkol ve sigara bağımlılığı, obezite, sedanter yaşam, optimal beslenme eksikliği, çeşitli kimyasallara maruz kalma, bazı parazitik mesane enfeksiyonları ve genetik faktörlerin mesane kanseri riskini yükselttiği gözlemlenmiştir. İdrar tutmanın mesane kanserine direkt bir etkisi olduğu gözlemlenmemiştir.

Olası Belirtiler:
• İdrarda kan gelmesi
• Çok sık idrara çıkma ihtiyacı
• Çok ani idrara çıkma ihtiyacı
• İdrara çıkma sırasında ağrı
• 40 yaş üstündeki herhangi bir kişide geçmeyen ya da tekrarlayan idrar enfeksiyonu

Ne Yapılabilir?
Mesane kanserinin erken tanısı için rutin kontroller asla ihmal edilmemelidir. 40 yaşını geçmiş her erkek düzenli olarak kontrol yaptırmalıdır. Çok yağlı gıdalar tüketmemek, alkol tüketimini kontrol altına almak, düzenli egzersiz yapmak, bol su içmek ve uzman bir diyetisyen eşliğinde kişiye özel bir beslenme programı izlenilmesi risk faktörlerini azaltan adımlardır. Her kanserde olduğu gibi mesane kanserinde de erken tanı, tedavi için hayati bir önem taşımaktadır.




Mide Kanseri

Nedir?
“Gastrik kanseri“ olarak da adlandırılan mide kanseri, yıllar içinde yavaş ve sinsice gelişip, hızlıca yayılır. Mide kanseri, gerçek yüzünü göstermeden önce midenin iç çeperinde, mukozasında değişiklikler meydana getirmeye başlar. Bu değişiklikler nadiren kendilerini belli ederler ve gözden kaçırılmaları kolaydır. Mide kanseri hücreleri kan yoluyla karaciğer, akciğer ve diğer organlara yayılabilir.

Neden?
Alkol ve sigara bağımlılığı, obezite, sedanter yaşam, optimal beslenme eksikliği, tütsülenmiş, tuzlanmış, turşuya basılmış veya aşırı tuzlu yiyeceklerin ağırlıkta olduğu bir diyet, helikobakter pilori enfeksiyonu ve genetik faktörlerin mide kanseri riskini yükselttiği gözlemlenmiştir.

Olası Belirtiler:
• Mide bölgesinde süreğen rahatsızlık ve ağrı
• Yutkunma zorluğu
• Mide bulantısı ve kusma, engellenemeyen kilo kaybı
• Az bir yemek sonrasında dahi aşırı şişkinlik
• Dışkıda kan

Ne Yapılabilir?
Mide kanserinin erken tanısı için rutin kontroller asla ihmal edilmemelidir. Çok yağlı, tuzlu, tütsülenmiş gıdalar tüketmemek, alkol tüketimini kontrol altına almak, düzenli egzersiz yapmak, bol su içmek, -eğer var ise- helikobakteri tedavisi ve uzman bir diyetisyen eşliğinde kişiye özel bir beslenme programı izlenilmesi risk faktörlerini azaltan adımlardır. Her kanserde olduğu gibi mide kanserinde de erken tanı, tedavi için hayati bir önem taşımaktadır.

Pankreas Kanseri

Nedir?
Pankreasın birçok görevi olmakla birlikte, alınan gıdaların sindiriminde ve kan şekerinin dengede tutulmasında önemli bir rolü vardır. Organın her bölgesinde gelişebilen pankreas kanseri, çoğunlukla baş bölgesinden gelişmektedir. En sık salgı yapan hücrelerden çıkarlar ve “adenokanser” olarak adlandırılırlar.

Neden?
Alkol ve sigara bağımlılığı, obezite, sedanter yaşam, optimal beslenme eksikliğinin pankreas kanseri riskini yükselttiği gözlemlenmiştir. Çok az hastada genetik faktörler dolayısıyla pankreas kanserinin geliştiği gözlemlenmiştir.

Olası Belirtiler:
• Durdurulamayan iştah ve kilo kaybı, karın ağrısı
• Bulantı-kusma ve ishal
• Süreğen yorgunluk, ishal ve sindirim zorluğu
• Dışkı renginde dramatik değişimler
• Sarılık
• Süreğen sırt ağrısı

Ne Yapılabilir?
Pankreas kanserinin erken tanısı için rutin kontroller asla ihmal edilmemelidir. Alkol tüketimini kontrol altına almak ve tütün ürünlerinden uzak durmak, düzenli egzersiz yapmak ve uzman bir diyetisyen eşliğinde kişiye özel bir beslenme programı izlenilmesi risk faktörlerini azaltan adımlardır. Her kanserde olduğu gibi pankreas kanserinde de erken tanı, tedavi için hayati bir önem taşımaktadır.


Prostat Kanseri

Nedir?
Sadece erkeklerde bulunan prostat, semendeki bazı sıvıların üretildiği organdır. İdrar kesesi ve rektum arasında bulunur. Genç erkeklerde bir ceviz büyüklüğünde olan prostat, 40 yaşından itibaren büyümeye başlar. Prostat kanseri ise prostat bezindeki hücrelerin kontrol dışı büyümesiyle başlar.

Neden?
Alkol ve sigara bağımlılığı, obezite, sedanter yaşam, optimal beslenme eksikliği, cinsel ilişki yoluyla bulaşan hastalıklar ve genetik faktörlerin prostat kanseri riskini yükselttiği gözlemlenmiştir.

Olası Belirtiler:
• İdrar yapmaya başlamada zorluklar
• İdrarın kesik kesik yapılması
• Sık idrar yapma gereksinimi
• Gece uykularının idrar yapma ihtiyacı nedeniyle sık sık kesilmesi
• Acil idrar yapma gereksinimi
• İdrarın tam boşaltılamaması
• İdrarda kan görülmesi
• İdrar çıkarmak için zorlanma ve ıkınma gerekmesi
• İdrar yapılırken yanma hissi ve idrar bittikten durmayan sonra damlalar

Ne Yapılabilir?
Prostat kanserinin erken tanısı için rutin kontroller asla ihmal edilmemelidir. 40 yaşını geçmiş her erkek düzenli olarak kontrol yaptırmalıdır. Çok yağlı gıdalar tüketmemek, alkol tüketimini kontrol altına almak, düzenli egzersiz yapmak ve uzman bir diyetisyen eşliğinde kişiye özel bir beslenme programı izlenilmesi risk faktörlerini azaltan adımlardır. Her kanserde olduğu gibi prostat kanserinde de erken tanı, tedavi için hayati bir önem taşımaktadır.

Rahim Kanseri

Nedir?
Rahim kanseri, genellikle rahmin iç tabakasını oluşturan endometrium tabakasındaki hücrelerin kontrolsüz çoğalması sonucu oluşur. Oluşan kanser hücreleri lenf bezlerine, çevre organlara veya kan akımı ile uzak bölgedeki organlara ulaşabilirler. Daha seyrek görülen rahim tümörü ise sarkomlardır. Bu tümörler rahmin kas tabakasında oluşur.

Neden?
Obezite, hipertansiyon, diyabet, karşılanmamış östrojen hormonu kullanımı, meme kanseri tedavisinde etkili olan bir ilacın kullanımı, geç yaşta menopoza girme, doğum yapmamış olmak rahim kanseri risk faktörleridir.

Olası Belirtiler:
• Menapoz sonrası görülen kanama
• Menapoz öncesinde uzayan, aşırı veya düzensiz adet kanamaları
• Hastalık ilerlemişse karında şişkinlik, dışkılama güçlüğü

Ne Yapılabilir?
Rahim kanseri, hazneden (vajina) kanamanın hastayı uyarması nedeni ile erken dönemde teşhis edilebilir. Hastalığın erken teşhisi için mutlaka yılda bir kez kadın hastalıkları uzmanı tarafından yapılacak muayene, önemlidir.

Rahim Ağzı Kanseri



Rahim ağzı kanserinin belirtileri neler olabilir?

  1. Cinsel ilişki sırasında veya sonrasında kanama olması
  2. Adet dönemleri dışında beklenmedik ara kanamalar olması
  3. Menopoz sonrası vajinal kanama görülmesi
  4. Cinsel ilişki sırasında ağrı
  5. Kasık ve bel ağrısı
  6. Tedavilere yanıt vermeyen kanlı, kötü kokulu akıntılar

 

HPV nedir?

100’den fazla tipi olan bir virüs çeşididir. Hem erkekleri hem kadınları etkileyebilir. Kadınlarda siğil, rahim ağzı kanseri, vajen ve vulva kanseri, anüs kanserine yol açarken; erkeklerde de siğil, penis –anüs kanserine yol açabilir. HPV ayrıca dil, larinks ve anüste de kansere yol açabilir.

 

HPV nasıl bulaşır?

Genellikle ciltten cilde yakın temasla bulaşır. Vajinal, oral ve anal seksle bulaşır. İnsanların %80’i hayatının bir döneminde bu virüsle karşılaşırlar, bağışıklık sistemi güçlü olanlar bu virüsü yenerler ve herhangi bir hastalığa yol açmadan vücuttan

temizlenir. Ancak bazılarında uzun süre kalır ve o zaman hastalıklara yol açabilir. Aktif siğil gibi lezyonu olan hamile kadınlardan da doğum sırasında bebeğe bulaş olabilir. Genital bölgesinde eline gelen ya da gözle görülen lezyonu olan gebelerin bunu mutlaka doktoruyla paylaşması gerekir.

 

HPV aşısının yan etkileri var mıdır ve nelerdir?

Her asıda olduğu gibi bu asıda da yan etkiler ortaya çıkabilir.

  1. Uygulandığı bölgede kızarıklık, ağrı, sislik oluşabilir
  2. Ateş
  3. Bas ağrısı ve yorgunluk hissi
  4. Bulantı
  5. Kas ve eklem ağrıları
  6. Allerjik ve anaflaktik reaksiyonlar
  7. Geçici baygınlık ve nöbet benzeri ataklar

 

Sebepleri ve risk faktörleri nelerdir:

  1. En sık görülen nedeni HPV (human papilloma virus)’dir
  2. Çok erken yaslarda cinsel aktivitenin başlaması
  3. Birden çok partnerle birlikte olmak
  4. Cinsel yolla bulaşan enfeksiyonları geçirmiş olmak
  5. Sigara içmek
  6. Bağışıklık sisteminin zayıf olması

 

Rahim ağzı kanseri (serviks kanseri) nasıl taranmalı?

  1. 21 yas altında taramaya başlanmayabilir, doktorunuz gerekli görürse yapılmasında sakınca yoktur
  2. 21-29 yas arası 3 yılda bir yalnızca pap smear testi
  3. 30-65 yas arası 5 yılda bir kotest (hem pap smear hem hpv dna testi) ya da 3 yılda bir yalnızca pap smear testi
  4. 65 yas üzerine önceki testler normalse tarama yapılmayabilir

Kimlere HPV aşısı önerilir?

  1. 9 yasından itibaren kız ve erkek çocuklarına
  2. Daha önce aşılanmamışlarda 45 yasına kadar ası önerilebilir
  3. Siğili olanlara da önerilebilir



Tiroid Kanseri

Nedir?
Tiroid kanseri, tiroid bezinin hücrelerinden köken alan bir kanserdir. Bu kanser, diğer kanser türlerine göre daha az görülür ve hastalığın seyri oldukça iyidir. Eğer erken tanı ve doğru tedavi uygulanırsa hastalık tedavi edilebilir.

Neden?
Tiroid kanserinin nedeni tam olarak bilinmemektedir. DNA’ da meydana gelen belirli bazı değişiklikler, tiroid hücresini kanser hücresine dönüştürebilmektedir. Diğer kanser türlerinde olduğu gibi radyasyona maruz kalmak ve iyot yetersizliği risk faktörlerindendir. Bunun yanı sıra tüm tiroid hastalıkları gibi tiroid kanseri de kadınlarda erkeklere oranla yaklaşık 3 kat fazla görülmektedir.

Olası Belirtiler:
• Adem elması kemiğinin yanında şişlik
• Tiroid bezinin hizli buyumesi ve sert olmasi
• Boyunda nodül
• Boyunda ağrısız şişlik
• Ses kısıklığı ve seste değişiklikler
• Zor konuşma, zor nefes alma, zor yutkunma

Ne Yapılabilir?
Tiroid kanserinde hastaların çoğunda bir belirti veya şikayet yoktur. Bu nedenle düzenli kontrol önerilir. Tiroid kanseri tanısı, uzman doktor muayenesi sırasında ya da rutin fizik muayene veya başka testler sırasında koyulabilir.


Yumurtalık Kanseri

Nedir?
Yumurtalık kanseri sadece kadınlarda görülür. Yumurtalıklardaki hücrelerin kontrol dışı çoğalması ile başlayan ve kendini gösteren bir kanser türüdür. Yumurtalık kanseri vakalarının %90’ını epitelyal (yüzey tabakası) over kanser oluşturmaktadır.

Neden?
Tıp dünyası bugün itibariyle yumurtalık kanserine kesin olarak neyin neden olduğunu saptayamamış olmasına rağmen, bu kansere yakalanma riskini arttıran bazı faktörleri açığa çıkarmış durumdadır. Bu risk faktörleri; ileri yaş, obezite, ailesel kalıtım, erken yaşta ilk adet ve geç menopoz ve tekrarlayan yumurtalık iltihabıdır.

Olası Belirtiler:
• Karın ağrısı
• Sık sık idrara çıkma ihtiyacı
• Karında şişlik
• Uzun süreli hazımsızlık, gaz veya bulantı
• Kasıkta dolgunluk veya ağrı
• Vajinal kanama

Ne Yapılabilir?
Yumurtalık kanserinin erken tanısı için rutin jinekolog kontrolleri asla ihmal edilmemelidir. Alkol tüketimini kontrol altına almak ve tütün ürünlerinden uzak durmak, düzenli egzersiz yapmak, zararlı kimyasallara maruziyetten kaçınmak ve uzman bir diyetisyen eşliğinde kişiye özel bir beslenme programı izlenilmesi risk faktörlerini azaltan adımlardır. Her kanserde olduğu gibi yumurtalık kanserinde de erken tanı, tedavi için hayati bir önem taşımaktadır.



Kanserden Koruyucu Beslenme

Kanser; belirli bir doku veya organdaki hasarlı hücrelerin kontrolsüz bir biçimde üreyerek bir kitle veya tümör oluşturması sonucu ortaya çıkar. Kanser hücrelerinin, kendi sınırları dışına doğru ve “metastaz” olarak adlandırılan vücudun birleşme noktalarına ve diğer organlara da yayılma ihtimali bulunan anormal hücrelerin sayısında artış meydana gelmesi kanserin betimleyici özelliğidir. 200’den fazla türü vardır. Tüm doku ve organlarda görülebilir. Erişkin yaş grubunda her yıl 100 000 nüfus için 150-300 kişi kansere yakalanmaktadır. Sebebi bilinen ölümler arasında Kalp ve Damar Hastalıklarından sonra ikinci sırada yer almaktadır. En sık rastlanılan kanser türleri ise akciğer, meme, prostat, mide, deri, kalın bağırsak, rahim kanserleridir.

Beslenmenin kanser üzerine etkisi nasıldır?

Araştırma sayısının oldukça yüksek olduğu bir konudur. Yapılan çalışmalar beslenmenin kansere etkisinin %10 ile %70 aralığında olduğunu gösterir. Genel olarak bu oran %30 olarak kabul edilir. Kanser riskini azaltmak için bireye bağlı etmenlerden biridir. Kanser oluşumunda etkili beslenme ile ilgili faktörler aşağıdaki gibidir:

• Yağdan ve hayvansal proteinden zengin beslenme
• Süt ve süt grubu besinlerin yetersiz tüketilmesi (Ca, P ve D vitamininden fakir diyet)
• Sebze ve meyvelerin az tüketilmesi (A, C, E vitaminleri ile beta karoten, likopen gibi antioksidan bileşiklerin yetersiz alınması)
• Tahıl ve kurubaklagil grubu besinlerin az alınması ve tam tahıl ürünleri yerine saflaştırılmış ürünlerin tüketilmesi (B vitamininin yetersiz alımı)
• Az posalı beslenme
• Fazla tuz tüketimi
• Fazla miktarda alkol tüketimi
• Sıvı yağlar yerine katı yağın ağırlıklı kullanılması, zeytinyağı, balık, balık yağı, ceviz, fındık gibi yağlı tohumların az tüketilmesi
• Besinlerin hazırlanmasında yanlış uygulamalar ve vitamin kayıpları
• Hatalı pişirme yöntemleri (kızartma, kavurma, mangal, tütsüleme) ile besinde kanserojen maddelerin oluşması ve bunların vücuda alınması
• Besinlerin uygun olmayan koşullarda saklanması ile özellikle tahıllarda, baharatlarda ve yağlı tohumlarda toksin ve küf oluşumu
• Katkı maddeleri içeren hazır gıdaların fazla miktarda tüketilmesi

Bazı besinlerin fazla veya az tüketilmesi spesifik kanser türlerini tetiklediği bilimsel çalışmalarca görülmüştür. Buna göre;
• Kahve, yapay tatlandırıcılar, klorlu içme suyu, alkol mesane,
• Fazla enerji alımı, alkol, sedanter yaşam meme,
• Folat eksikliği rahim,
• Fazla yağ tüketimi, doymuş yağ, kırmızı et, alkol (özellikle bira), düşük lif, sebze tüketimi, sedanter yaşam kolorektal,
• Aşırı alkol, sigara, tuzlu turşu gibi gıdalar, düşük vitamin ve mineral alımı, fazla A vitamini tableti kullanımı özofagus ve ağız,
• Hepatit virüsü enfeksiyonu, fazla alkol alımı, demir yüklemesi, toksik bileşenlerin birikimi (aflotoksin) karaciğer,
• Sigara kullanan kişilerde B-karoten tableti kullanımı akciğer,
• Fazla yağ tüketimi, özellikle et kaynaklı doymuş yağ prostat,
• Küflenmiş, tütsülenmiş veya tuzlanmış gıdaların fazla tüketimi, ülsere neden olan bakteri ile enfeksiyon mide,

kanseri oluşumu üzerine olumsuz etki yapmaktadır.




Kalın Bağırsak Kanserinde Besin Etkisi ve Erken Tanı

Son araştırmalar, kalın bağırsak kanseri ile beslenme arasında önemli bir ilişki olduğunu ortaya koyuyor. Kalsiyum, lifli besinler ve tam tahıllı ürünler, kolorektal kanser gelişme riskini azaltıyor. Süt ve yoğurt tüketiminin de kolorektal kansere karşı koruyucu etkisi var. Kırmızı et ve özellikle işlenmiş kırmızı et şeklindeki şarküteri ürünleri ise bu riski artırıyor. Kırmızı etin doğrudan ateşe maruz kalarak pişirilmesi, bu riski daha da artırıyor. Araştırmalar D vitamini ve folatın önleyici etkisi olduğunu gösteriyor. Bu vitaminler taze meyve ve sebzelerde bulunuyor.

Diyet ile kalın bağırsak kanseri arasındaki ilişki, birden fazla yoldan geçiyor. Besinler, doğrudan immün yanıt ve inflamasyona olan etkileri ya da doğrudan karsinojenik etkileri ile kolorektal kansere yol açabiliyorlar. Ayrıca bu doğrudan etkinin yanı sıra, neden oldukları obezite yoluyla da dolaylı olarak kanser riskini artırabiliyorlar. Obezite ile kolorektal kanser ve polip gelişimi arasında ilişki, yapılan araştırmalarda da gösteriliyor.

Erken Tanı İçin Uygulanan Yöntemler

Kalın bağırsak kanserinde erken tanı ve doğru tedavi önemlidir. Erken tanı için öncelikle dışkıda gizli kan testi uygulanır. Ayrıca 5-10 yıl gibi aralıklarla yapılan kolonoskopi, kanserden korunmada ve erken tanıda etkili bir yöntemdir. Bu işlemin en büyük avantajı, kanserin öncül lezyonu olan poliplerin saptanması ve aynı anda yani kolonoskopi sırasında çıkarılabilmesidir.

Standard kolonoskopinin yanı sıra geliştirilen yeni yöntemlerden biri de “kapsül kolonoskopi”dir. Bu yöntemle vitamin hapı büyüklüğünde bir kamera kapsül hastaya içirilir ve bu kapsülün algıladığı görüntü hastanın kemerine takılan bir cihazda kaydedilir. Bu kayıt daha sonra bilgisayarda izlenir. Kapsül, vücutta yaklaşık 12 saat kalır ve sonunda dışkı ile atılır. Bu sürede hastanın hastanede kalması gerekmez, evinde ya da işinde olabilir.

Kolon Kanserinde Tanı ve Tedavi

Kolon Kanseri

“Kolon” diye adlandırdığımız kalın bağırsak, yaklaşık 1,5 - 2 metre uzunluğundaki sindirim sisteminin ince bağırsaktan sonra gelen kısmıdır. Erkekte ve kadında eşit oranda görülen kolon kanseri, bütün kanserler içinde görülme sıklığı bakımından 3. sırada yer alır.

Alt Sindirim Sistemi Kanama Nedenleri

En sık neden hemoroidlerdir. Kolon kanserleri de önemli bir nedendir.

Kolon kanserinin nedeni kesin olarak bilinmemektedir fakat oluşumunda etkili olan bazı çevresel ve genetik nedenler vardır. Ayrıca daha önceden meme ve yumurtalık kanserini geçirmiş kişilerde ve ailelerinde kolon kanseri sıklığı daha fazladır. Beslenme, kolon kanserinde önemli bir yere sahiptir. Özellikle batı tipi fast food dediğimiz beslenme kolon kanseri ihtimalini arttırır. Kolon kanserinin oluşmasında hayvansal yağların tüketiminin etkili olduğu iddia edilmektedir.

Ayrıca bazı kimyasal maddeler de kolon kanseri nedenleri arasındadır. Sanayi işçilerinde, bazı fabrikalarda çalışanlarda kolon kanserinin daha sık oranlarda görülmesi bu iddiayı güçlendirmektedir.

Kolon Kanserinin Belirtileri

En önemli belirtisi, makattan kanlı dışkılamadır.

Kolon kanserinin başlangıç evresinde karında dolgunluk hissi, hafif ağrı, iştah kaybı, ishal ortaya çıkar. Ayrıca kabızlık olabilir. Kolonoskopi, rektosigmoidoskopi gibi isimler verdiğimiz görüntüleme yöntemleri kalın bağırsaktaki kanama nedeni olabilecek tüm hastalıkları ortaya koyar. Böylece herhangi bir kanser varsa erken tanı konmuş olur ve hastaların ameliyatı ve yaşamı için çok önemli bir zaman kazanılmış olur.

Daha ileri dönemde, hasta kabızlık veya ince dışkılama şikâyeti ile gelir. Bu evrede, yorgunluk, kilo ve iştah kaybı, kansızlık ortaya çıkar ve bağırsak tamamen kapanabilir.

Hastalığın Tanısı

Hastalığın tanısı günümüzde oldukça kolaydır. Kolonoskopi ile hastanın bütün kalın bağırsağı görüntülenir. Bu sırada, polip varsa alınır ve incelenir. “Rektosigmoidoskopi” dediğimiz yöntemle yalnız kalın bağırsağın makata yakın en fazla 20 cm’lik bölümü incelenebilmektedir. Kalın bağırsak kanserlerinin % 75’i bu bölümde görüldüğü için bu yöntem geçerliliğini korumaktadır.

Ayrıca gaitada gizli kan araştırılır. Bu yöntem ile dışkıda saptanması zor olan az miktardaki kanamalar saptanır.

Kolon Kanseri Tedavisi

Kalın bağırsak kanserlerinde öncelikli tedavi cerrahidir. Artık günümüzde “total mezo eksizyonu” denilen cerrahi tedavi yöntemi kullanılmaktadır. Bu yöntem sayesinde eski cerrahiye göre kanserin tekrarlama oranı %30 azalır. Cerrahi tedaviye ek kemoterapi ve radyoterapi tedavileri de kullanılır. Erken tanı konulan kanserlerde tedavi oranı % 80’dir. Bu ameliyatlar, uygun vakalarda, “kapalı yöntem” dediğimiz Laparoskopik yöntemle de yapabilmektedir. Nitekim bizler İzmir’de kolon kanseri tedavisinde “laparoskopik teknik” dediğimiz bu kapalı yöntemi rahatlıkla uygulayabiliyoruz. Tüm dünyada olduğu gibi bu hastalıklarda da kapalı yöntem açık cerrahinin yerini almaktadır. Ameliyat sonrası konforunun çok iyi olması, daha kısa sürede günlük yaşama dönme şansı gibi nedenler bizi İzmir’ de bu yöntemi yerleştirmeye yöneltti. Kalın bağırsağın son 10 cm içinde yer alan kanserlerde tekrar oranını azaltmak için ameliyat öncesi radyoterapi yapılması önerilir. Bu konuda karar cerrah ile beraber onkoloji uzmanının da bulunduğu bir konsey tarafından alınmalıdır. “Multidisipliner” adı verilen bu yaklaşım, kanser tedavilerinde başarı şansını yükseltmektedir.

Kolon Kanserinden Korunma

Fazla lifli gıdalarla beslenme kolon kanserine karşı koruyucudur. Yapılan deneylerle bu durum ispatlanmıştır. İnsanlarda bol miktarda lifli besinlerin tercih edilmesi kolon kanseri görülme sıklığını azaltmaktadır. Çünkü bu maddeler, kanserojen maddelerin yoğunluğunu azaltmaktadır. Yağlı besinlerle kolon kanseri arasında doğrudan ilişki vardır. Yağ oranı az besinlerin tüketilmesi gerekir. Kırmızı et ve yağlı besinler kolon kanseri ihtimalini arttırmaktadır. Bu nedenle bu besinlerin az miktarlarda tüketilmesinde fayda vardır.

Kolon kanserinden korunmanın en önemli yolu ise düzenli kontroller yaptırmaktır. Yapılan muayene ve kolon görüntüleme yöntemleri hastalığı önlemek veya erken tanı koymak için gereklidir. Özellikle ailesinde kolon kanseri olanların ve risk altındaki kişilerin düzenli olarak kontrollerini yaptırması biz doktorlara hastayı bu hastalıktan kurtaracak, ömür boyu bu hastalıkla ilgisini kesecek olan zaman dilimini sağlayacaktır.

Bunların dışında egzersiz yapmak, yeşil çay tüketmek bağırsak düzenini sağladığından dolayı koruyucudur. Yeşil çayda bulunan bir maddenin kanser gelişimini önlemede etkili olduğu belirtilmektedir.

Önemli!
Makattan gelişen kanamalarınızda gastroenteroloji veya cerrahi hekimlerin kontrolünden geçmek sizi korkutmasın. Artık günümüzde “kolonoskopi” denilen tetkik, hastalara hafif bir anestezi verilerek uygulanmakta ve hasta hiçbir ağrı hissetmemektedir. Bu kadar kolay bir tetkikin bir hayat sunduğu günde bize sunulan bu olanağı yalnız korku nedeniyle kullanmamak, kendimize ve yakınlarımıza karşı kötülüktür.


Prostat Kanserinde Doğru Bilinen 10 Yanlış

Prostat, erkeklerin korkulu rüyalarından biri, prostat kanseri ise kabuslarıdır. Aslında iyi huylu prostat büyümesi, yaşlanma sürecinin doğal bir sonucudur. Dolayısıyla bu doğal süreç hakkında doğru bilgilere sahip olmak, zamanında gerekli muayeneleri yaptırmak çok önemlidir. Böylece yersiz korkulara kapılmaya da gerek olmaz.

Prostat kanseri “yaşlı erkeklerin hastalığı” olarak biliniyor. Oysa prostat kanseri çoğunlukla yaşlı erkeklerde görülse de hastaların önemli bir kısmı 50 ve daha genç yaştaki erkeklerden oluşuyor. Üstelik erkeklerin çoğu “şikayet yoksa prostat kanseri de yok” gibi yanlış bilgilere sahipler. O nedenle her kadının nasıl bir jinekologu varsa, erkeklerin de özellikle belli bir yaştan sonra ürolog takibinde olması, çok önemli ve hayat kurtarıcıdır.

Peki prostat kanserinde doğru bilinen 10 yanlış nedir?

Prostat, erkeklerin korkulu rüyalarından biri, prostat kanseri ise kabuslarıdır. Aslında iyi huylu prostat büyümesi yaşlanma sürecinin doğal bir sonucudur. Dolayısıyla bu doğal süreç hakkında doğru bilgilere sahip olmak, zamanında gerekli muayeneleri yaptırmak çok önemlidir. Böylece yersiz korkulara kapılmaya da gerek olmaz.

Prostat kanseri “yaşlı erkeklerin hastalığı” olarak biliniyor. Oysa prostat kanseri çoğunlukla yaşlı erkeklerde görülse de hastaların önemli bir kısmı 50 ve daha genç yaştaki erkeklerden oluşuyor. Üstelik erkeklerin çoğu “şikayet yoksa prostat kanseri de yok” gibi yanlış bilgilere sahipler. O nedenle her kadının nasıl bir jinekologu varsa, erkeklerin de özellikle belli bir yaştan sonra ürolog takibinde olması, çok önemli ve hayat kurtarıcıdır.

Peki prostat kanserinde doğru bilinen 10 yanlış nedir?

Prostat kanseri yaşlı erkeklerin hastalığı mıdır?
Çoğunlukla evet, ancak hastaların önemli bir kısmı da 50 ve daha genç yaşta olan erkeklerdir.

Şikayet yoksa prostat kanseri yok mudur?
Yanlış. Prostat kanseri en az şikayet veren kanserlerin başında gelir. Özellikle erken kanserlerde hiç şikayet bulunmaz.

Prostat kanseri korkulacak kadar hızlı ilerlemez mi?
Bazı prostat kanserlerinin yavaş ilerleme eğiliminde olduğu doğrudur. Ancak önemli bir kısım hastalık çok saldırgan ve hızlı seyredebilir.

Ailemde prostat kanseri yok, endişelenmeme gerek var mı?
Yanlış. Aile öyküsü ve bazı ırklar prostat kanseri riskini arttırsa da birçok hastanın ailesinde prostat kanseri yoktur ya da bilinmiyordur.

PSA kanser testi midir?
Tam olarak öyle değil. PSA kanserden değil, prostat tarafından salgılanan bir antijendir. Kanserde olduğu gibi kanser dışı prostat sorunlarında da PSA yüksekliği görülebilir.

Yüksek PSA kanser varsa, düşük PSA kanser yok demek midir?
Kanserin PSA seviyesini sıklıkla yükseltmesi yanında bazı prostat kanseri vakalarında PSA seviyesi düşük çıkar. Prostat iltihabı gibi bazı durumlar kanser olmamasına karşın çok yüksek PSA ölçümlerine neden olabilir.

PSA testi muayenenin yerini tutar mı?
En büyük yanlış. Özellikle PSA'yı yükseltmeyen kanserlerin tek tanı konabilme şansı muayene sayesinde olur. Sadece PSA'ya güvenirsek prostat kanserlerinin yaklaşık dörtte birini atlamış oluruz.

Prostat kanseri tedavisi mutlaka idrar kaçırma ya da iktidarsızlığa sebep olur mu?
Prostat kanser ameliyatları veya ışın tedavisi sonrası görülebilen sorunların en sık idrar kaçırma ve iktidarsızlık olasılığı olması doğrudur. Ancak günümüzde gelişmiş teknik yöntemler ve deneyimli ellerde bu sorunlar oldukça nadir görülmektedir.

Prostat kanseri eşime ya da başkalarına bulaşabilir mi?
Yanlış. Prostat kanseri bir enfeksiyon hastalığı gibi bulaşıcı bir hastalık kesinlikle değildir. Netice itibarıyla cinsel ilişki ile de bulaşması mümkün değildir.

Bazı yiyecekler ve aşırı cinsel ilişki prostat kanserine neden olur mu?
Bunlar söylenti dışında bilimsel değeri olmayan konulardır. Günümüzde prostat kanseri riski açısından genetik ve sigara gibi zararlı alışkanlıklar dışında diğer söylentileri dikkate alınmamalı.

Psiko-Onkoloji Nedir?

Çağımızın en yaygın hastalıklarından biri olan kanser, hem hastanın kendisi hem de yakınları açısından fizyolojik, ruhsal ve sosyal anlamda çeşitli zorluklar doğuran bir tedavi süreci gerektirmektedir. Tedavi süreci cerrahi girişim/radyoterapi/kemoterapi/ilaç tedavisi gibi adımlardan oluşabilmekte ve çoğunlukla uzun soluklu seyretmektedir.

Kanser tanısı alan hastada olumsuz duyguların yüzeye çıkması çoğunlukla kaçınılmazdır. Anksiyete, korku, endişe gibi duygulanımlar tetiklenir ve kişi bunlarla baş etmekte zorlandığında sıklıkla öfke hisseder. Kanser hatalığı, uygulanan tedavi planının özelliklerine bağlı olarak kişiden kişiye farklılık göstermekle birlikte genel olarak hastanın günlük hayatının akışını, işlevselliğini, meslek yaşamını, aile hayatını, cinsel yaşamını, beslenme düzenini, ilişkilerini ve sosyal yaşamını doğrudan etkilemektedir. Bunun yanı sıra çoğunlukla kişi önemli bedensel değişimler ve kayıplar (saçların dökülmesi, tedavinin yan etkilerine bağlı bazı işlevsel kayıplar vb.) yaşar. Dolayısıyla kişinin bu değişimleri kabullenmesi ve tedaviye uyum sağlaması her zaman kolay olmamaktadır. Tanının hasta tarafından nasıl karşılandığı, kişide ne tür duygulanımları tetiklediği, iç dünyasında neleri harekete geçirdiği hastadan hastaya değişkenlik gösterir. Kişinin gelişimsel öyküsü, aile içi ilişkileri, duygusal bağlarının sağlamlığı, içsel kaynaklarının gücü ve psiko-sosyal destek kaynakları kişinin tanıyı kabullenmesinde, hastalığı ve tedavi sürecini karşılama şeklinde belirleyici rol oynar. Tanı, tedavi ve seyrin bir aşamasında ortaya çıkan psikiyatrik belirtiler/bozukluklar mutlaka pre-morbid kişilik özellikleriyle birlikte ele alınmayı gerektirir. Fakat bunun dışında yalnızca hastalığa ve tedaviye bağlı olarak tepkisel gelişen pek çok psikolojik zorluk da yaşanmakta ve süreç içerisinde psikiyatrik bozukluk olarak sonuçlanmaktadır.

Kanser hastalarında ortaya çıkan psikiyatrik bozukluklara ilişkin araştırmalar depresyon, anksiyete bozukluğu, majör depresyon, organik beyin sendromu ve kişilik bozukluklarının kanser hastalarında en sık görülen psikiyatrik bozukluklar olduğunu gösteriyor. Kişi kanser tanısına bilinçdışı olarak depresyon veya anksiyete bozukluğu belirtileri ile tepki gösterebileceği gibi daha ilkel savunma düzenekleri geliştirerek de tepki verebilir. Kişinin yaşam tehdidi oluşturan durumlarla karşılanması, bebeklikteki erken dönem arkaik yok olma korkularını tetikleyerek yıkıcı ruhsal sonuçlar doğurabilir ve bazı kişilik bozuklukları, psikotik özellik gösteren tablolar görülebilir. Bütün bunlar göz önüne alındığında psikolojik destek, kanser tedavisinin ayrılmaz bir parçasıdır.

Kanser hastalığının tedavisi multidisipliner bir yaklaşım ve ekip çalışması gerektirir. Psiko-onkoloji kanser tedavisindeki gelişmelerle birlikte giderek önem kazanmış ve tedavi sürecinin parçası haline gelmiştir. Kanserin hasta, hasta yakınları ve hatta tedavi ekibi üzerindeki psikolojik etkileri, psikolojik faktörlerin sürecinde ruhsal olarak desteklenmesinin tedaviye uyum ve iyileşme üzerindeki etkisi psiko-onkolojinin alanına giren konulardır.

Ülkemizde kanser tedavisinin psiko-sosyal yönü genellikle eksik kalmaktadır. Bunun başlıca nedeni kanser tanısının çoğunlukla hastadan (ve zaman zaman bazı yakınlarından) gizlenmesidir. Bu durum hem hasta hem de yakınları tarafından iki taraflı bir inkar ve yok saymaya neden olarak kişinin ve yakınlarının tanıya bağlı olarak gelişen psikolojik dinamiklerini çalışmayı imkansız kılar. Oysa ki araştırmalar kişinin hastalığı hakkında konuşabilmesinin, duygularını ifade edebilmesinin ve yaşadığı zorlukları paylaşmasının kanserle baş etmeye olumlu katkıda bulunduğunu ve hastanın duygusal yükünü azaltarak ruhsal bir rahatlama sağladığını saptamıştır. Ancak, elbette her hastanın ruhsal dinamikleri kendine özgüdür ve birbirinden farklıdır. Kişi hastalığı ile yüzleşmeye hazır değilse ve bu durumu yok sayıyorsa bu, bilinç dışı olsa da bir tercihtir ve hastanın savunma mekanizmalarına saygı göstermek gerekir. Amaç hastanın savunma düzeneklerini yıkıcı şekilde bozmak veya ağır yüzleştirmelerle kişiyi travmatize etmek değildir. Tanı ve tedavi süreciyle ilgili konuşabilmeyi kapsayan psikolojik destek elbette bu desteği almak isteyen hastalarla işlevsel ve anlamlı olacaktır.

Bunun yanı sıra hastalığın ve tedavi sürecinin yarattığı psikolojik komplikasyonlar hastanın tedavi karşısında uyum güçlüğü yaşamasına neden olur ve yaşam kalitesini, ilişkilerini bozabileceği gibi hastalığın seyrini ve tedaviye cevabını da olumsuz yönde etkileyebilir. Araştırmalar; ruhsal anlamda dayanıklı, sosyal desteği kuvvetli, sağlıklı ve güçlü aile bağları olan kişilerin tanıyı daha kolay kabullendiklerini ve tedaviye daha olumlu yanıt verdiklerini gösteriyor. Günlük rutinini (mümkünse iş yaşamını) sürdüren, sosyal hayattan kopmayan hastaların da tedavi sürecini daha kolay geçirdikleri ve bu durumunda iyileşmeye olumlu yansıdığı gözlemlenmektedir.

Kanser hastalarının psiko-sosyal uyumunu arttırmak, baş etme becerilerini güçlendirmek amacıyla sağlık kurumlarında bireysel psikoterapiler yapılmakta veya paylaşım grupları oluşturulmaktadır. Genel amaç hastanın moralini, kendine güvenini ve baş etme yetisini arttırmak, sıkıntı ve ruhsal sorunları ise azaltmaktır. Bunun yolu ise terapi odasında veya paylaşım grubunda hastanın öfke, kızgınlık, endişe, korku, suçluluk gibi duygularını serbestçe ifade edebileceği, hastalıkla ilgili düşüncelerini ve hislerini anlatabileceği bir alan yaratmaktan geçer. Hastanın yaşadıklarını ve duygularını kendisiyle benzer süreçlerden geçen başka kişilerle paylaşmasının iyileşmeye olumlu etkileri olduğu gözlemlenmiştir.

Kurumlarda kanser hastalarına sağlanan psikolojik destek, hem kişinin hastalığa olan psikolojik ve sosyal uyumunu arttırmayı, hem de hasta ile aile ve sosyal etkileşim alanları arasındaki diyaloğu güçlendirmeyi amaçlamaktadır. Kanserin bir aile hastalığı olduğu düşünülecek olursa ilişkilerin dengeli, çatışmaların ise az olduğu, duygu ve düşüncelerin serbestçe ifade edildiği ve kabul gördüğü, işbirliğinin kuvvetli olduğu aile yapılarında hastanın yakınları da sıklıkla psikolojik desteğe ihtiyaç duymakta ve terapi desteği almaktadır. Bütüncül bir yaklaşımla desteklenen hasta ve ailelerin tedavi süreciyle daha kolay mücadele ettiği, bu durumun da iyileşmeye olumlu yansıdığı gözlemlenmektedir.

İmmünoterapi

Kanserde güncel tedavi yaklaşımlarından biri olan immünoterapi, bağışıklık sistemi terapisidir. Kanserli hücrelere karşı savaşan normal hücrelerinin güçlendirilmesi ile uygulanan bir tedavi yöntemidir.  İmmünoterapi, kanser tedavilerine destek tedavi olarak kullanılmaktadır.

İmmünoterapi; vücudun bağışıklık sisteminin kanserli hücrelere karşı daha etkili ve daha güçlü savaşmasını, kanserli hücrelerin büyümesinin ve yayılmasının durdurulmasını, en nihayetinde kanserli hücrenin tümüyle yok edilmesini hedeflemektedir.  


İmmünoterapide 3 yöntemden yararlanılır:  


1 - Monoklonal Antikor:
 Monoklonal antikorlar, vücut tarafından antikor üretilemediği durumlarda, laboratuvar ortamında üretilerek vücuda damar yoluyla enjekte edilen yapılardır. Bu antikorlar vücutta kanserli hücrenin yerini belirleyerek, hücreyi yok etmeyi veya gelişimini engellemeyi hedefleyen immünoterapi türüdür. 


2 - Nonspesifik İmmünoterapi: 
Kemoterapi ve radyoterapi tedavileriyle eşzamanlı veya sonrasında hastaya verilen diğer bir immünoterapi türüdür. “İnterferon” ve “İnterlökin” olmak üzere 2 şekilde gruplandırılır.


3 - Kanser Aşıları:
 Bağışıklık sisteminin çalışma mekanizmasını tetiklemesi için vücuda enjekte edilen bir antijen ile beraber bağışıklık sistemini harekete geçiren uygulamadır. “Korunma aşısı” ve “tedavi aşısı” olmak üzere 2 şekilde gruplandırılır. 


Kemoterapi

Kemoterapi, kanser tedavisinde kimyasalların-ilaçların kullanılmasıdır.  Kemoterapi ile tümörün büyümesini yavaşlatmak ve yayılmasını önlemek, hastalığı kontrol altına almak, sağkalım süresini uzatmak ve yaşam kalitesini yükseltmek hedeflenmektedir.

Damar yolu veya ağızdan alınan kemoterapi kimyasalları, kanser hücrelerinin çoğalmasını önlemektedir. Cerrahi ve radyoterapiyle birlikte kemoterapi, tümör tedavisinin temel unsurlarından biridir. Kemoterapi, tümörün tipine ve hastanın özelliklerine uygun olarak seçilmektedir.

Belirli bazı tümör tipleri için kemoterapi tek tedavi yöntemidir. Bazı tümörlerde kemoterapi ve radyoterapi birbirini izleyerek veya eş zamanlı uygulanırken, diğer tümörlerde kemoterapi, cerrahi öncesinde veya sonrasında uygulanabilmektedir. Kemoterapi süresi ve uygulama sıklığı, hastanın durumuna göre belirlenmektedir.

Kanser Tedavisinde Öncelikler Nelerdir?

Kanserle mücadelede erken tanı, kişiye özgü doğru tedavi ve multidisipliner yaklaşım önemlidir.  Yapılan araştırmalar; kanser tedavisinde başarı için multidisipliner ekip çalışması gerektiğini ve kansere karşı ulaşılan başarının konuyla ilgili ve tam teşekküllü merkezlerde arttığını göstermektedir.

Kanser tedavisinin başarısı için; doğru tanı konulması ve hastalığın yayılımının doğru bir şekilde belirlenmesi gereklidir.

Hastalık erken aşamada ise izlenen yol;

  • Cerrahi tedavi
  • Radyoterapi(radyasyon tedavisi)
  • Sistemik tedavi(Kemoterapi-Hormonal tedavi)
  • Destek tedavi uygulanır
  • Tedavinin amacı en iyi fonksiyonla sağ kalımı arttırmaktır


Hastalık ileri aşamada ise öncelikler;

  • Cerrahi tedavi (az sıklıkla)
  • Radyoterapi (radyasyon tedavisi)
  • Sistemik tedavi (Kemoterapi-Hormonal tedavi-Antikor tedavisi)
  • Destek tedavi uygulanır (Ağrı tedavisi, kemikleri güçlendirme tedavisi)
  • Tedavinin amacı yaşam kalitesini artırmak, mümkünse sağ kalımı uzatmaktır


Günümüzde hastalıklarla ilgili bilgilerin artması sayesinde sadece hastalığı doğuran bozukluğun giderilmesine yönelik (hedefe yönelik) tedaviler geliştirilmektedir. Böylece 
daha etkin tedavi olanağı sağlanmaktadır. Bunun yanı sıra tanı ve tedavide her aşamada alınacak kararlarda; hastayla bilginin paylaşılması, hastanın onayının alınması ve tedavideki her aşamada destek bakımın verilmesi gerektiği kabul edilmektedir.