Üroloji - Tıbbi Bölümlerimiz - Kent Sağlık Grubu | 0 850 222 53 68
Yükleniyor..

Üroloji

Kent Sağlık Grubu Üroloji Kliniği'mizde erişkin ve çocuk ürolojisi alanlarında ileri teknolojiye dayalı tanı ve tedavi yöntemleri uygulanmaktadır. 

Kent Sağlık Grubu, genel üroloji eğitiminden sonra endoskopik/laparoskopik üroloji, taş hastalıkları tedavisi, çocuk ürolojisi, kanser ürolojisi ve kısırlık konusunda ileri eğitim almış deneyimli bir ekibe sahiptir. 

Kliniğimizde genel üroloji uygulamalarından farklı olarak, perkütan renal cerrahi, laparoskopik üroloji, çocuk ürolojisi, sinir koruyucu radikal prostatektomi ve lazer uygulamaları, başarı ile uygulanmaktadır. ESWL (Taş Kırma) Ünitemiz ile Video-Ürodinami Ünitemiz de kliniğimiz bünyesinde hizmet vermektedir.

 

GreenLight Yöntemi


GreenLight lazer yöntemi nedir?
 

GreenLight lazer yöntemi; prostatın buharlaştırılması, kolay prostat ameliyatı olarak bilinmektedir. Prostat ameliyatları arasında en az risk taşıyan yöntem olarak kabul edilmektedir. GreenLight, bir lazer tedavisidir ve yüksek güçlü lazer kullanılarak prostat dokuları derhal buharlaştırılıp yok edilmektedir. Hastaların çoğu aynı gün içerisinde ya da ertesi gün evlerine dönebilmekte ve birkaç gün içerisinde yorucu olmayan günlük faaliyetlerine başlayabilmektedir.

GreenLight operasyonunun avantajları nelerdir?

Etkisi ve güvenirliliği Mayo Klinik’in uzun süreli çalışmalarla kanıtlanmış ve ABD’de tıbbi cihazların kullanılmasını denetleyen kuruluş olan FDA (Food and Drug Administration) tarafından onaylanan GreenLight lazer yöntemi, bugün dünyanın pek çok ülkesinde yaygın şekilde uygulanmaktadır.

Bu yöntemin avantajları;

• Güvenlidir. GreenLight lazer yöntemi prostat ameliyatları içerisinde en güvenli yöntemdir. İşlem sadece buharlaştırılarak ortadan kaldırılmak istenen bölgeyle sınırlıdır. Bu nedenle diğer prostat ameliyatlarında görülen yan etkiler görülmez.

• Kansız bir ameliyattır. Kan kaybı yok denebilecek bir ameliyattır. Kalp ve damar hastalığı nedeniyle kanamayı artırıcı ilaç alan hastalarda bile rahatlıkla uygulanabilmektedir.

• Hastanede kalış süresi çok kısadır. Hastaların bu işlem için hastanede yatış süresi genelde bir günü geçmemektedir. Operasyon sonrasında aynı gün içerisinde taburcu olma imkanı verilmektedir.

• Sondalı kalma süresi çok kısadır. Ameliyattan sonra 8–12 saat içerisinde hastanın sondası çıkarılmaktadır. Operasyondan hemen sonra ayağa kalkma ve günlük yaşantıya dönme imkanı sağlamaktadır.

• Risk ve komplikasyonlar çok azdır. Kanama, erkeklik kaybı, meni boşalmaması, idrar kaçırma gibi istenmeyen etkiler minimum düzeydedir.

• GreenLight ile prostat tedavisinde alınan neticeler kalıcıdır. Etkili ve güvenlidir.

Greenlight lazer yöntemi kimler için uygundur?

• Yaş sınırlaması bulunmamaktadır.
• İdrar tıkanıklığına yol açan prostatı olan her hasta,
• Cerrahi tedavi gerektiren tüm BPH (Prostat büyüklüğü) hastalar,
• Mesane boynunda daralma ve yükseklik olan hastalar,
• İlaç ya da diğer tedavilerin başarısız olduğu hastalar,
• İdrar yapma zorluğu olan ilerlemiş prostat kanseri olan hastalar için bu yöntem uygulanabilmektedir.

Penil Protez İmplantasyonu

Penil protez yerleştirilmesi operasyonları, peniste sertleşme bozukluğu (erektil disfonksiyon) gelişen hastalara, ilaçlı tedavide yanıt alınamayan durumlarda uygulanan bir cerrahi tedavi yöntemidir. Bu sorun, değişik şekillerde olmak üzere 40–70 yaş arasındaki erkeklerin yüzde 52’sinde görülmektedir. 

Penil Protez İmplantasyonu Öncesi Uygulanan Girişim veya Tetkikler

Sertleşme bozukluğu, ilaç tedavileri veya bazı damar ameliyatları ile giderilemediğinde veya bu ilaçların ya da ameliyatların sakıncalı olduğu ya da yararlı olamayacağı önceden saptanan durumlarda peniz protez yerleştirme ameliyatları yapılmaktadır. Böyle bir ameliyat öncesi rutin kan tetkikleri yanında penisteki kan akışı hakkında bilgiler elde etmek amacıyla özel bir ultrason kullanılmaktadır. “Renkli Doppler Ultrasonografi” adı verilen cihazla yapılan ölçümler, penisteki kanlanma bozukluğunu net olarak göstermektedir. Peyronie hastalığı olarak bilinen, penis içinde çoğunlukla ele gelen sertleşmiş tabakaların oluştuğu ve peniste ağrılı bir süreçle başlayan, sertleşme anında peniste eğrilik yapan hastalıkta eğer sertleşme güçlüğü başlamışsa penis içine enjekte edilen bir ilaçla özel bir test yapılabilir. Bu testin sonucu da protez yerleştirilmesi için tanısal olarak kullanılmaktadır.

Penil Protez İmplantasyonu Endikasyonları

Ameliyat, tek başına kişinin hayati fonksiyonları için değil, sağlıklı cinsel yaşamı, iyi bir yaşam kalitesi, sosyal ve ruhsal durumu için gerekmektedir. Penil protezi yerleştirme ameliyatı, daha önceki ilaç veya cerrahi uygulamalardan fayda görmemiş veya bu uygulamaların yapılamadığı ya da bu uygulamaların hastaya yararlı olmayacağı önceden belirlenmiş hastalara uygulanabilir. Bununla birlikte yukarıda tanımlanan Peyronie hastalığı gibi özel bir durumda da eğer hastalık yeterince uzun bir süredir varsa beraberinde sertleşme sorunu oluşmuşsa penis protezi yerleştirme ameliyatı yapılabilir.

Penil Protez Uygulamasının Tipi, Yapısı ve Amacı

Penis protezleri, sertleşme bozukluğu bulunan erkeklerde son tedavi seçeneği olarak ameliyatla penis içine yerleştirilmek üzere üretilmiş malzemelerdir. Temel olarak iki grup penis protezi vardır. Birinci gruptaki protezler üzeri silikonla kaplanmış bir metalden oluşan, sürekli sert kalan ancak eğilip bükülme özelliği olan protezlerdir. İkinci grup protezler ise silikondan üretilmiş ve şişirilebilip söndürülebilen mekanizmaya sahip iki ya da üç parçalı cihazlardır.

Birinci gruptaki protezlerin daha ekonomik olmaları yanında cerrahi yöntem ve hasta kullanımı açısından daha kolay olması avantajları arasında yer almaktadır, ancak bu protezlerin sürekli sert olması doğallıktan uzak olarak görülebilmektedir. Özellikle bazı meslek gruplarında ve sportif faaliyetlerde bazı bireylerde bu şekilde sürekli sert kalan protezler sosyal uyum problemleri yaratabilmektedir.

İkinci gruptaki protezlerin ise şişirilip indirebilmesi onlara daha doğal bir fonksiyon özelliği kazandırmaktadır, ancak bu gruptaki protezlerin maliyet, kullanım güçlüğü ve mekanik bozukluklar gibi dezavantajları bulunmaktadır.

Ameliyat sonrasında, cerrahi öncesinde penisin duyusu, orgazm yeteneği ve ejakülasyon (boşalma) fonksiyonu normal ise protez yerleştirilmesi sonrasında da bu fonksiyonlar devam etmektedir. Protez sadece cinsel uyarıdan bağımsız yukarıya doğru açılanarak penisin sert hale geçmesini sağlamaktadır. Protez cerrahisinin amacı bu sertliği ve peniste yukarıya doğru açılanmayı sağlamaktır. Bunun dışında penis protezi yerleştirilmesi penis boyu ya da çapında bir artış sağlamaz veya kişinin cinsel isteğini direkt olarak etkilemez.

Ameliyatın Süresi ve Hastanede Kalış Süresi

Bu ameliyat, yerleştirilecek protezin tipine göre 45 dakika ile 1.5 saat arasında değişmektedir. Operasyon sırasında doku çıkarılmamaktadır, ciddi kan kaybı olma olasılığı neredeyse bulunmamaktadır. Ameliyat sonrası hastanede kalış süresi, hastanın ağrı ve yara iyileşmesi durumuna göre 2 ila 5 gün arasında değişmektedir. Antibiyotiklerin koruyucu olarak enjeksiyonla veriliyor olması da bu süreyi uzatabilmektedir. Torbalarda bir miktar şişlik ve genital bölgede cilt altında morarmalar olabilir ancak bu yan etkiler zamanla kendiliğinden kaybolmaktadır.

Ameliyat Sonrası Dikkat Edilmesi Gereken Durumlar

Hastaneden çıktıktan sonra 1 hafta kadar yara yerine su temasının olmaması ve yara yerinin çok temiz tutulması gerekmektedir. Ayrıca, en az 4 ila 6 hafta cinsel ilişkide bulunulmaması gerekmektedir. Bu sürenin sonunda ameliyatı yapan doktor tarafından gerekli kontroller yapıldıktan sonra cinsel ilişkiye izin verilmektedir. Yüksek ateş, uzayan ağrı, yara yerinde akıntı, peniste şişlik ve kızarıklık, idrar yapamama veya idrar yapma güçlüğü gibi durumların varlığında mutlaka, ameliyatı yapan doktora vakit kaybetmeden başvurulması gerekmektedir.

Penil Protez İmplantasyonunun Riskleri, Komplikasyonları ve Sonuçları

Penis protezi yerleştirme ameliyatı sırasında penis içindeki bazı tabakalarda yırtılmalar gelişebilmektedir. Bu durum onarılarak işleme devam edilebilmektedir. Diğer bir risk ise idrar kanalında zedelenmedir. Böyle bir durumda idrar sondası takılarak işlem daha sonraki bir zamana ertelenmektedir.

Protez ameliyatlarının en önemli komplikasyonu enfeksiyondur. Ameliyattan bir gün önce ameliyat bölgesinin temizliğini sağlayan uygulamalar ve enjeksiyon şeklinde verilen geniş kapsamlı antibiyotikler ile enfeksiyondan korunmaya çalışılmaktadır. Antibiyotiklere ameliyat sonrası en az 5 gün daha devam edilmektedir. Ancak tüm tedbirlere rağmen protez enfeksiyonu yüzde 1 ila 10 arasında görülebilmektedir. Şeker hastaları ile omurilik zedelenmesi olan hastalarda enfeksiyon riski daha fazla bulunmaktadır. Enfeksiyon görüldüğünde antibiyotikler tekrar başlanıp, protez çıkartılmaktadır. Yeni bir protez, hastanın durumuna göre penis içindeki yapılar antibiyotik içeren sıvılarla iyice temizlenerek aynı seansta konulabileceği gibi 6 ay sonra da konulabilmektedir.

Protez, yüzde 1 ila 3 oranında çevresini saran dokuyu zamanla erozyona uğratarak vücut dışına çıkabilmektedir. Bu durumda protez çıkartılır ve daha sonra ikinci bir operasyon ile yeni bir protez yerleştirilmektedir.

Şişirilebilen protezlerde yüzde 10 ila 15 arasında görülen mekanik sorunlar da önemli komplikasyonlar arasında yer almaktadır. Belli bir süre sonra gelişen bu mekanik sorunlar arasında, protezi şişiren sıvıda azalmaya yol açan kaçaklar başta gelmektedir. Bu ve benzeri mekanik sorunlar nedeniyle protezlerin tamamı veya bazı parçalarının değiştirilmesi gerekebilmektedir.

Özellikle bölgesel (belden aşağıya) anestezi sonrasında geçici olarak idrar yapamama gibi bir sorun da yaşanabilmektedir. Böyle bir durumda birkaç gün idrar sondası konulması gerekebilmektedir. Bölgesel anestezi sonrasında bacaklarda uzayan hissizlik, tansiyon düşüklüğü, baş ağrısı, bulantı ve kusma gibi sorunlar da izlenebilmektedir. Sürekli sert kalan protezler özellikle prostat hastalığı gibi idrar yapma güçlüğü bulunan kişilerde ileride yapılacak idrar yolu girişimlerini güçleştirmektedir. Bu kişilerde, söndürüldüğünde idrar yoluna tanısal veya tedavi amaçlı girişlere izin veren, şişirilebilen protezler tercih edilmesi önerilmektedir.

Penil Protez İmplantasyonunun Avantajları ve Beklenen Sonuçları

Bu tedavi uygulandığında hastaların istedikleri zaman cinsel ilişkiye girebilmeleri ve ilişkiyi yeterince devam ettirebilmeleri gibi avantajları bulunmaktadır. Eşlerinin tatmini açısından da bu tedavi seçeneği diğer tedaviler arasında birinci sırada yer almaktadır. Bununla birlikte özellikle şişirilebilen protezlerin kolayca kullanılabilmesine alışmak ve penisin içindeki bu yeni yabancı cismin varlığını benimsemek için bir süre geçmesi gerekebilmektedir. Hastalar, protezlerini tamamen yadırgadıklarında, beklentilerine ulaşamadıklarında veya ileri derecede rahatsız olduklarında, bu protezler bir cerrahi girişim ile çıkartılabilmektedir. Zaman içinde protez tipi veya modelinde değişiklik yapılması imkan dahilinde bulunmaktadır.

Penil Protez İmplantasyonu Uygulaması Reddedildiğinde Hastalığın Yaratabileceği Sonuçlar

Bu tedavi reddedildiğinde kişinin genel sağlık durumunu bozan ya da hayati tehlike yaratan herhangi bir sonuç gözlenmemektedir. Ancak cinsel işlevin yerine getirilememesi erkekte sosyal ve ruhsal sorunlar yaratmaya devam etmektedir.

Penil Protez İmplantasyonuna Alternatif Tedavi Seçenekleri ve Bunların Avantajları, Dezavantajları, Riskleri, Komplikasyonları

Protez cerrahisi, daha önceden denenmiş ilaç ve diğer cerrahi tedavilerden fayda görmeyen hastalarda uygulandığı için bu grup hastalarda alternatifi olmayan bir tedavi yöntemidir. Hasta tercihi nedeniyle direk olarak protez cerrahisine yöneliyorsa, peniste sertleşmeyi sağlayabilecek çeşitli ilaç tedavilerinin de olduğu vurgulanmaktadır. Bu ilaçlar arasında öncelikli olarak ağızdan alınan ilaçlar denenmektedir. Ağızdan alınan ilaçlardan fayda görülmemesi durumunda penise direk olarak enjeksiyon ile verilen veya idrar yolu içine krem şeklinde sıkılan ilaçlar denenebilmektedir. Bu ilaçlar genellikle çok ucuz olmayan ve özellikle koroner arter hastalığı nedeni ile ilaç kullanan bireylerde bazı göz dibi hastalıklarında ve yakın zamanda kalp krizi, inme gibi hastalıklar geçirmiş kişilerde sakıncalar yaratabilmektedir. Ayrıca penis içine enjeksiyonla ilaç verilmesi, bir süre sonra ilaca ve enjeksiyona bağlı olarak penis içindeki süngerimsi yapılarda bir çeşit sertleşmeye ve bozulmaya yol açabilmektedir. Ayrıca ilaç tedavilerinin tamamında bir süre içinde dozu artırma gerekliliği doğabilmektedir. Bazı ilaçlar ise etkinliğini zaman içinde tamamen kaybedebilmektedir.

Sünnet

Çok eski çağlardan beri uygulanan sünnet, dini ve tıbbi nedenlerle gerçekleştirilmektedir. Tıbbi nedenler olarak sünnet derisinin idrar akışını engelleyecek derecede dar olması veya idrar yolu iltihabına sebep olması sayılabilmektedir. Ülkemizde sünnetin çoğunlukla yeterli sağlık eğitimine sahip olmayan kişiler tarafından gayri sıhhi ortamlarda gerçekleştirildiği görülmektedir. Asırlardır uygulanmakta olan ve basit bir işlem olarak görülen sünnet aslında bir erkek çocuğun psikolojisi ve beden sağlığı üzerine ciddi hasarlar verebilmektedir.

Bunlardan kaçınmak için;

  • Sünnet için ideal yaş doğumu izleyen ilk hafta (yeni doğan sünneti) ya da 7 yaş civarıdır. Özellikle 2-5 yaş arasında uygulanan sünnet çocukta psikolojik travma yaratabileceğinden önerilmemektedir. Ancak sünnet bir sağlık problemi için uygulanacaksa bu bir zorunluluktur ve yaşın önemi bulunmamaktadır.
  • Aileler için sünnet, öncelikle bir cerrahi işlem olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Her cerrahi işlem gibi sünnet de ameliyathane şartlarını sağlayan sağlık kuruluşlarında ve bir uzman hekim tarafından uygulanmalıdır. Bilgisiz ve yetkisiz ellerde sünnet, telafisi mümkün olmayan hasarlar yaratabilmektedir.
  • İdeal sünnet anestezi altında uygulanmaktadır. Bölgesel uyuşturma altında dahi yapılan sünnette çocuk acı hissetmese bile korku ve heyecan nedeniyle psikolojik olarak ciddi travmaya maruz kalabilmektedir. Birçok erişkin sünnet olduğunda duyduğu acıyı hatırlamamasına karşın yaşadığı korku ve heyecan hafızalarında net bir şekilde durmaktadır. Kent Hastanesi bünyesinde gerçekleştirilen toplu sünnetler dahi anestezi altında uygulanmaktadır. Sünnet için uygulanan yüzeysel anestezidir ve oldukça güvenli bir anestezi şeklidir. Anestezi öncesinde verilen bir ilaç yardımıyla çocuk rahatlatılır ve sünnet stresinden uzaklaştırılmaktadır. Bu ilacın yarattığı kısa süreli hafıza kaybı sayesinde çocuk sünnet öncesi ve sonrasındaki stresli dönemi de hatırlamamaktadır.
  • “Lazer ile sünnet” diye bir şey bulunmamaktadır. Bu şekilde lanse edilen sünnet, elektrikli bir havya ile sünnet derisinin yakılarak çıkarılması demektir. Bu teknik ile istenmeyen kötü sonuçlar oluşabilmektedir. Burada amaç, “lazer” kelimesinin cazibesini kullanarak, ebeveynleri cezbetmektir. Bu nedenle sünnette lazer kullanımı önerilmemektedir.
  • Sünnet öncesinde çocuğun muayenesi yapılmaktadır. Özellikle kanama bozukluğu açısından da testlerin yapılması gerekmektedir. Böyle bir hastalığın atlanması durumunda çok kötü ve ciddi sonuçlar doğabilmektedir. Birçok hemofili hastasının tanısı sünneti takip eden durdurulamayan kanamalar sonrasında konmaktadır.
  • Sünnet konusunda ebeveynlere düşen en büyük görev çocuklarının sünnetinin ideal bir şekilde yapılması için çaba göstermektir. Böylelikle bu konuda kendileri adına karar verilen çocukları istenmeyen ve tehlikeli komplikasyonlardan korumak mümkün olmaktadır.

Cinsel Fonksiyon Bozuklukları

Erektil Fonksiyon Bozukluğu (İktidarsızlık)

Günümüzde ereksiyon bozukluğunun nedenleri ile ilgili daha çok bilgiye ulaşılmasına ve daha fazla tedavi seçenekleri bulunmasına rağmen; erkekler bu sorunlarını dile getirmekte çekingen davranmaktadır. Doktorla sorunlarını konuşamayan ve tıbbi yardım almak için yeterli bilgiye ulaşamayan hasta etkin bir şekilde tedavi edilememektedir.

Ereksiyon Bozukluğu (İktidarsızlık) nedir?

Erkek cinsel organı penisin doyurucu bir cinsel birleşme için yeterli sertliğe ve dikliğe ulaşamaması ya da ulaştıktan sonra bu durumunu devam ettirememesidir. Bu fonksiyonel bozukluk tekrarlayan ve uzun süre devam eden bir karakterdedir. Karmaşık bir doğası olan ereksiyonun sorunsuz bir biçimde gerçekleşmesi için, bir erkeğin sağlıklı bir beyine, sağlıklı kan damarlarına, sorunsuz sinirlere ve de yeterli miktarda erkeklik hormonu olan testosterona ihtiyacı vardır.

Ereksiyon Bozukluğu ile İlgili Bazı Gerçekler

Bu kişilerin genellikle karşı cinse olan seksüel arzularında azalma olmaz, orgazm veya boşalma sorunları bulunmamaktadır.
Sertleşme bozukluğu kişinin kuvvetini, gücünü ya da doğurganlığını kaybetmesi anlamına gelmemektedir.
Sorun erkekler arasında sanılandan çok daha yaygın olarak görülmektedir.

Yaşlı erkeklerde yaşlanmanın getirdiği sorunlara (damar hastalıkları, şeker hastalığı, ilaç kullanımı vb) bağlı olarak sertleşme sorunu daha sık görülmesine rağmen genç erkeklerde de görülebilmektedir. Bu nedenle ereksiyon bozukluğu yaşlanmanın getirdiği doğal bir süreç olarak algılanmamaktadır.

Eskiden inanıldığı gibi bu rahatsızlık, sadece psikolojik problemlerden kaynaklanmaz. Psikolojik sebeplerin bir dereceye kadar rolü varsa da yapılan tetkikler ile hastaların büyük kısmında altta yatan organik bir bozukluk ortaya çıkarılmaktadır.

Sertleşme bozukluğu, ruhsal bir stres kaynağıdır.

Sorunun teşhisini koymak için yapılan tıbbi tetkikler rahatsız edici olmayıp, vücuda herhangi bir zararlı etkisi bulunmamaktadır.
Hastaların büyük çoğunluğunda sertleşme bozukluğu başarılı bir şekilde tedavi edilebilmektedir.

Ereksiyon bozukluğunun nedenleri nelerdir?

Problemin genelde birden çok nedeni vardır. Bunlar psikolojik ve organik olarak iki gruba ayrılabilir, bazı kişilerde her iki etken birden rol oynamaktadır. Hangi etkenin rol oynadığını ortaya çıkarmak tedaviyi saptamak için önemlidir çünkü nedene yönelik tedavi yapılması gerekmektedir.

Organik Nedenler

Dolaşım Sistemi Bozuklukları: En sık karşılaşılan sebepler arasında bulunmaktadır. Penise gelen kan akımının azalması veya sertleşmenin devam etmesi için penisin içinde kanın hapsedilmesi olayının yetmezliği söz konusudur. Penise gelen atardamarların ateroskleroz nedeniyle sertleşip genişleyebilme kapasitesini kaybetmesi ve damar sertliği yapan hastalıkları (kolesterol yüksekliği, şeker hastalığı, sigara) en sık karşılaşılan nedenlerdendir.

Sinir Sistemi Bozuklukları: Sinirlerin fonksiyonlarını bozan şeker hastalığı, multipl sklerozis ve alkolizm gibi hastalıklar penise ulaşan sinirlerin normal fonksiyon görmesini bozmaktadır.


Ameliyat ve Yaralanmalar:
 Trafik kazaları sonucunda ortaya çıkan leğen kemiği kırıkları ve omurilik yaralanmaları veya kanser operasyonları (prostat, idrar kesesi, kalın bağırsak kanserleri), ışın tedavileri, penise gelen sinir ve kan damarlarında hasar yaparak ereksiyon bozukluğuna neden olmaktadır.


Kronik Hastalıklar:
 Akciğer, karaciğer, böbrek, kalp hastalıkları, aşırı miktarda sigara tüketilmesi ve uyuşturucu kullanımı, hemodiyaliz programında olmak ereksiyon problemi yaratan önemli sebepler arasında yer almaktadır.

İlaçlar:
 Bazı ilaçlar sinir sistemi fonksiyonlarını bozarak ereksiyon problemine sebep olabilmektedir. (Yüksek tansiyon, depresyon, astım ilaçları, sakinleştiriciler gibi)


Hormonal Bozukluklar:
 Tiroid ve prolaktin hormonu düzensizliklerinde ereksiyon bozukluğu ve cinsel istek azalması görülebilmektedir.

Tanı, doktor muayenesi, tıbbi öykü değerlendirmesi ve laboratuvar testleri sonrasında konulabilmektedir. Kan testleri ile kandaki şeker, kolesterol ve yağ seviyeleri, karaciğer ve böbrek yetmezliği olup olmadığı öncelikli olarak aranmaktadır. Hormonal bir bozukluktan şüphe edilirse kandaki testosteron ve diğer hormonların düzeyi kontrol edilmektedir. Gerekli görülürse penisteki kan akımlarını incelemek amacıyla Doppler Ultrasonografi testi yapılmaktadır. Bazı durumlarda gece ereksiyonlarının incelenmesi için NPTR (Nocturnal Penil Tumescence and Rigidity) testi yapılabilmektedir. Ayrıca psikologla görüşme yapılır ve altta yatan psikolojik faktörleri ortaya çıkarmak için hastadan bazı sorgulama formlarını doldurması istenebilmektedir.

Ereksiyon bozukluğunda tedavi seçenekleri nelerdir?

Tedavi; rahatsızlığın psikolojik ya da organik kökenine göre farklılık göstermektedir. İlaç tedavisi uygulanmaktadır. Mekanik vakum aygıtı kullanımı ve cerrahi tedaviler (arteriyel cerrahi, venöz cerrahi, penil protez yerleştirilmesi (mutluluk çubuğu) diğer seçenekler arasında yer almaktadır.

Ereksiyon bozukluğundan korunmak için öneriler;

Sigara içilmemeli, diyabet hastalığı varsa kontroller aksatılmamalı, kan kolesterol seviyeleri yüksekse düşürmeye çalışılmalı, daha az alkol kullanılmalı, kilo sorunu varsa zayıflamaya çalışılmalı, stres ve gerginliklerden uzak durulmalıdır.

Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar

Cinsel yolla bulaşan hastalıklar sosyal bir sorun olarak görülmektedir. Sorunun temelinde kişilerin bu tür hastalıklardan korunmak için gerekli tedbirleri almaması, bu hastalıklar hakkında yeterli bilgi sahibi olmaması ve bilinçli davranmaması yatmaktadır. Hastalık teşhis edildiğinde, hastanın sadece kendisi değil, cinsel eşi de muayene olmalı ve mecburiyse tedavi edilmesi gerekmektedir.

Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar Nasıl Yayılır?

Bu hastalıklara bazı bakteri ve virüsler neden olmaktadır. Bu mikroorganizmalar, vücudun sıcak ve nemli bölgelerinde üreyip çoğalma özelliğine sahiptir. Bu bakteri ve virüsler, cinsel ilişki sırasında vücut sıvıları yolu ile bir kişiden diğerine geçirilirler. Ayrıca bazı türleri hastalık etkeni ile bulaşmış kan ve kan ürünlerinin nakli ile bulaşmaktadır. Etken ile bulaşmış iğnelerin ortak kullanımı sonrası da hastalık bulaşabilmektedir. Daha ender olarak ise mikroorganizmayı taşıyan anneden bebeğe gebelik boyunca, doğumda ya da emzirme sırasında transfer edilebilmektedir. Bu hastalıklar, günlük hayattaki sıradan vücut temasları el sıkışmak, aynı tuvaleti kullanmak ya da aynı giyeceği giymek gibi yollarla bulaşmamaktadır.

Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar Hangi Yakınmalara Neden Olur?

Aşağıdaki yakınma ya da belirtiler cinsel yolla bulaşan bir hastalığın belirtisi olarak görülebilmektedir;

• Penisten akıntı (beyaz ya da sarı ve koyu kıvamda)
• İdrar yollarında idrar yaparken yanma, kaşıntı veya ağrı
• Cinsel organlarda ve bu organların bulunduğu vücut bölgesindeki ciltte, ağızda ya da rektumda yara, siğil, su kesecikleri şeklinde şişliklerin ortaya çıkması
• Sık idrar yapma isteği
• Cinsel organların bulunduğu vücut bölgesinde ağrı, yanma ya da kaşınma
• Dışkılıma sırasında yanma ya da ağrı
• Kötü kokulu vajinal akıntı
• Adet zamanı dışında görülen kanama
• Ağrılı cinsel ilişki
• Uzun dönemde tedavi edilmemiş erkekte veya kadında üreme kanallarını etkileyerek kısırlığa ve dış gebeliğe neden olabilir.

Kimler Risk Altındadır?

Cinsel yolla bulaşan hastalıklar, tüm sosyokültürel ve ekonomik seviyedeki kadın ve erkeklerde görülebilmektedir. Çok eşli cinsel yaşam, cinsel aktivitenin erken yaşta başlaması bu tip hastalıklar ile karşılaşma riskini artırmaktadır. Damar içine ilaç enjekte edilirken, kirli iğnelerin kullanılması, kan ve kan ürünleri nakli yapılması da bulaşma riski içermektedir.

Sık görülen hastalıklar hangileridir ve nasıl tedavi edilirler?

Klamidya ve Gonore (Bel Soğukluğu): Cinsel yolla bulaşan bakteri kökenli hastalıkların en sık görülen tipleridir. Erkeklerdeki en önemli belirti penisten gelen beyaz-sarı renkli yapışkan akıntıdır. İdrar yaparken yanma ve penisten beyaz-sarı akıntıya neden olabilmektedir.

Kadınlarda adet dönemi dışında kanama, vajinal akıntı ve karın alt bölgesinde ağrı şeklinde belirtilere neden olabilmektedir. Bazen hiçbir belirtiye rastlanmamaktadır. Hasta bir erkekten cinsel eşine bir tek ilişki ile yüzde 50, daha fazla ilişkide yüzde 90, hasta bir kadından cinsel eşine bir tek ilişki ile yüzde 20, daha fazla ilişki ile yüzde 60–80 bulaşma riski bulunmaktadır. Akıntı ya da idrardan alınan örneklerin incelenmesi ile teşhis edilp antibiyotikler ile tedavi edilmektedirler. Eş tedavisi uygulanmaktadır, eşlerden birinin tedavi edilip diğerinin edilmemesi hastalığın tekrarlaması anlamına gelmektedir. Ayrıca gebe kadında bel soğukluğu düşüklere ve erken doğumlara neden olabilmektedir. Doğum sırasında bebeğe bulaşıp bebeğin gözlerinde iki taraflı akıntı ile başlayan, körlüğe kadar varabilen hastalığa yol açmaktadır.

Cinsel Organ Siğilleri (Genital Siğil): Human Papilloma Virüsün sebep olduğu bu siğiller “kondiloma akuminata” olarak da bilinmektedir. Bu hastalığı olan bir kişi ile cinsel ilişki yoluyla bulaşmaktadır. Kuluçka dönemi, 1–6 aydır. Penis, vajina, genital bölge ve anüsde ağrısız, farklı büyüklükte, karnabahara benzeyen üzeri pürtüklü siğiller şeklinde ortaya çıkar. Tedavi edilmezse sayıları çok artıp tüm penisi kaplayabilmektedir. Özel bir ilacı yoktur, küçük cerrahi girişim (kimyasallarla eritme, yakma, kesip çıkarma, dondurma, lazer) ile ortadan kaldırılmaktadırlar. İlk tedavi sonrası tekrar etme olasılığı bulunabilmektedir. Bu virüsün kadınlarda rahim kanserine neden olduğuna dair kanıtlar bulunmaktadır.

Genital Herpes: Bu hastalığın etkeni Herpes Simplex Virüs Tip 2 dir. Seks esnasında virüs ile enfekte cilt bölgesinden direkt olarak diğer kişinin cildine bulaşmaktadır. Bu virüsün bir diğer tipi olan Herpes Simplex Virüs Tip 1 çoğunlukla seksüel olmayan cilt teması ile bulaşmaktadır ve ağız-dudak çevresindeki uçuklardan sorumludur. Özel bir ilacı olmadığı için tedavisi zor ve uzun sürebilmektedir.


Trikomoniasis:
 Cinsel yolla bulaşan bakteri kökenli bir diğer hastalıktır, genç ve seksüel olarak aktif genç bayanlarda daha sık görülmektedir. Bazen hiçbir belirti vermez. Bayanlarda kötü kokulu sarı-yeşil köpüklü vajinal akıntı, vajinal kaşıntı ve kızarıklık, cinsel ilişki sırasında ağrı, sık idrara çıkma ve karın alt bölgesinde rahatsızlık şeklinde belirtiler verebilmektedir. Erkeklerde penis akıntısı, sık idrara gitme ve ağrılı idrar yapmaya neden olabilmektedir. Antibiyotikler ile kolaylıkla tedavi edilir.


AIDS (Kazanılmış İmmun Yetmezlik Sendromu):
 HIV (Human Immunodeficiency Virus) virüsün neden olduğu, günümüzde tedavisi olmayan, öldürücü bir hastalıktır. Vücudun bağışıklık sistemine saldırarak hastalık yapmaktadır. Seks sırasında bulaşmaktadır. Ayrıca virüsü içeren kan ve kan ürünlerinin nakli, virüs ile bulaşmış iğne ve keskin aletlerin cildi keserek yaralanması ile (kan yoluyla) bulaşıp, mikroorganizmayı taşıyan anneden bebeğe gebelik boyunca, doğumda ya da emzirme sırasında transfer edilebilmektedir. İlk bulaşma anında çoğu kişide belirti vermez ya da grip benzeri belirtiler olabilir, bu belirtiler de 1 ila 4 hafta içinde kaybolmaktadır. Virüs vücutta yıllarca hiçbir belirti vermeksizin kalabilmektedir. Bu durumda tanı ancak kan testleri ile konabilir. Kan testi virüs alındıktan sonra en erken üçüncü ayda pozitif çıkar. Özel bir tedavisi henüz keşfedilememiştir, antiviral ilaçlarla kişinin hayatı uzatılmaya çalışılmaktadır.


Sifiliz (Frengi):
 Potansiyel olarak hayatı tehdit edici ve seks ile bulaşan bakteri kökenli bir hastalıktır. Hastalığın ilk belirtisi, penis ya da vajinada ortaya çıkan ağrısız, krater şeklinde bir tür yaradır. Fakat ağız kenarında, ellerde ve anüste de görülebilmektedir. Penisilin ile etkili bir şekilde tedavi edilebilmektedir. Eğer tedavi edilmezse uzun dönemde hastalık bir sonraki aşamaya geçer ve merkezi sinir sistemini tutabilmektedir.

Hepatit (Sarılık): Karaciğeri hasta eden virüs kaynaklı bir hastalıktır. Hepatit B ve Hepatit C cinsel yolla bulaşan tipleridir. Seks, enfekte (bulaşmış) kan ve kan ürünlerinin nakli, virüs ile bulaşmış iğne ve keskin aletlerin cildi keserek yaralaması ile (kan yoluyla) bulaşmaktadır, mikroorganizmayı taşıyan anneden bebeğe gebelik boyunca, doğumda ya da emzirme sırasında transfer edilebilmektedir. İlk bulaşma anında çoğu kişide belirti vermez veya grip benzeri belirtiler olabilmektedir. Hepatit virüsü taşıyan kişilerin üçte birinde herhangi bir belirti bulunmamaktadır. Hastalığın ilk belirtileri yüksek ateş, baş ağrısı, kas ağrısı, bitkinlik, iştah azalması, bulantı ve ishal şeklinde ortaya çıkmaktadır. Karaciğer tutulduğunda idrar renginin çay gibi olması, karın ağrısı, ciltte ve gözün beyaz kısmında sararma (sarılık) belirtileri kendini göstermektedir. Daha sonra karaciğer fonksiyon testlerinde bozulma, siroz, karaciğer kanseri ve takiben ölüm olabilmektedir. Hepatit B için aşılanma en önemli korunma yoludur. Hepatit C için aşı henüz bulunmamaktadır.

Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan nasıl korunabilirsiniz?

• Enfekte (mikroorganizmayı vücudunda taşıyan) kişilerle cinsel ilişkide bulunulmamalıdır.
• Enfekte olmayan kişilerle tek eşli bir cinsel ilişki yaşanmalıdır.
• Yaşam boyunca cinsel ilişkide bulunduğunuz kişilerin sayısını azalılmalıdır.
• İstikrarlı ve doğru bir şekilde prezervatif kullanılmalıdır.
• Damar içine ilaç enjeksiyonu yapılıyorsa daha önce kullanılmamış iğneler kullanılmalıdır.


Cinsiyet Belirsizliği (İnterseks)

Doğan bebeğin dış genital organlarında belirsizlik olması, yani kız-erkek ayrımının yapılamaması ya da karşı cinse ait belirtileri taşımasına “interseks” adı verilir. Bu tip bozuklukların sebebi; kromozom bozuklukları, bazı hormonların eksik ya da fazla olması ve gebelikte kullanılması sakıncalı ilaçlara maruz kalma sayılabilmektedir. 
Bu tip hastalar yeni doğan uzmanı, çocuk endokrinoloğu, çocuk üroloğu, çocuk psikiyatristi ve genetik uzmanından oluşan bir ekip tarafından en kısa sürede değerlendirilmektedir. Bu değerlendirilmenin sonucunda çocuğun hangi cinsiyete daha yakın olduğu belirlenmeli ve hangi cinsiyette devam edilmesinin kararının verilmesi gerekmektedir. Bu karar verildikten sonra bebek ya da çocukta cinsiyeti düzeltici birtakım tedavi ve ameliyatlar uygulanmalıdır. Bu tip tedavilerin çocuğun cinsel kimliğinin oluşmasından önce tamamlanması gerekmektedir. Aksi takdirde çocukta psikolojik yan etkiler kaçınılmaz olacaktır.

Çocuklarda İdrar Kaçırma

Çocukların gece idrar kontrolünü kazanma yaşı, genelde 2.5–3 yaş civarındadır. Ancak bu sürenin 5 yaşına kadar uzaması normal kabul edilbilmektedir. 5 yaşından büyük çocuklarda gece alt ıslatmaları için genellikle bir davranış tedavisi ve takibinde ilaç tedavisi gerekmektedir. Yalnızca uykuda altına idrar kaçırma şeklindeki ıslatmalarda çocukta ciddi bir problem bulunmamaktadır. Bu tip bir rahatsızlık, toplumda çok sık görülen ve çocuğun ebeveyn ya da kardeşlerinde de sıkça rastladığımız klasik gece altına işeme (Enürezis Nokturna) problemidir. Bu sorun ödüllendirme ve alarm cihazları gibi şartlandırma tedavileri ile ya da mesane kapasitesini arttırıp, gece idrar üretimini azaltan ilaçlar ile yüksek oranda engellenebilmektedir. Ancak uyanık iken idrar kaçırma tamamen farklı bir durumdur ve altta yatan önemli bir mesane bozukluğuna işaret ediyor olabilmektedir. Özellikle çocuk idrar yolu iltihabı geçiriyorsa, bu durum böbrek hasarına sebep olabilecek çok hastalığın ya da doğumsal bir anatomik bozukluğun göstergesi olabilmektedir. Toplumda ya da konunun uzmanı olmayan hekimler tarafından yapılan en büyük hata, bu tip bir durumu klasik gece altına işeme (Enürezis Nokturna) ile karıştırmaktır. “Kendiliğinden geçer” diye beklenen böyle bir tablo çok ciddi, kalıcı böbrek ve mesane hasarlarına sebep olabilmektedir. Bu çocukların, mutlaka çocuk ürolojisi uzmanı tarafından değerlendirilmesi önerilmektedir.

Çocuklarda İdrar Yolu Enfeksiyonu

Çocuklarda idrar yolu enfeksiyonu, çok ciddi böbrek ve mesane bozukluklarına işaret edebileceği için erişkinlerdekine göre çok daha önemlidir. Bu tip çocuklarda iltihap aslında altta yatan hastalığın ortaya çıkardığı bir durumdur. Bunların en sık karşılaşılanları; mesane disfonksiyonu, vezikoüreteral reflü, idrar yollarında darlık, taş hastalığı şeklinde sıralanabilmektedir. Bu gibi durumlarda idrar yolu iltihabını tedavi etmek bir çözüm değildir. Önemli olan altta yatan gerçek hastalığı teşhis edip tedavi etmektir.

Çocuklarda idrar yolu enfeksiyonu, genellikle sinsi seyretmektedir. Hafif tarzda karın ağrısı, idrara sık gitme ve idrar kaçırma, enfeksiyonun habercisi olabilmektedir. İdrarda kan görülmesi sık karşılaşılan bir bulgudur. Ateşin eşlik etmesi çok önemlidir ve iltihabın böbreği tuttuğu anlamına gelmektedir. Bu bulgularda mutlaka çocuk uzmanı ya da çocuk ürolojisi tarafından çocuk değerlendirilmeli ve gerekli testler yapılmalıdır.

Hemospermi

Kırmızı veya kahverengi ejakülat (meni) ile kendini gösteren bu ejakülasyon bozukluğu, “menide kan bulunması” olarak tanımlanabilmektedir. Genç, seksüel olarak aktif 30–40 yaş arasındaki erkeklerde daha sık görülmekle birlikte ergenlikten sonraki herhangi bir yaşta görülebilmektedir. Yüzde 80–90 olasılıkla tekrar eder. Vakaların yaklaşık yarısında bir ay sonra kendiliğinden kaybolurken, 2 yıl boyunca devam edebilmektedir. Genç erkeklerde sıklıkla enfeksiyon ve inflamasyon gibi iyi huylu nedenlerle ortaya çıkar, bununla birlikte hemoesperminin nedeni her zaman tam olarak ortaya konamayabilmektedir. Sıklıkla ağrısızdır. Kanser ya da cinsel yolla bulaşan hastalıktan korkan hastalarda oldukça fazla endişe yaratmaktadır.

Semen (seminal sıvı, ejakülat, meni) birden fazla organdan ve yardımcı cinsel bezlerden köken alan bir sıvıdır. Testisler, vaz deferens, seminal veziküller, bulboüretral bez ve prostat semeni oluşturan organlardır. En çok katkıda bulunan iki organ prostat ve seminal veziküller olup kanama da en çok bu iki organdan kaynaklanmaktadır. Hastaların çoğunluğunda sadece ejakülatta kan vardır, genellikle idrarda kan saptanmaz. Diğer grup hastalarda ise idrarda da kan saptanır ve idrarında da kan saptanan bu hastalar daha ayrıntılı bir inceleme gerektirmektedir. Hemospermi az sayıda (yüzde 5’in altında) olguda altta yatan bir kanser hastalığının belirtisi olabilmektedir. Sadece hematospermisi olan, idrar tahlilinde kan hücrelerine rastlanmayan (hematüri), başka hiçbir şikayeti olmayan, idrar yollarında enfeksiyon belirtileri bulunmayan ve fizik muayenesinde herhangi bir anormallik saptanmayan genç hastalarda altta yatan ciddi bir hastalık bulunma olasılığı neredeyse yoktur. Yapılan bilimsel çalışmalar ile çoğu olguda hematosperminin iyi huylu ve kendi içinde sınırlı bir bulgu olduğu gösterilmiştir, bu hastalarda hematospermi herhangi bir tedavi yapılmadan kendiliğinden kaybolur ve yüzde 15 hastada bir kere daha tekrar etmez, diğerlerinde ise bir süre tekrarlamaktadır. Bu hastalarda ilk değerlendirme sonrasında temel tetkiklerin yapılması ve hasta bilgilendirilerek hastanın endişelerinin giderilmesi ana prensiptir. Bu hastalar genellikle herhangi bir tedavi verilmeden izlem ve takibe alınmaktadır. Hastaya kanlı ejakülat yakınması dışında (idrarda kan olması, idrar yaparken yanma gibi) herhangi yeni bir şikâyeti olursa tekrar başvurması önerilmektedir.

Modern görüntüleme tetkikleri ile hastaların yaklaşık yüzde 80’inde altta yatan neden ortaya konabilmektedir. Yapılacak tetkiklerin boyutunu belirleyen faktörler hastanın 40 yaşın üzerinde olması, hemosperminin süresi, inatçı olup olmadığı ve eşlik eden hematürinin varlığıdır. Günümüzde semene katkıda bulunan yardımcı cinsel bezlerin ve kanalların görüntülenmesinde kullanılan en hassas yöntem manyetik rezonans görüntüleme tekniğidir. Transrektal prostat ultrasonografisi ile karşılaştırıldığında en önemli avantajı seminal vezikül ve prostatdaki kanamayı saptama yeteneğidir fakat daha maliyetlidir. Özellikle idrar tetkikinde kan saptanan hastalarda ürolog alt idrar yollarınızı ve prostatınızı bir tür endoskopik tetkik olan sistoüretroskopi incelemesi ile muayene etmek isteyebilmektedir. Direkt olarak gözle alt idrar yolları muayenesi yapılır, böylece üretra tümörü, üretradaki yabancı cisimler, prostat kisti, taş ve damar anormallikleri ortaya konabilmektedir. Ek olarak prostat, idrar kesesi boynu ve iç duvarı kontrol edilir. Bu işlem sırasında saptanan herhangi bir kanayan damar yakılarak tedavi edilebileceği gibi tümörlerden biyopsi amaçlı parça alınabilmektedir ya da tamamen kesip çıkartılmaktadır.

Hidrosel

Hidrosel nedir?

Erkek üreme organı, testis çift tabakalı zar yapısında koruyucu bir kılıf ile sarılıdır. Bu iki tabaka arasında bir miktar sıvı bulunur. Bu sıvı tabakalardan biri tarafından salgılanır, testisin torbalar içerisinde kolay hareket edebilmesini ve bu sayede dış etkilere karşı kendini rahatlıkla koruyabilmesini sağlamaktadır. Bu iki tabakanın birinden salgılanan sıvı diğeri tarafından emilir ve bu süreç bir denge halindedir. Bu dengenin emilme aleyhine bozulması iki tabaka arasındaki sıvı miktarının artmasına ve torbanın şişmesi ile kendini gösteren içi sıvı dolu bir kesenin oluşmasına neden olmaktadır. Bu duruma “hidrosel” adı verilir.

Hidroselin nedenleri nedir?

Hidrosel, hem erişkin yaşta hem de çocukluk döneminde görülebilmektedir. Çocuklardaki sebep, çoğunlukla karın iç zarı ile testisi saran yapraklar arasında bulunan ve doğumdan sonra kendiliğinden kapanan kanalın (processus vaginalis) kapanmamasıdır. Erişkinlerde ise neden ortaya çıktığı tam bilinmemektedir. Bununla birlikte; testisin kendi etrafında dönmesi ile kanlanmasının ve lenfatik drenajının bozulması (testis torsiyonu), testis iltihabı, testis travması ve testis tümörleri gibi hastalıkların bir belirtisi olarak da ortaya çıkabilmektedir. Bu hastalıklarda hidrosel hızlı bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Ayrıca inguinal varikoselektomi ve kasık fıtığı operasyonları sonrasında testis lenfatik drenajının bozulmasına bağlı da nadiren hidrosel gelişebilmektedir.

Hastalığın Belirtileri ve Seyri

Hidrosel, torbalarda şişlik şeklinde belirti vermektedir. Bu şişlik, genellikle ağrısızdır ve zaman içinde yavaş bir şekilde büyüme eğilimindedir. Hidrosel, iyi huyludur, kansere dönüşmez ve yaşla birlikte görülme sıklığı artmaktadır. Hastanın isteğine, şişliğin büyüklüğüne, ağrı veya kozmetik sorun yapıp yapmamasına göre takip veya tedavi edilmektedir. Çocuklarda ise, doğum sonrası torbalarda şişlik vardır, bu şişlik karın içi basıncının artması ile daha da belirginleşmektedir. Çocuk hidroseli, fıtık ile beraber veya ayrı olarak görülebilmektedir. Fıtık ile beraber görülenlerde cerrahi tedavi hemen yapılırken, ayrı görülenlerde zamanla kendiliğinden düzelme olabileceğinden tedavi için genellikle 2 yaşına kadar beklenir.

Hidrosel nasıl teşhis edilir?

Hidrosel, genellikle fizik muayene ile kolayca teşhis edilmektedir. Muayene sırasında torbalara ışık tutulursa içinde sıvı olan torbanın ışığı geçirdiği (transillüminasyon) görülür. Işık geçirgenliği, kitlenin sıvı ile dolu olduğunun göstergesidir. Ancak testis tümörü gibi altta yatan olası nedenleri araştırmak için skrotal ultrasonografi ile tanıyı kesinleştirmek gerekmektedir. Çabuk yapılabilen ve nispeten ucuz olan ultrasonografi incelemesinde iyi sınırlı, hipoekoik, düzgün konturlu, posterior akustik gölgelenme veren kistik kitle olarak tanımlanmaktadır. Tanı için başka tetkiklere gereksinim duyulmaz, bununla birlikte ultrasonografi incelemesinde şüpheli bulgular varsa gerçek tanıyı koymak için manyetik rezonans görüntüleme tetkiki yapılabilmektedir.

Hidrosel Tedavisi

Çocukluk çağında görülen fıtıksız hidrosellerde tedavi için 2 yaşına kadar beklenilmelidir. Bu sürede düzelme olmazsa cerrahi olarak düzeltilmektedir. Fıtık ile beraber görülen hidroseller ise, tanı konulduğu anda cerrahi olarak düzeltilmelidir. Erişkin hidrosellerinde ise, tedavi hastanın isteğine ve altta yatan başka bir hastalığın olup olmadığına göre değişmektedir. Ağrı, kozmetik sorunlar ve günlük aktiviteyi engelleyen büyüklükte olan hidrosel durumlarında tedavi uygulanması önerilmektedir. Tedavi, cerrahi dışı ve cerrahi yöntem olmak üzere 2 farklı şekilde uygulamaktadır.

Cerrahi Girişimin Süresi, Hastanede Kalış Süresi

Hidrosel operasyonlarında girişimin süresi; işlemin tipine, işlemi uygulayan cerraha ve hastaya bağlı değişkenlik göstermekle birlikte genellikle 30–60 dakika arasındadır. Operasyon sonrası torbaya drenaj için bir dren yerleştirilir ve bu dren duruma göre 24-48 saat sonra alınır ve hasta taburcu edilmektedir. Ortalama hastanede kalış süresi 1-2 gündür.

Hidrosel tedavisi sonrası nelere dikkat edilmelidir?

Uygulanan tedavi ve anestezi tipine göre değişkenlik göstermekle birlikte hidrosel tedavisi sonrası genelde evde birkaç günlük dinlenme sonrası günlük işler yapılabilmektedir. Cilt için vücut tarafından emilen dikiş materyali kullanıldığından yaklaşık yedi gün sonra dikişler kendiliğinden erir, bu nedenle dikiş aldırmak gerekmez ve bu süre sonunda banyo yapılabilmektedir. Operasyon sonrası torbanın yukarıya kaldırılıp desteklenmesi için hastaya genellikle süspansuar külot giydirilir ve bu külotun en az bir hafta devamlı giyilmesi tavsiye edilmektedir.

Genellikle operasyon sonrası bir hafta koruyucu antibiyotik, ağrı ve inflamasyon için analjezik-antiinflamatuar ilaç tedavisi verilir ve hastanın bunları ağızdan kullanması önerilmektedir. Operasyondan 7–10 gün sonra yara yeri iyileşmesi ve enfeksiyon açısından kontrole çağırılmaktadır. Dokuların tam iyileşmesi ve torbalardaki şişliğin normal hale gelmesi 1-2 ayı bulmaktadır. Yaklaşık iki hafta sonra cinsel ilişki aktivasyonuna ve dört hafta sonra ağır iş yaşamına ve spor aktivitelerine izin verilmektedir. 3 ay sonrada genel kontrole gelinmesi önerilmektedir. Daha sonra tedavi sonrası rutin bir izleme gerek yoktur.


Hipospadias (Peygamber sünneti, yarım sünnetlilik)

Penisin doğumsal bir hastalığıdır. Sünnet derisinin eksikliği ve beraberinde idrar deliğinin penisin alt kısmına açılması şeklindedir. Çocuğun düzgün bir şekilde idrar yapmasına engeldir ve bazı vakalarda şiddetli penis eğriliğine ve şekil bozukluğuna sebep olan bantlar içerebilmektedir. Tedavide idrar deliği penisin uç kısmına getirilir ve varsa eğrilik sebebi olan bantlar ortadan kaldırılmaktadır. Hipospadias ameliyatları oldukça önemli bir tecrübe gerektirir ve deneyimsiz cerrahlar tarafından gerçekleştirildiğinde çok ciddi komplikasyonlar ortaya çıkabilmektedir. Kısa olan idrar kanalını uzatmak için sünnet derisi kullanabildiğinden bu tip çocuklarda sünnet kesinlikle uygulanmamalıdır ve bebekte fark edildiğinde bir çocuk ürolojisi uzmanına danışılarak, en uygun yaşta tedavisinin planlanması gerekmektedir. Operasyon için en uygun yaş, bebek 6. ayını doldurduktan sonradır.

İnfertilite

Kısırlık ve Erkek Faktörü

Kısırlık sorununa genç erkekler arasında yaygın olarak rastlanmaktadır. Düzenli ve korunmasız bir yıllık cinsel ilişki sonrasında yaklaşık olarak çiftlerin yüzde 15’i çocuk sahibi olamamaktadır. Çocuk sahibi olamayan tüm çiftlerin ise yaklaşık yarısında erkeğin üreme yeteneğinde sorun bulunmaktadır.

Erkek infertilitesi nedir ve hangi sıklıkta gözlenir?

• İnfertilite çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin karşı karşıya kaldığı en zor tecrübelerdendir. Çiftler umutsuzluk hissine kapılabilir ya da kuşkular içinde kalmaktadırlar. Önemli olan çiftlerin birbirlerini suçlamaktan kaçınmaları ve kararları birlikte vermeleridir.
• Eşlerin yüzde 30-40’ında, infertilite hem erkeğe ve hem de kadına bağlı faktörlerin sonucunda oraya çıkmaktadır.
• İnfertil çiftlerin yaklaşık yüzde 20’sinde sorun tamamıyla erkek faktöründen kaynaklanmaktadır.
• İnfertil çiftlerin yaklaşık yüzde 30-40’ında kadın faktörü tek başına problemin kaynağı olarak yer almaktadır.
• İnfertil çiftlerin yaklaşık yüzde 10-15’inde her iki eşte de bir sorun saptanmamaktadır.
• Kısırlık sorunu eşlerin herhangi birisinden veya her ikisinden birden kaynaklanabileceği için eşler aynı zamanda ve birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.

Erkek İnfertilitesinin Sık Karşılaşılan Bazı Tipleri Nelerdir?

• Erkek infertilitesinin olası bir çok tipi bulunmaktadır. Sık karşılaşılan bazı tipleri şunlardır:

Azoospermi: Semende hiç sperm bulunmaması durumudur. İnfertilite problemi olan erkelerin yüzde 15’inde saptanmaktadır. Nedenleri;
Sperm yapımının olmaması ya da çok az olması durumudur. Bu durum genetik ya da hormonal anormalliklerle birlikte görülebilmektedir.
Spermin taşındığı tüp biçimindeki yapıların herhangi bir yerindeki tıkanıklık olması azospermiye yol açabilmektedir. Tıkanıklık nedeniyle olan kısırlıklar özel mikrocerrahi yöntemler ile tedavi edilebilmektedir.

Oligospermia: Düşük sperm sayısı kaynaklanmaktadır. Genellikle sperm yapımındaki belirgin azalmaya bağlıdır. Oligospermi varikosel hastalığına (skrotumun içindeki varikoz venler) eşlik edebilir. Nedenleri;

• Boşalma ile ilgili problemler, (sperm üretimi vardır fakat semen dışarı atılamamaktadır)
• Sertleşme ya da seksüel fonksiyonlar ile ilgili problemler,
• Cinsel ilişki zamanlaması ve/veya cinsel ilişki tekniği ile ilgili problemler,

Testis enfeksiyonları: Özellikle uzun süre devam eden kronik enfeksiyonlarda, akut enfeksiyon sonrası testislerin küçüldüğü durumlarda ve ergenlikten sonra geçirilen kabakulak enfeksiyonunda kısırlık ortaya çıkabilmektedir.

Erkek infertilitesi için yapılan incelemelerin amacı nedir?

Erkek infertilitesinin birçok nedeni bulunmaktadır. Bu nedenlerin bazıları basit bir ilk araştırma ile ortaya çıkarılabilmektedir. Bazı olgularda erkek infertilitesi düzeltilebilirken, diğerlerinde neden ortaya konur fakat düzeltilememektedir.. Düzeltilemeyen erkek infertilitesi nedenlerinden bazıları intrauterin inseminasyon (aşılama), tüp bebek gibi yardımcı üreme teknikleri kullanılarak tedavi edilebilmektedir.

Ne zaman muayene olmalısınız?

Eğer 1 yıllık düzenli ve korunmasız cinsel ilişkiye rağmen gebelik gerçekleşmiyorsa erkek eş infertilite açısından değerlendirilmesi gerekmektedir. Bununla birlikte, bu görüş son yıllarda değişmektedir ve aşağıdaki durumlardan herhangi birinde, 1 yıldan önce inceleme yapılması önerilmektedir.

• Erkeğe bağlı bilinen bir faktör varlığı, (örneğin inmemiş testis öyküsü)
• Kadın infertilitesine bağlı risk faktörleri, (örneğin kadın eşin 35 yaş üzerinde olması)
• Eşlerin doğurganlık kapasiteleri ile ilgili bir problem olduğundan şüphe duyulması,
• Henüz bir eşi olmayan fakat doğurganlık kapasitesinin ne durumda olduğunu bilmek isteyen erkekler,

Bir erkeğin daha önce çocuk sahibi olması doğurganlık kapasitesinin her zaman aynı kalacağına garanti etmemektedir. Erkekler de 35-40'lı yaşlarda cinsel fonksiyon açısından düşüşe geçerler, fakat yaş doğurganlık açısından erkekler için ciddi bir sorun teşkil etmemektedir. Ancak varikoseli olan kişilerde, yaşın ilerlemesi ile birlikte bu hastalığın testis üzerindeki olumsuz etkilerinin ortaya çıkma olasılığı artabilmektedir.

Kimler daha ileri incelemelere alınmalıdır?

• Tedavi edilmiş kadınlarda hala gebelik gerçekleşmemişse, erkek eş daha ileri incelemelere alınabilmektedir. Her iki eşin incelendiği ve anormal hiçbir bulgunun bulunamadığı durumlara sebebi anlaşılamayan “infertilite” adı verilmektedir. Sebebi anlaşılamayan infertilitesi olan çiftlerde ileri araştırmalara gereksinim duyulabilmektedir.

• Yumurtasında hiç sperm hücresi olmayan erkekler, günümüz şartlarında çocuk sahibi olamamaktadırlar. Bununla birlikte ilerleyen teknoloji ve kök hücre çalışmalarının gelişmesi ile bu sorunun da üstesinden gelinecek gibi görünmektedir. Amaç vücuttan elde edilen kök hücrenin yumurtayı dölleyebilecek sperm hücresine dönüştürülme sürecinin gerçekleşmesini sağlamaktır.

• Klonlama (kopyalama) tekniğinde ise sadece çiftlerden birinin genetik materyali kullanıldığından doğacak çocuk ortak bir ürün olmayıp çiftlerden birinin genetik kopyası –aynısı- olmaktadır.

İnmemiş Testis

Erkek çocuklarda çok sık karşılaşılan bu durum, testislerden birinin ya da her ikisinin skrotumda (halk dilinde torba) olmamasıdır. Testis çoğunlukla kasık kanalının içinde kalmıştır, ancak bazı vakalarda batın içerisinde de kalmış olabilmektedir. Nadiren de testis hiç oluşmamış da olabilir. Zamanında doğan erkek bebeklerin yaklaşık yüzde 3’ünde karşılaşılır ve bunların bir kısmı 1 yaşa kadar kendiliğinden torbaya inebilmektedir. 1 yaşındaki erkek bebeklerin yüzde 1’inde inmemiş testis durumu mevcuttur ve bu dönemden sonra kendiliğinden torbaya inme olasılığı pek kalmaz ve tedavi gerekmektedir.

Prematüre yani zamanından önce doğan erkek bebeklerde ise inmemiş testis görülme sıklığı, normal bebeklere göre yaklaşık 10 kat daha fazladır. İnmemiş testislerde ısı düzensizliği nedeniyle testislerin sperm üretme fonksiyonları bozulabilmektedir. Tedavi edilmemiş çocuklar, üreme çağına geldiklerinde ciddi oranda kısırlık problemi yaşamaktadır. Kısırlığa sebep olan testisteki etkisini 6. aydan sonra göstermeye başladığından, inmemiş testisli çocukların tedavileri, 6. aylarından sonra gerçekleştirilmektedir. Bebek 6 aylık olduktan sonra testisin kendiliğinden torbaya inmesini beklemek çok anlamlı değildir ve kısırlık açısından risk taşımaktadır. Kısırlık dışında inmemiş testislerin ileride testis kanseri geliştirme riski de daha fazla bulunmaktadır. Özellikle batın içindeki testislerin tedavi ile torbaya indirilmesi kanser gelişme durumunda erken tanıya olanak sağlayacağından çok önemlidir. Tedavide çocuğun yaşına göre ve testisin bulunduğu bölgeye göre hormonal ya da cerrahi tedavi planlanması önerilmektedir.

İnmemiş testise kasık fıtığı çok sık eşlik etmektedir ve cerrahi sırasında her iki durum beraberce düzeltilmektedir. Çocuk Ürolojisi’nde uzmanlaşmış hekimlerin cerrahi yöntem olarak yaklaşımları “bıçaksız yöntem” olarak bilinen “laparoskopik” cerrahidir. Bu sayede tedavi ağrısız ve günübirlik olarak gerçekleştirilmektedir.

Kasık Fıtığı (Hidrosel, Kordon Kisti, Varikosel)

Bebeklerde ve çocuklarda kasık bölgesinde şişlik şeklinde kendini belli eden bazı bozukluklar çok sıklıkla görülmektedir. Bu problemler, çocuk üroloğu tarafından ayırıcı tanısı yapıldıktan sonra uygun tedavi gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Çocuk fıtıkları, erişkinlerdeki gibi zorlanma sonucu oluşmamaktadır. Doğum sonrasında kapanması gereken kasık kanalı içerisindeki karın zarı çıkıntısının açık kalmasına bağlı meydana gelmektedirler. Bebek ya da çocuk ağladığında karın içi basıncın artmasına bağlı karın içi organlar (çoğunlukla bağırsak) bu açıklığa girerek fıtığa sebep olmaktadırlar. Bağırsağın burada sıkışarak boğulması, kangrene sebep olur ve hayati tehlike yaratabileceğinden, en kısa sürede cerrahi olarak düzeltilmesi gerekmektedir.

Nörojen Mesane (Spina Bifida)

Omurganın bir kanal oluşturmak üzere tam kapanamadığı ve en sıklıkla bel hizasında bir açıklığın oluştuğu (spina bifida-meningosel, meningomyelosel) durumlara denmektedir. Mesaneyi çalıştıran sinirlerdeki hasara bağlı olarak idrar yapma ve idrar tutma problemleri bu çocukların çoğunluğunda mevcuttur. Çocuk ürolojisi tarafından takip ve tedavi edilmeyen çocuklarda buna bağlı böbrek hasarı çok sık olarak görülmektedir. Beyin cerrahisi tarafından bu tip açıklıklar ameliyat ile kapatıldıktan sonra bu çocukların idrar ve kaka yapma problemleri, çocuk ürolojisi tarafından izlenmesi gerekmektedir. Özellikle mesane basınçlarının çok yükseldiği çocuklarda böbreklerin bozulmasını engellemek için bu basıncı düşürücü uygulamalara başvurulması önemlidir. Bu uygulamalar aralıklı sonda uygulamaları ve beraberinde mesane basıncını düşüren ilaçlar şeklinde olabilmektedir. Bu tip yaklaşımların yeterli olmadığı çocuklarda ise, bağırsak ya da karın zarı kullanılarak mesaneyi büyüten ameliyatlar uygulanmaktadır. Çocuğun durumuna göre bu tip ameliyatlara idrar kaçışını engelleyen ya da sonda takmayı kolaylaştıran kanalların oluşturulduğu ameliyatlar da eklenebilmektedir. Bu tip ameliyatlar, ileri derecede deneyim ve çocuk ürolojisinde uzmanlık gerektirmektedir.

Orgazm Bozuklukları

Orgazm bozuklukları, sıklıkla psikolojik nedenlere bağlıdır. Ayrıca sinir sistemini tutan bazı hastalıkların belirtisi ve ilaç yan etkisi olarak görülebilmektedir. Hiç ejakülasyon olmaması durumuna “anejakülasyon” adı verilmektedir.

Anejakulasyon ile başvuran hastada orgazm sorgulanmalıdır. Orgazm yokluğunda durum “anorgazmi” olarak adlandırılmaktadır. Orgazm sorunu olmayan hastalarda ise, orgazm sonrası idrarda sperm varlığı araştırılır. İdrar örneğinde sperm bulunursa, durum “retrograd ejakulasyon” olarak tanımlanır, yokluğunda ise “gerçek anejakulasyon” söz konusudur. Gerçek anejakulasyona “aspermi” de denmektedir.

Anejakulasyon, sıklıkla bir başka hastalığın belirtisi olarak görülmektedir, altta yatan gerçek sorun, iyi bir klinik öykü ve fizik muayene ile ayırt edilebilmektedir. Geçikmiş ejakülasyon ve retrograd ejakülasyon ile karıştırılmamalıdır. Geçikmiş ejakülasyon, erkek seksüel fonksiyon bozuklukları içinde en az rastlanılan ve anlaşılmış bozukluktur. Retrograd ejakülasyonda ise, meni dışarı atılamaz ama mesaneye geri kaçar ve orgazm gerçekleşmektedir.

Anejakülasyona yol açan etkenler

Diyabet ve multipl skleroz gibi hastalıklarda otonom sinir sisteminin tutulmasına bağlı anejakülasyon ortaya çıkabilmektedir. Bu durumdaki hastalarının tedavisi zordur. Bu hastalar ancak yardımcı üreme tekniklerini kullanarak çocuk sahibi olabilmektedirler. Yöntemlerden biri, prob yardımı ile rektal yoldan uygulanan elektrik uyarısı (rektal prob elektroejakulasyon) yaklaşımıdır. Bununla birlikte, uzun süreli diyabeti olan hastalarda vaz deferens ve ejakulatör kanallarda kireçlenme ve buna bağlı tıkanıklık meydana gelmektedir. Böyle bir durumda elektrik uyarıları ile kas kasılmaları ve spermin ileri doğru transferi de mümkün olmaz, bu durumda epididimden veya testisten sperm aspirasyonu ile canlı sperm elde edilmeye çalışılmaktadır. Başarı sağlanamazsa testis biyopsisi ile sperm elde etmek yoluna gidilmektedir.

Omurga travmaları bir diğer anejakülasyon nedenidir. Travmanın seviyesine göre tedavi biçimi değişmektedir. Penisin vibrasyonla uyarılması yöntemi ile ejakülasyon sağlanabileceği gibi bu tedavinin başarısız olduğu hastalarda rektal prob elektroejakülasyon sistemi ile ejakülasyon sağlanabilmektedir. Bu yöntemin de başarısız olduğu hastalar için kullanılabilecek alternatif diğer yöntemler, epididimden veya testisten sperm aspirasyonu ve testis biyopsisi ile cerrahi sperm elde etmedir.

Retrograd ejakülasyona da neden olan ana atardamarlara yapılan cerrahi girişimler, karın arka kısmında omurgaya yakın lokalizasyonlarda gerçekleştirilen operasyonlar ve pelvis cerrahisi sırasında oluşmuş sinir hasarının derecesine bağlı olarak anejakülasyon da ortaya çıkabilmektedir. Bunun dışında erken evre prostat kanseri tedavisi için yapılan radikal prostatektomi operasyonu sonrasında prostat ve seminal veziküllerin çıkarılmasından dolayı fonksiyonel anejakülasyon durumu ortaya çıkmaktadır.

Ejakülasyon bozukluğuna neden olan diğer operasyonlar; kalın bağırsak kanseri nedeni ile yapılan büyük karın operasyonları ve karın yolu ile yapılan omurga cerrahisidir. Operasyon sırasında meydana gelen sempatik sinir hasarına bağlı olan bu tür ejakülasyon bozukluğunun düzelmesi ve tedavisi zordur.

Retrograd ejakülasyona neden olan ilaçlar anejakülasyonu da neden olabilmektedir. Tedavide neden olan ilacın kesilmesi önerilmektedir.

Yaşlanma, penis hassasiyetinin azalması, boşalma refleksinin duyarlılığında azalma, alkol ve seksüel hormonlardaki bozukluklar da geçikmiş ejakülasyona ya da anejakülasyona neden olabilmektedir.

Genellikle adrenerjik etki gösteren ilaçlar ile tedaviye başlanmaktadır. Bazen bu tedavi anejakülasyon durumunu retrograd ejakulasyona çevirmektedir. Bu ilaçların tedavi başarısı seminal vezikül, vaz deferens ve mesane boynuna ulaşan sinirlerin sayısı ve sağlamlığına bağlıdır. Medikal tedavi başarısız ise yardımcı üreme tekniklerinde kullanılacak sperm, rektal prob elektroejakülasyon yöntemi ile elde edilebilmektedir. Bu yöntem, hafif genel anestezi altında ritmik olarak uygulanmaktadır. Gittikçe artan şekilde voltaj verilerek (0–25 V), ejakülatör refleks uyarılmaktadır.

Retrograd Ejakülasyon

Orgazm olma fonksiyonları normal ama ejakülasyonu olmayan hastaların bir kısmında meni ejakülasyon sırasında mesane boynunun kapanmasındaki yetersizliğe bağlı olarak mesaneye kaçar ve bu durum “retrograd ejakülasyon” olarak tanımlanmaktadır. Retrograd ejakülasyonun gerçek sıklığını saptamak zor olmak olmakla birlikte, ejakülasyon olmaması yakınması ile başvuran hastaların yaklaşık yüzde 14-18’inde görülmektedir. Tanı için orgazm sonrası meni gelmemesi öyküsü ile mastürbasyon sonrası alınan idrar örneğinde sperm hücresi görülmesi gerekmektedir.

Anejakülasyona yol açan etkenler

Sistemik hastalıklar, sinir sistemi hastalıkları, cerrahi müdahale sonrası veya ilaçların neden olduğu durumlar gibi çok farklı nedenleri bulunmaktadır.

Retrograd ejakülasyon, ender olarak doğumsal bazı gelişme bozukluklarına bağlı olabilir, bununla birlikte daha sıklıkla iyi huylu prostat büyümesini tedavi etmek amacıyla transüretral yoldan yapılan çeşitli prostat operasyonları sonrası –bu operasyonların beklenen bir komplikasyonu olarak- ortaya çıkar. Bu operasyonlarda mesane boynu kesilir, bu mesane boynundaki kasların bütünlüğünü bozar ve işlevini bozar, bundan dolayı da meninin geriye kaçmasını engellememektedir.

İyi huylu prostat büyümesi tedavisinde kullanılan ilaçlar da benzer mekanizma ile retrograd ejakülasyona neden olmakta, ilaç kesildiğinde ortaya çıkan bu yan etki kaybolmaktadır. Birçok hasta prostat operasyonları sonrası gelişen retrograd ejakulasyon komplikasyonunu orgazm olamama veya iktidarsızlık ile karıştırılmaktadır. Transüretral prostatektomi operasyonu (TURP) sonrası bu durum yüzde 80 olasılıkla ortaya çıkarken, aynı amaçla yapılan mesane boynu insizyonu (TUIP) operasyonundan sonra yüzde 35 olasılıkla ortaya çıkmaktadır.

Diyabete bağlı otonom sinir sistemi bozukluğu bir diğer retrograd ejakulasyon nedenidir. Özellikle uzun süredir diyabet hastalığı olanlarda otonom sinir sistemi bozukluğu (diyabetik nöropati) sonucunda meydana gelmektedir. Diyabetik nöropatide ejakulasyon sırasında mesane boynunu kapatan kaslara ulaşan sinirlerdeki fonksiyonel yetersizlik retrograd ejakulasyona neden olmaktadır. Diyabet hastalarında retrograd ejakulasyon yüzde 32 gibi oldukça yüksek oranda görülmektedir. Bu komplikasyonun daha ciddi şeklinde, sinir sistemindeki bozuk fonksiyon sonucu vaz deferens ve seminal veziküllerin kasılma fonksiyonları kaybolur durum anejakulasyona ilerleyebilmektedir.

Pelvis, karın ve omurga operasyonları ya da yaralanmaları sırasında oluşan sempatik sinir sistemi hasarı sonrasında ortaya çıkabilmektedir. 

Kanser veya enflamasyonla kendini gösteren bağırsak hastalıkları nedeniyle yapılan kalın bağırsak operasyonları, testis kanseri nedeniyle yapılan lenfadenektomi gibi büyük cerrahi girişimler sonrası ve omurganın iyi huylu hastalıkları için karın yoluyla yapılan cerrahi girişimler sonrası, sempatik sinir sisteminin etkilenmesi ile retrograd ejakulasyon veya anejakulasyon meydana gelmektedir. 

Çocukluk çağında pelvis bölgesinde ortaya çıkan doğumsal anomaliler için yapılan cerrahi girişimler ile de yüksek oranda retrograd ejakulasyon veya anejakulasyon oluşmaktadır. Bu hastalarda ejakülasyon bozuklukları doğumsal anomalinin çeşidine (kloakal ekstrofi, imperfore anüs) veya anomalinin düzeltilmesi için gerekli olan cerrahi girişime (ekstrofi/epispadiyas onarımı, mesane boynu rekonstrüksiyonu) bağlı olabilmektedir.

Medikal tedavide amaç adrenerjik ilaçlar verilerek mesane boynunun kapanmasını sağlamaktır. Adrenerjik ilaçlar tedavide kullanılan temel ilaçlardır. Eğer ilaç tedavileri başarısız olursa, çocuk sahibi olmak için sperm elde etme teknikleri ile birlikte yardımcı üreme teknikleri kullanılabilmektedir.

Ejakulatör Anhedonya

Fizyolojik olarak ejakulasyon meydana gelmesine karşın, zevk alamama veya orgazm olamama durumudur. Ejakülasyon ve orgazm, genellikle birlikte olmasına rağmen iki ayrı fenoman olduğu unutulmaması gerekmektedir. Ejakülasyon cinsel organlarda gerçekleşirken orgazm ejakülasyona bağlı bir durum olsa bile beyinde gerçekleşen bir olaydır. Hastanın medikal ve seksüel öyküsünün, özenli bir fizik muayenesinin yapılması ve bir seks terapisti tarafından değerlendirilmesi önemlidir. Tüm hastalarda serum testosteron hormonu düzeyi ölçülmesi gerekmektedir. Testis fonksiyonlarında yetersizlik olduğu düşünülen hastalarda FSH, LH ve serum prolaktin hormonları düzeylerine de bakılmaktadır. Günümüzde bu sorunu sinirsel, psikolojik ve endokrinolojik mekanizmalarla açıklamak mümkün değildir. Kronik hastalıklar, tiroid bezi hastalıkları ve hipofiz bezi bozuklukları gibi pek çok organik problem istek kaybına neden olabilmektedir. Yine depresyon tedavisi için kullanılan ilaçların da bu tür yan etkilere neden olabileceği unutulmaması gerekmektedir.

Anorgazmi

Orgazm cinsel zevkin doruğa ulaşması ya da cinsel temasta zevkin zirvesi olarak tanımlanmaktadır. Anorgazmi ise orgazma ulaşamama durumudur. Anorgazmi, farklı biçimlerde ortaya çıkabilmektedir. Kişi yaşam boyu hiçbir zaman orgazm olmamış ya da yaşam boyu cinsel aktivite sırasında zirveye ulaşmada çok gecikmiş ve zorlanmış olabilir. Normal orgazma sahip erkeklerin zamanla bu yetilerini kaybetmesi biçiminde de görülülebilmektedir.

Primer veya psikolojik olarak da bilinen doğumsal anorgazmi, aynı anda nadir görülen bir bilinçli anajekulasyon nedenidir. Özellikle gece emisyonlarının (gece kendiliğinden boşalma ile meni gelmesi) varlığında primer anorgazmi, sıklıkla sosyal, kültürel ya da dini nedenlerle baskı altında büyüme gibi psikolojik nedenlere bağlıdır ve uyaranlara normal seksüel yanıtta azalma eşlik etmektedir. Nedenin çocukluk çağında alınan eğitimlerle oldukça ilişkili olduğu düşünülmektedir. Ebeveynlerin çocuktan beklentisinin çok olması ve ebeveynin çocukla iletişiminin zayıf olması sonucu ortaya çıkmaktadır. Primer anejakulasyonun tedavisi zordur. Bu hastalar vücutlarının duyusal uyarılmalarını yetersiz algılamaktadırlar. Tedavi genellikle sadece çiftler çocuk istediklerinde gerekmektedir. Psikoterapi etkili olabilmektedir. Cinsel eğitime bilgilendirme ile başlanmaktadır. Bunu sistematik gevşeme ve duyusal odaklanma egzersizleri içerin bilişsel davranış tedavisi izlemektedir. Çocuk sahibi olma sorunları, prostat masajı, gece emisyonun toplanarak aşılama için kullanılması, penil vibratör ile uyarı, rektal prob elektroejakulasyon ve mikro cerrahi sperm aspirasyon gibi tekniklerle bir veya daha çok tedavi sonrasında çözümlenebilmektedir.

Ağrılı Ejakülasyon

Bu sık görülmeyen klinik durum, psikolojik ve organik nedenlere (akut ve kronik prostat enfeksiyonları gibi) bağlı ortaya çıkabilmektedir. Prostat enfeksiyonu öyküsü olan 163 hastada yüzde 69 oranında ejakulasyon öncesi ya da sonrasında ağrı bildirilmiştir. Özellikle akut prostat enfeksiyonu tedavi edilmelisi gerekmektedir, ancak prostat enfeksiyonlarında tekrar etme ve kronikleşme olasılığı bulunmaktadır. Ağrı ve kanlı ejakulata yol açan ejakülatör kanal tıkanıklıkları, enflamasyon ve taşlar endoskopik rezeksiyon ile tedavi edilebilmektedir.

Düşük Ejakülat Hacmi

Sıklıkla çocuk sahibi olma sorunu olan erkeklerin değerlendirmesinde ortaya çıkmaktadır. Özellikle 1 ml.’den düşük olan hacim varlığında araştırma gerektirmektedir. Seminal sıvı oluşumu erkeklik hormonu ile beyinden salgılanan LH ve FSH gibi üreme hormonlarının yeterli miktarda olmasına bağımlıdır, bahsedilen hormonların salgılanması yetersizse veya bu hormonları baskılayan ilaç kullanımı söz konusu ise semen hacminde azalma, bazen de anejakulasyon ortaya çıkabilmektedir. Üretra darlığı, ejakulatuar kanal tıkanıklığı, seminal veziküllerin doğumsal anomalileri (vas deferensin olmaması gibi) ve diyabet veya geçirilmiş cerrahi girişimler sonrası kısmı sinir sistemi bozuklukları bu duruma neden olabilmektedir.

Peyronie Hastalığı

Hastalık penis gövdesinde ve sıklıkla sırt tarafında sonradan oluşan, sert yama gibi bir tabaka ile karakterizedir. Penis sertleşip dikleştiğinde plağın olduğu tarafa doğru eğrilmektedir. Cinsel birleşme sırasında bu durum penis fonksiyonunu bozarak kimi zaman sertleşme bozukluğuna kadar giden ciddi sorunlara neden olmaktadır. Hastalığın sık görülen bir diğer belirtileri ise penis ağrısı, ağrılı ereksiyon ve penis boyunun kısalmasıdır. Ereksiyon halindeki penisin genellikle yukarıya – ender de olsa yanlara veya aşağıya - doğru eğrilmesi ile kendini gösterir. Hastalar bunu peniste eğrilme veya yamuklaşma şeklinde tarif etmektedir.

Peyronie hastalığının belirtileri nelerdir?

Sert plak dokusu penis tabakasının elastikiyetini azaltır ve penisin ereksiyon sonrasında yukarıya doğru eğrileşmesine sebep olmaktadır. Penisin eğilip bükülmesine sebep olan bu plak sıklıkla penisin üst tarafında kendini gösterse de penisin alt tarafında veya yan taraflarında da görülebilmektedir. Bu durumda penisin aşağıya doğru ya da yana doğru bükülmesine sebep olmaktadır. Hatta bazı hastalarda penis gövdesini çepeçevre saran bir plak meydana gelmektedir. Penis sertleştiğinde plak penisin gövdesinin boğulmuş gibi bir görünüm (kum saati ya da kuğu boynu görünümü) almasına sebep olmaktadır. Hastaların çoğunluğu penislerinin kısaldığından, genel olarak küçüldüğünden yakınmaktadırlar. Ağrılı ereksiyonlar ve cinsel ilişkide zorluk yani iktidarsızlık ortaya çıkması bu erkekleri doktora gitmeye zorlayan önemli nedenlerden biridir. Tüm bu fiziksel bozukluklar bir peyronie hastasının yaşam kalitesini bozmaktadır. Hastalığın görüldüğü erkeklerin yaklaşık yüzde 20 ile 40’ında sertleşme problemi yani iktidarsızlık şikâyeti de söz konusudur.

Peyroni hastalığı hangi sıklıkta görülür?

40 ile 70 yaş arasındaki her 100 erkekten 1 ile 4’ünde (yüzde 3.7) görüldüğü bildirilmektedir. Bununla beraber şiddetli peyronie hastası olan daha genç yaşta hastalar da rapor edilmektedir. 50 ila 70 yaş arasındaki erkeklerde görülme oranı yüzde 7’ye yükselmektedir.

Peyronie hastalığının nedeni nedir?

Bu hastalığın günümüzde bile kesin nedenleri ortaya konulamamaktadır. Birçok uzman peyronie hastalığını başlatan etkenin cinsel ilişkiler sırasında gerçekleşen tekrarlayıcı hafif penis travmaları -tunika albugineada yırtılmalar- olduğuna inanmaktadır. Araştırmalar gen aktivasyonunun ve iyileşme ile ilgili bağ dokusu bozukluklarının da peyroni hastalığına sebep olduğunu düşündürmektedir. Vitamin E eksikliği, propanolol, metotrexat gibi bazı ilaçların uzun süreli kullanımı, diyabet, gut hastalığı, uzun süreli sigara kullanımı ile idrar yollarına yapılan cerrahi girişimlerin hastalığı tetiklediği de iddia edilmektedir.

Peyronie hastalığı nasıl teşhis edilir?

Peyronie hastalığının teşhisinde hikaye ve üroloğun yaptığı fizik muayene yeterlidir. Hikaye alınırken; hastalığın ortaya çıkış zamanı ve şekli (kronik ya da akut), hastalığın ilerleme şekli, kullanılan ilaç ve alışkanlıklar değerlendirilmektedir. Seksüel hikayede; hastanın ereksiyon sağlamada herhangi bir zorluğunun olup olmadığı sorgulanmaktadır. Fizik muayene sırasında penis üzerinde plak muayenesi yapılarak plağın boyutları değerlendirilmektedir.

Peyronie hastalığının seyri nasıldır?
Peyroni hastalığı, belli bir süre devam eden bir tür yara iyileşme bozukluğu olarak düşünülebilmektedir. Gerçekte bu hastalık iki evrede sınıflandırılmaktadır:

Akut inflamasyon evresi: Yaklaşık olarak 6 ay ile 18 ay arasında devam eder ki bu sırada hasta ağrı şikâyetinin devam ettiğini söylemektedir. Peniste plak vardır ve hafif bir eğrilik söz konusudur.

İkinci dönem ya da kronik evre: Artık hastalığın oturmuş olduğu, peniste belirgin bir eğriliğin bulunduğu, sertleşme probleminin yaşandığı ve plağın boyutunun değişmediği dönemdir.

Peyronie hastalığı nasıl tedavi edilir?

Tedavi seçiminde hastalığın hangi dönemde olduğunun bilinmesi önemlidir. Çünkü hastaların yüzde13’ünde belirtilerin kendiliğinden kaybolabildiği, bununla beraber yüzde 50’sinde ise instabil dönemde hastalığın ilerlediği bildirilmektedir. İlaç tedavisinin yanı sıra cerrahi tedaviler ve penil protez uygulanabilmektedir.

Prematür Ejekülasyon (Erken-Hızlı-Çabuk Boşalma)

Ejakülasyon, erkeklerde cinsel ilişki sonunda yaşanan orgazm ile birlikte meninin (ejakülat, semen) dışarıya fırlatılması, atılması işlevini (boşalma) tanımlamak için kullanılmaktadır. Ejakülasyon bozuklukları, organik ya da psikolojik bir nedene bağlı ortaya çıkabileceği gibi pek çok ilaç ejakülasyon işlevinde bozukluğuna neden olabilmektedir.

Şehirleşmiş toplumlarda yaklaşık üç erkekten birinde görülmekte ve erkekler arasında en sık görülen cinsel fonksiyon bozukluğu olduğu düşünülmektedir. Erken boşalma ereksiyon yetersizliği (sertleşme bozukluğu, iktidarsızlık) ile karıştırılmaması gerekmektedir. Ejakülasyon olduktan sonra penis yumuşak hale geçer, bu normal bir durumdur ve bir süre penis tekrar sertleşemez. Bu duruma “refrakter periyod” adı da verilmekte ve erkekler bunu ereksiyon yetersizliği olarak algılayabilmektedirler.

Prematür ejakulasyonun tanımı ve normal-anormal sınırının ne olduğu kesin objektif ölçütlere kolayca dayandırılamamaktadır. Bu nedenle, prematür ejakulasyon tanımı için bazı ölçütler bulunmaya çalışılmıştır:

Vajen içine yapılan 15 giriş-çıkış hareketinden önce ejakulasyon olması,
Kadın orgazmının olmaması ya da cinsel birleşmelerin en az yarısında erkeğin kadından önce boşalması,
Erkek cinsel organı vajene girdiğinde ya da hemen öncesinde ejakulasyon,
Erkek cinsel organını vajene girdikten sonraki 7 dakika içinde ejakülasyon,

Bununla birlikte bir başka görüşe göre; önemli olan erkeğin boşalmayı ne kadar geciktirebildiği değil erkeğin ve partnerinin cinsel birleşme süresinden ne derecede memnun olduğudur.

Prematür Ejakülasyon Nedenleri

Organik Nedenler

Çok az hastada saptanan bazı etkenler; Medulla spinalis tümörleri ve travmaları, multipl skleroz, idrar yolu enfeksiyonu, prostat enfeksiyonudur.

Günümüzde tartışmalı olan ve çok az hastada özel tetkiklerle saptanabilen, en azından bir grup hastada altta yatan neden olduğu düşünülen bazı bozukluklar ise; penis cildinin aşırı hassas olması ile kendini gösteren sinir sistemi fonksiyon bozuklukları, penis başında bulunan duyusal sinir hücrelerinin fazlalığı, otonom sinir sistemi kontrol mekanizmasındaki yetersizlik nedeniyle ejakülasyonun ertelenememesi ve ejakülasyon sırasında kasılan penis etrafındaki düz kasların aşırı aktif olmasıdır.

Psikolojik Nedenler

Aşırı heyecan veya gerginliğin beyinde bulunan ejakülasyon santral merkezinin aşırı uyarılmasına neden olduğu iddia edilmektedir. Bir başka görüşe göre, gerginlik vücutta adrenalin deşarjını uyarmakta, adrenalinde boşalma sırasında kasılmalar yapan genital bölgedeki düz kasların ritmik kasılmalarını uyarmakta ve hızlandırmaktadır. İlişkilerde sorunlar, ejakülasyona neden olabilmektedir. Erkek önceki cinsel deneyimlerinde hep kısa sürede boşalmak durumunda kalmış ya da zorunda kalmışsa, bu bir alışkanlık haline gelmiş olabilmektedir. Genç erkekler yetişkinlerden daha çabuk boşalmaktadır, bu durum cinsel deneyim arttıkça erkeğin boşalma üzerindeki kontrolünün arttığının bir göstergesidir.

Tedavi Seçenekleri

Tedavideki amaç penisteki aşırı duyarlılığı azaltmaya çalışmak, davranış tedavisi ile boşalma sürecinde kişinin kontrolünü artırmak ve böylece seksüel uyarıdan alınan doyumu artırmaktır. Tedavide kalıcı başarı önemli olduğu için her iki yöntem birden uygulanmaya çalışması gerekmektedir.

Davranış Tedavisi:
 Boşalma zamanının hasta tarafından hissedilmesi ve bilinmesi önemlidir. Böylece, tatmin ve kontrol duygusu geliştirilebilinmektedir. Bu amaçla hastalar ve eşlerine 6–20 haftalık egzersiz programı uygulanmaktadır. Bu yöntemde hastalar boşalma ile sonuçlanmayan, kendi kendine veya eşi ile birlikte uygulayacağı uzamış (15 dakika) sistematik gevşeme tekniklerini uygulamasını öğrenmektedirler. Tedavide, kişinin olayı algılayış biçimi, cinsel eşinin olup olmadığı ve onunla beraber tedaviyi uygulamaya çalışması önemlidir.

Prezervatif Kullanmak:
 Prezervatif penis cildinin doğrudan uyarılmasını azaltarak etki etmektedir. Bazı erkekler prezervatif ile daha az uyarıldıklarını ve daha uzun süre seksüel aktivitede bulunabildiklerini bildirmişlerdir. Ayrıca prezervatif sizi cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korur, etkin bir doğum kontrol yöntemidir.

Penis Duyarlılığını Azaltan Kremler:
 Bu tedavi şekli içinde anestezi yapan ilaç içeren kremlerin cinsel ilişki öncesi penis cildine sürülmesi esasına dayanmaktadır. Cinsel ilişki sırasında oluşabilecek penis ve vajen hissizliğini önlemek için ilişkiye başlamadan hemen önce penisin sabunla yıkanması önerilmektedir.

İlaç Tedavisi:
 Erken boşalmayı engellemek için en sık kullanılan ilaçlar anti-depresanlar (depresyon önleyici) olmaktadır. Bu ilaçların yan etkilerinden biri de ejekülasyonu geciktirmektir, bundan dolayı anti-depresanlar bu yan etkiden faydalanmak için kullanılmaktadırlar. Son zamanlarda ereksiyon bozukluğu tedavisinde kullanılan ilaçlar ile alfa-adrenerjik bloker ilaçların erken boşalma tedavisinde etkili olduğuna ilişkin yayınlar yapılmış ve tedavi alternatifi olarak kullanılmaya başlanmışlardır.

Prostat Büyümesi

Prostat büyümesi nasıl oluşur?

40 yaş üstü erkeklerde ilerleyen yaşın getirdiği hormonal değişikliklere bağlı prostat bezi büyümeye başlamaktadır. Bu büyüme, genellikle prostat kanserinden farklı olan prostatın iyi huylu büyümesidir (BPH). 50 yaş üstü erkeklerin yarısında bu hastalık ve belirtileri saptanırken, 70 yaş üstü erkeklerin yüzde 80’inde şikayetler mevcuttur. Prostat büyümesi artıkça içinden geçen idrar kanalına baskısı artacak ve idrarın akımının zorlaşmasına bağlı hastanın idrar yapma ile ilgili şikayetleri ortaya çıkmaktadır.

Prostat büyümesinin hastanın yaşamına etkisi nelerdir?

Prostat büyümesi, bir erkekte etkilerini göstermeye başladığında o hastanın yaşam kalitesi kötü yönde etkilenmeye başlamış demektir. Prostat büyüdükçe idrar kanalına bası artacak ve idrar akımı zayıflamaktadır. Bu durumun mesaneyi etkilemesi sonucu yeteri kadar idrar depolayamayan ve aşırı kasılan bir mesane tablosu da olaya katılmaktadır. Bunların neticesinde hasta sık sık ve az miktarda idrar yapmaya bağlı olarak günün önemli bir kısmını tuvalette geçirmektedir. Bu tip hastaların seyahat etmekten kaçındıkları ve arkadaş ziyaretlerini olabildiğince azaltıkları gözlemlenmektedir. Özellikle geceleri sık tuvalete gitmek hastada ve eşinde uykusuzluk problemi yaratmaktadır. Eğer idrar kaçırma problemi olaya eklenmişse hasta kendisini toplum içerisine çıkmaktan kısıtlamak zorunda hissedebilmektedir. Bu şikayetlerle birlikte birçok hastanın cinsel hayatı da kötü yönde etkilenmektedir. Sonuç olarak prostat büyümesi hem hastanın hem de eşinin yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir.


Sermatoselp

Spermatosel nedir ve hangi sıklıkta görülür?

Spermatosel; içinde sütümsü renkte sıvı bir madde bulunan kese şeklindeki bir oluşumdur. İçindeki sıvıda sperm bulunabildiği için “spermatik kist” olarak da adlandırılmaktadır. Testisten ayrı, testisin üst kutbuna komşu “epididim” adı verilen sperm taşıyıcı kanalda yerleşim göstermektedir. Erişkinlerde yapılan skrotal ultrasonografi uygulamalarında yüzde 30’lara varan oranda saptanabilmektedir.

Spermatoselin nedeni nedir?

İnsanda oluşma nedeni, kesin olarak bilinmemektedir. Nedeni ve oluşum mekanizması yalnızca farelerde araştırılmış olup, yaşlanmanın etkisiyle testisten çıkan sperm taşıyıcı kanalların ölü sperm hücreleri ile bu kanalların içini döşeyen hücrelerle tıkanması sonucunda oluştuğu öne sürülmektedir.

Spermatoselin Belirtileri ve Doğal Seyri

Sık görülmelerine rağmen, nispeten küçük olan boyutları ve kist sıvılarının mikrop öldürücü özellik göstermesi nedeniyle yıllar boyu ağrı ve iltihap gibi hiçbir belirti göstermeden kalabilmektedir. Kist çapı genellikle 1–2 cm.den küçüktür. Hiç büyümeden aynı boyutta kalabildiği gibi zamanla büyüyerek torbada ele gelen kitle ve nadiren de ağrı şikâyetine yol açabilmektedir. Kistler iyi huyludur, kansere dönüşmez ve yaşla birlikte görülme sıklığı artmaktadır. Erkek faktörüne bağlı çocuk sahibi olamayan (infertil) kişilerde saptanan spermatoselin içeriğinden elde edilen sperm, üremeye yardımcı tedavi yöntemlerinde kullanılabilmektedir.

Spermatosel Nasıl Teşhis Edilir?

Yavaş büyüyen, ağrısız kitle öyküsü ve fizik muayene ile tanı koymak genelde mümkündür. Hastalar bazen kendi kendilerine elle kitleyi hissedebilmektedir. Fizik muayenede spermatosel testisten ayrı, hareketli, yumuşak bir kitle olarak ele gelir ve transilluminasyon (ışık geçirgenliği) verir. Işık geçirgenliği, kitlenin sıvı ile dolu olduğunun göstergesidir. Genellikle tek görülürken bazen birden fazla sayıda kist de olabilmektedir. Fizik muayeneye ek olarak skrotal ultrasonografi tetkiki ile tanı doğrulanabilmektedir. Çabuk yapılabilen ve nispeten ucuz olan ultrasonografi incelemesinde iyi sınırlı, hipoekoik, düzgün konturlu, posterior akustik gölgelenme veren kistik kitle olarak tanımlanmaktadır. Tanı için başka tetkiklere gereksinim duyulmamakta, bununla birlikte ultrasonografi incelemesinde şüpheli bulgular varsa gerçek tanıyı koymak için manyetik rezonans görüntüleme tetkiki yapılabilmektedir.

Spermatosel Hastalığının Tedavisi

Küçük ve herhangi bir şikâyete neden olmayan spermatosellerin tedavi edilmesine gerek yoktur. Ağrı yakınması olan hastalara ağrı kesici ilaçlar verilebilir fakat bu ilaçlar kistleri ortadan kaldırmaz, sadece ağrıyı azaltmaya yönelik bir tedavidir. Ele gelen kitle, kozmetik görünüm bozukluğu ve ağrı gibi yakınmalara neden olan kistlerin cerrahi olarak çıkarılması önerilmektedir. Tanısal ve tedavi amaçlı iğneyle boşaltma ve ardından kist içine ilaç verilmesinin (skleroterapi) spermatosel tedavisinde iltihap ve tekrarlama riski nedeniyle bir değeri bulunmamaktadır. Ameliyat ile kasıktan veya torba üzerinden yapılan cerrahi bir kesi ile epididim ve vaz deferens denilen sperm taşıyıcı kanallara zarar vermeden spermatosel çıkartılmaktadır. Operasyon ile ilgili komplikasyonları azaltmak için mikro-cerrahi yöntemler (operasyon mikroskobu, görüntü büyütücü özel gözlükler) kullanılması gerekmektedir. Operasyon lokal, genel, bölgesel (spinal veya epidural) anestezi altında uygulanabilmektedir.

Spermatosel Tedavisinin Komplikasyonları

Spermatosel tedavisinin önemli komplikasyonları; hidrosel (testis etrafında sıvı toplanması), epididim ve vaz deferensin yaralanması, ameliyat bölgesinde ödem, kızarıklık ve yara enfeksiyonu gelişmesidir. Yine testis ve testisi besleyen damarlar hasar görebilir, bu durum testis iltihabı ve testisin küçülmesine neden olabilmektedir. Torba içinde kan pıhtısı birikebilir. Bu durum torba içinde şişliğe ve ağrıya neden olabilir. Komplikasyon gelişmesi durumunda ek bir cerrahi girişim gerekebilmektedir. Hastalığın tekrar oluşması kistin tam olmayan çıkarılmasına bağlı olabileceği gibi, gözle görülemeyen mikroskobik boyuttaki kistlerin zamanla büyümesi sonucunda görülebilmektedir.

Ayrıca operasyon sırasında uygulanan anestezi tipine göre (genel, bölgesel, lokal) ek bazı riskler bulunmaktadır. Lokal anestezik maddelere karşı alerji, yüksek doza bağlı konvülsiyon, kalp ritim bozukluğu, tansiyon düşmesi ve şuur kaybı, ağız ve dil çevresinde uyuşma ve kulak çınlamaları gözlenebilmektedir. Spinal veya epidural anesteziler sonrası sırt ve baş ağrıları, geçici bir süre idrar yapamama, tansiyon düşmesi ve kalp ritim hızında düşme, solunum yetmezliği, epidural veya subdural hematom, menenjit, nörolojik ve kalp-dolaşım sistemi bozuklukları gelişebilir. Genel anestezi uygulanan olgularda da hava yolu hasarları (diş, çene kemiği, gırtlak ve ses telleri), hava embolisi, gözde bozukluklar (kornea sıyrığı, optik nörit) ve yine kalp-dolaşım sistemi bozuklukları olabilmektedir.

Şişman, kontrolsüz şeker hastalığı olan ve sigara içen kişilerde akciğer ve yara iltihabı riski, kalp ve akciğer komplikasyonları, tromboz riski artmaktadır.
Yukarıdaki durumlarda gelişen komplikasyona bağlı tedavi ve girişim uygulanmaktadır.

Cerrahi Girişimin Süresi ve Hastanede Kalış Süresi

Ameliyat, günü birlik cerrahi (hastanın operasyon günü gelip operasyondan belirli bir süre sonra aynı gün evine dönmesi) şeklinde olabileceği gibi, ameliyatın gidişatı ve anesteziye bağlı değişiklikler nedeniyle, hasta geceyi hastanede geçirip ertesi gün hastaneden taburcu edilebilir. Spermatosel tedavisinde işlem uygulayan kişi ve hastaya bağlı değişkenlik göstermekle birlikte tek taraflı hastalıkta 30–45 dakika, her iki tarafta hastalık varlığında 45–60 dakika civarındadır. Çıkartılan materyal hekim tarafından gerekli görülürse patolojik değerlendirmeye alınabilir.

Spermatosel tedavisinin sonuçları nelerdir?

Acil olmayan şartlarda yapılan ve komplikasyon gelişmeyen ameliyatlarda başarı (torbadaki kistin tamamen çıkarılması) oranı yüzde 90’ın üzerinde yer almaktadır. Operasyon sonrasında komplikasyon gelişen ve çocuk sahibi olmayan ya da ileride çocuk sahibi olmak isteyen erkeklerde uzun dönemde kısırlık sorunları ortaya çıkabilmektedir.

Tedavi sonrası dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir?

Spermatosel operasyonu sonrası genellikle evde 1 günlük dinlenmeden sonra günlük işler yapılabilmektedir. Cilt için vücut tarafından emilen dikiş materyali kullanıldığından yaklaşık 7 gün sonra dikişler kendiliğinden erir, bu nedenle dikiş aldırmak gerekmez ve bu süre sonunda banyo yapılabilmektedir. Operasyon sonrası torbanın yukarıya kaldırılıp desteklenmesi için hastaya genellikle suspansuar külot giydirilir ve bu külotun en az bir hafta devamlı giyilmesi tavsiye edilmektedir. Genellikle operasyon sonrası bir hafta koruyucu antibiyotik, ağrı ve inflamasyon için analjezik-antiinflamatuar ilaç tedavisi verilir ve hastanın bunları ağızdan kullanması önerilmektedir. Yaklaşık iki hafta sonra cinsel ilişkiye girilmesine ve dört hafta sonra ağır aktivitelere ve spor aktivitelerine izin verilmektedir. Operasyondan 7–10 gün sonra yara yeri iyileşmesi ve iltihap kontrolü açısından, 3 ay sonrada genel kontrole gelinmesi önerilmektedir. Daha sonra tedavi sonrası rutin bir izlemeye gerek bulunmamaktadır.

Testis ve Epididim Enfeksiyonu

Testisler erkek üreme hücresi spermin üretildiği ve erkeklik hormonu testosteronun salgılandığı organlardır. Sperm testiste oluştuktan sonra eklenti organlarının yardımıyla gelişir ve hareket yeteneği kazanarak fonksiyon görebilir duruma gelmektedir. Bu organlardan en önemlisi epididimdir. Epididim testislerin arkasında yoğun bir şekilde dolanmış durumdaki ince mikroskobik tüplerden oluşmuş, testisin hemen arkasında testis boyunca uzanmış bir eklenti organıdır. Sperm epididim boyunca ilerlerken olgunlaşır ve kendi kendine hareket edebilme yetisi kazanmaktadır.

Epididimin enfeksiyonuna “epididimit”, testisin enfeksiyonuna “orşit” adı verilmektedir. Bu iki organın enfeksiyonu uygun antibiyotik tedavisi ile hızla tedavi edilmektedir, fakat kısırlık gibi potansiyel komplikasyonlarından dolayı erken tanı ve tedavisi gereken enfeksiyonlardır. Enfeksiyonun akut ve kronik olmak üzere iki farklı türü bulunmaktadır. Akut enfeksiyon hızla ortaya çıkar, genellikle her iki organı birden tutar ve tedaviye iyi yanıt vermektedir. Kronik enfeksiyon ise ciddi bir akut enfeksiyonu takiben ortaya çıkan, genelde tekrar eden ataklar ile karakterize nedeni tam olarak anlaşılamamış bir durumdur.

Akut Epididimit

Akut epididimitte enfeksiyon başlangıç evresinde epididimin alt kutbundadır, daha sonra hızla ilerleyerek epididimin tümüne ve daha sonra testise ilerler, bundan dolayı hastalık genelde “epididimoorşit” ya da “orşiepididimit” olarak tanımlanmaktadır. Enfeksiyon birdenbire başlayan şiddetli belirtilerle ortaya çıkar ve uygun tedavi ile hızla gerilemektedir. Çoğunlukla erişkin yaş dönemi hastalığıdır ama çocuklarda da rastlanabilmektedir.

Akut Epididimitin nedenleri nedir?

Enfeksiyona sıklıkla bakteriler neden olmaktadır. Bakteriler, epididime farklı yollardan ulaşabilmektedir.

Çocukluk döneminde bakteri genellikle idrar kesesi ya da böbrekte var olan enfeksiyondan epididime ve testise ulaşmaktadır. Özellikle 1 yaşından küçük çocuklarda sıklıkla doğuştan gelen bir üriner sistem anomalisi (vezikoüreteral reflü vb) vardır, bundan dolayı bakteri kökenli böbrek ve mesane enfeksiyonu bu çocuklarda daha kolay enfeksiyon ortaya çıkmaktadır. Ayrıca üriner sistem ile ilgili operasyon geçiren, idrar sodası taşıyan çocuklarda görülebilmektedir. Henüz ergenlik çağına ulaşmamış çocuklarda epididimitlerin çoğunun nedeni bilinmemekle birlikte Haemophilus influenzae tip B, salmonella, kabakulak ve klamidya isimli mikroorganizmaların etken olabileceği bildirilmektedir.

Seksüel olarak aktif erkeklerde bakterinin bulaş yolu üretradır. Öncelikle üretrayı tutan ve cinsel yolla bulaşan gonore ve klamidya gibi bakteriler en sık görülen hastalık etkenleridir. İdrar yaparken yanma ve akıntı şeklinde üretra enfeksiyonu belirtilerini takiben orşiepididimit gelişmektedir. Bazen bakteriler üretra enfeksiyonu yapmadan direkt olarak epididim ve testise de ulaşabilmektedir. Homoseksüel erkeklerde ise anal ilişkiye bağlı olarak bağırsak kökenli bakteriler ve Haemophilus influenzae isimli mikroorganizma enfeksiyon kaynağı olabilmektedir.

35 yaş üzerindeki erkeklerde cinsel yolla bulaşmayan ama idrar yolu enfeksiyonuna ya da prostat iltihabına neden olan bakteriler hastalık etkenidir.

Enfeksiyona neden olan bakteriler kan yolu ile epididime ulaşabilmektedir. Bunun tipik örneği tüberküloz hastalarında görülen tüberküloz epididmittir.

İyi huylu prostat büyümesi ve üretra darlığı gibi aşağı idrar yollarında anatomik bozukluğu olan ya da bu bölgelerden operasyon veya girişim geçirenlerde ve sonda taşıyanlarda orşiepididimit ortaya çıkabilmektedir.

Bağışıklık sistemini baskılayan ilaç kullananlarda veya AIDS hastalarında virüslere bağlı epdidimoorşit ortaya çıkabilmektedir.

Kalp ritim bozukluğu tedavisinde kullanılan amiodaron isimli ilaç epididim baş kısmında birikerek kimyasal epididimite neden olabilmektedir.
Ağır kaldırma ile ortaya çıkan basınç artışı sırasında steril idrarın idrar yollarından epididime geri akımı ile kimyasal epididimit gelişebilmektedir.
Aşırı cinsel heyecan sonrasında epididimit ortaya çıkabilmektedir.
Hastaların bir kısmında ise hastalığın nedeni bilinmemektedir.

Akut Epididimitin belirtileri nelerdir?

İlk belirti, epididimde ve testiste künt vasıflı çok şiddetli ağrıdır. Ağrı testisin arkasından başlar ve ardından tüm testise yayılmaktadır. Daha sonra kasıklara doğru yayılmaya başlar, hastalar ayakta iken ve yürürken ağrıyı hafifletmek için testisini yukarı kaldırma gereği duymaktadır. Bu belirti ortaya çıkmadan önce enfeksiyonun kaynağı olabilecek idrar yollarındaki bir başka yerdeki enfeksiyon belirtileri ortaya çıkmış olabilir. Bunlar; cinsel yolla bulaşan üretritde üretra kaynaklı akıntı, üretrada yanma ve kaşıntı, idrar kesesi enfeksiyonu (sistit) geçirenlerde kasık ağrısı, sık idrar gitme, acil idrar hissi ve ağrılı idrar yapma, prostat enfeksiyonu (prostatit) bulunanlarda ateş, makata vuran ağrı, sık idrar gitme, acil idrar hissi ve ağrılı idrar yapma, böbrek enfeksiyonu (pyelonefrit) geçirenlerde yan ağrısı ve yüksek ateştir. Bazı hastalarda burada bahsedilen diğer enfeksiyon belirtileri olmadan hastalık doğrudan epididimden başlayabilir.

Diğer önemli belirti, torbadaki şişliktir. Hızla ortaya çıkar ve organ 3–4 saat içinde iki-üç misli boyuta ulaşabilmektedir. Torbalar kızarır, dokunmakla hassastır, ciltte sıcaklık olur. Hafif bir ateş yükselmesi olabileceği gibi 40 C° ye kadar yükselen ateş ile birlikte üşüme-titreme atağı gelişebilmektedir.

Tüberküloz epididimit, genellikle ağrısızdır ve ateş olmaz, kimyasal epididimit ve amiodarona bağlı epididimit belirtileri daha hafiftir.

Akut Epididimit nasıl teşhis edilir?

Hastanın tıbbi hikâyesini öğrenildikten sonra fizik muayene yapılmaktadır. Hastalığın tanısı, muayene ve sorgulama ile kolaylıkla konabilmektedir. İdrar yolları ile ilgili enfeksiyon şüphesi varsa idrar tetkiki ve idrar kültürü yapılır, üretradan akıntı varsa örnek alınarak bakteri varlığı açısından incelenmektedir. Özellikle testis torsiyonu şüphesi varsa testise gelen kan akımlarını incelemek için renkli Doppler ultrasonografi veya testis sintigrafisi tetkiki ile ayırıcı tanıya gidilmektedir. Testis torsiyonu hastalığının tedavisi, epididimoorşitten tamamen farklıdır, ayırıcı tanı yapılamayan olgularda operasyon yapılması gerekebilir, bu nedenle şüphe durumunda gerekli araştırmaların yapılması önemlidir.

Akut Epididimit nasıl tedavi edilir?

Tedavi, hastanın yaşına ve mikroorganizmanın tipine göre farklılık göstermektedir. Genç ve orta yaş erişkinlerde ve cinsel yolla bulaşan mikroorganizmaların neden olduğu düşünülen olgularda 3 haftalık ağız yolu ile alınan antibiyotikler verilmektedir. Sepsise bağlı hayatı tehdit edici bulguları olan, bağışıklık sistemi baskılanmış ya da diyabeti olan hastalar hastaneye yatırılmalı ve bulgular geriledikten 48 saat sonra taburcu edilmesi gerekmektedir.

Antibiyotik tedavisine ek olarak yatak istirahati, erken evrede buz torbası tatbiki, ağrı kesiciler ve antienflamatuar ilaçların kullanımı istenir. Akut dönemden sonra 5–7. günlerde torbalara lokal sıcak uygulaması iyileşmeye yardımcı olur. İyileşme yavaş olup, belirtilerin ortadan kaybolması 2 haftayı, epididimin normal şekline dönmesi 4 haftayı bulabilmektedir.

Tüberküloz epididimit, antitüberküloz ilaçlarla tedavi edilmeye çalışılır, eğer organ hasarı fazlaysa operasyon ile testis ve epididimin alınması gerekebilmektedir. Operasyon yapılmayanlarda iyileşme süresi çok uzundur, belirtiler tamamen ortadan kaybolmayabilir ve testiste küçülme ortaya çıkabilmektedir. Amidarone bağlı enfeksiyonda doz azaltılması yada ilacın kesilmesi ile belirtiler geriler, başka spesifik bir tedavi söz konusu değildir. Kimyasal epididimit kendiliğinden gerileyebilmektedir.

Akut Epididimitin komplikasyonları nelerdir?

Enfeksiyon erken dönemde tanı alıp uygun tedavi uygulandığında komplikasyon gelişme olasılığı çok azdır. Kan yolu ile mikroorganizma vücuda yayılabilir ve ardından sepsis gelişebilmektedir. Diğer testise yayılıp hastalık her iki testisi tutuğunda kısırlığa ortaya çıkabilmektedir. Tek taraflı akut enfeksiyon atağı sonrası, enderde olsa, epdidimdeki sperm taşıma kanallarında tıkanıklık ve semendeki sperm sayısında azalma olabilmektedir. Bu durumda diğer testis etkilenmediği için hastaların çoğu çocuk sahibi olabilmektedirler. Testislerin erkeklik hormonu salgılamasında yetersizlik görülmez. Hastalık kronikleşebilir, apseleşmeye gidebilir. Apseleşme olduğunda cerrahi girişim ile boşaltılmaktadır. Zamanında müdahale edilmeyenlerde apse kendiliğinden cilde açılarak fistülleşebilir. Hastalık kansere neden olmamaktadır.

Akut Epididimitten korunma yolları nelerdir?

Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmak için prezervatif kullanılması ve hastalık ortaya çıktığında –herhangi bir yakınma ya da bulgu olmasa da- partnerin tedavi edilmesi önemlidir. Hastalığa neden olan altta yatan diğer idrar yolları enfeksiyonları uygun bir şekilde tedavi edilmelidir, bu tür epididimit cinsel partnerinize bulaşmaz bu nedenle eş tedavisi gerekli değildir. Sık tekrarlayan akut atakları olan hastalara vazektomi yapılabilmektedir.

Akut Orşit Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Akut orşit, sıklıkla epididimit enfeksiyona eşlik eden bir enfeksiyon olmasına rağmen, sadece testisi tutan epididimde enfeksiyona neden olmayan durumlar da söz konusudur.

Testis damarlanması zengin bir organdır, bu nedenle sistemik enfeksiyonlarda bakteri kan yolu ile organa ulaşarak akut enfeksiyona neden olabilmektedir. En sık görülen iki mikroorganizma kabakulak virüsü ve Brusella’dır. Ayrıca çok nadir de olsa tüberkülozda ve vücudun bir başka yerindeki bakteri kökenli enfeksiyon olduğunda bakterinin kana karışmasından sonra orşit ortaya çıkabilmektedir. Belirtiler akut epididimoorşitteki gibidir.

Ergenlik döneminde ve genç erkeklerde ortaya çıkan kabakulak enfeksiyonu, akut orşitin en sık rastlanan nedenidir. 10 yaşından önce kabakulak geçirenlerde çok enderdir ve neden 10 yaş üzerinde kabakulak geçirenlerde orşit gelişebilmektedir. Ek olarak kabakulak aşısı olan erişkin erkeklerde de orşit gelişebilmektedir. Bu tip enfeksiyonda tabloya epididimit eklenmez sadece testis tutulur. Belirtiler, akut epididimoorşitteki gibidir. Parotis bezlerinin şişmesinden 3–4 gün sonra orşit tabloya eklenir. Yüzde 10 olasılıkla her iki testis birden tutulur. Bu durumda üç hastadan birinde kısırlık gelişmektedir. Testisin erkeklik hormonu salgılama fonksiyonu bozulmaz. Kabakulak orşitinden korunmak için doğumdan sonra 18. ayda aşı yapılmaktadır. Kabakulağın çok erken döneminde (parotis bezlerinin şiştiği, orşit belirtileri ortaya çıkmadığı) kabakulak hiperimmünglobulin uygulaması orşit olasılığını azaltmaktadır.
Bakterilerin neden olduğu enfeksiyonlarda antibiyotikler verilmektedir. Kabakulak orşitinde antibiyotiklerin faydası olmaz.

Ağrı ateş ve şişlik için ağrı kesici, ateş düşürücü ve antienflamatuvar ilaçlar kullanılabilmektedir. Ayrıca yatak istirahatı, süspansuvar ve ısı uygulaması faydalı olur.

Kronik Epididimit Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi ve Komplikasyonları

Ciddi bir akut epididimiti takip eden, genelde sık hafif epididimit atakları ile karakterize, epididimde geri dönüşü olmayan değişikliklerin olduğu, tam bir iyileşmenin mümkün olmadığı bir durumdur.

Akut alevlenmeler dışında belirti vermez. Akut alevlenmelerde ağrı çok şiddetli değildir, torbalarda bir miktar şişlik ve sertlik olur, ateş yükselmez. Fizik muayenede epididim kalınlaşmış ve bir miktar büyümüştür.

Kronik epididimit alevlenmesinin bakteriyel bir idrar yolu enfeksiyonu nedeniyle olduğu saptanırsa antibiyotikler verilmektedir. Bazen atakları önlemek için etkilenen tarafa vazektomi yapmak veya operasyon ile epididim ve vaz deferensi cerrahi olarak çıkarmak gerekmektedir.

Kronik epididimit çift taraflı ise sperm kanallarında oluşan tıkanıklığa bağlı kısırlık gelişebilmektedir.

Üreteropelvik Darlık (Üreterovezikal Darlık, Hidronefroz)

Böbreği mesaneye bağlayan idrar kanalının herhangi bir seviyesinde doğuştan gelen dar bir alan olmasına ya da bir damarın sıkıştırmasına bağlı ortaya çıkan durumlardır. Tek veya her iki böbrekte olabilir ve bu dar alandan idrar geçişinin yetersiz olmasının sonucunda böbrekte şişme ve genişleme ortaya çıkmaktadır. Durum fark edilip, tedavi edilmezse böbrek veya böbreklerin kaybına kadar ilerleyebilmektedir. Bazı çocuklarda ise idrar yolu ve böbrek iltihaplanmasına veya taş oluşmasına sebep olabilmektedir. Günümüzde bu çocukların çoğunluğu, gebelik sırasında yapılan ultrason ile tanı almakta ve daha bebek doğmadan bu problem bilindiği için gerekli önlem ve tedaviler bebek doğduktan hemen sonra başlatılmaktadır. Bu sayede böbrek hasarı görülme riski çok azalmaktadır. Vakaların çoğunluğunu böbreğin hemen çıkışında bir dar alanın bulunduğu üreteropelvik darlıklar oluşturmaktadır. Bu bebek veya çocukların büyük çoğunluğunda ameliyat etmeden izlem gerekir ve vakaların çoğunluğunda böbrekteki genişleme ya kendiliğinden düzelir ya da böbreğe herhangi bir hasar oluşturmadan devam etmektedir. Ancak darlığın ciddi olduğu çocuklarda böbrek fonksiyonları kötüleşir ve ameliyat edilerek darlığın giderilmesi gerekmektedir. Doğumsal hidronefrozu olan çocukların yaklaşık yüzde 20’sinde ameliyat gerekmektedir. Böbrek fonksiyonlarında oluşabilecek kötüleşmeyi erkenden teşhis etmek ve geç kalınmadan müdahale etmek için bu çocukların yakından takip edilmeleri gerekmektedir. Ameliyat seçeneği olarak açık veya kapalı yöntemler uygulanabilmektedir. Kapalı yöntemler laparoskopik ya da perkütan uygulamalardır ve açık cerrahiye göre daha konforlu ve daha kısa süre hastanede kalış gerektiren yöntemlerdir.

Varikosel

Varikosel nedir ve hangi sıklıkta görülür?

Varikosel skrotumunun (testislerin içinde bulunduğu cilt kesesi) içindeki olağan dışı genişlemiş toplardamarlardan oluşan bir tür ven kitlesidir. Bunlar bacaklarda oluşan varislere benzer, çocuk sahibi olamama yakınması ile başvuran erkeklerde en sık rastlanan rahatsızlıktır.


Varikoselin belirtileri nelerdir?

Genellikle ve her hastada belirgin bir yakınmaya sebep olmaz. Varikosel erkek bedeninin farklı anatomik özellikleri nedeniyle sıklıkla sol testiste ortaya çıkar (yüzde 60–80), yüzde 20–40 oranında her iki testiste birden gözlenir ve çok ender olarak da sadece sağ testiste görülebilmektedir. Ergenlik yaşlarında ortaya çıktığında bulunduğu testisin gelişimini yavaşlatarak testisin boyutunun diğerine göre hafif derecede küçük kalmasına neden olabilmektedir. Hastalar bazen varikosel olan testiste “ağrı hissi” ya da “rahatsızlık hissi” olduğunu ifade etmektedirler. İlerlemiş vakalarda şişmiş toplardamarlar kişi tarafından gözle fark edilebilmektedir. Varikosel genellikle doğurganlık sorunu yakınması ile doktora başvuran erkeklerin muayenesinde ya da testis ağrısı ortaya çıktığında ürolog tarafından yapılan fizik muayene ile ortaya çıkarılmaktadır.

İleri yaşta hızla ortaya çıkan tek taraflı sağ varikosel testisin venöz drenajının karın içindeki bir başka kitle tarafından bası sonucu engellenmesine bağlı görülebilmektedir. Gene ileri yaşta böbrek tümörünün böbreğin toplardamarına ilerlemesine bağlı olarak da özellikle sol tarafta varikosel oluşabilmektedir.

Varikosel nasıl teşhis edilir?

Testislerin üzerindeki genişlemiş damar kitlesi solucan dolu bir torbaya benzer ve hastanın kendi kendini muayenesi ile farkına varılabilir ya da doktor tarafından testisler ayakta muayene edilirken ortaya çıkarılmaktadır. İlerlemiş olgularda genişlemiş venler dışarıdan gözle görülebilir duruma gelmektedir. Varikoselin tanısı, fizik muayene ile konulur ve teşhis için ek görüntüleme yöntemlerine ihtiyaç bulunmamaktadır. Fizik muayene yatarak ve ayakta yapılmaktadır. Özellikle ayakta iken hastanın karın içi basıncını arttırması istenir ve skrotumdaki toplardamarların şişip şişmediği kontrol edilmektedir. Fizik muayenede saptanan varikosele “klinik varikosel” adı verilmektedir.

Bununla birlikte, aşağıdaki şüpheli durumlarda doktor kesin tanı koymak amacıyla renkli doppler ultrasonografi tetkiki isteyebilmektedir; 

• Muayenede belirgin olmayan varikosel,
• Testisleri skrotumun yukarısına yerleşmiş olan hastalar,
• Küçük skrotum kesesine sahip hastalar,

. Fizik muayeneyi güçleştiren kremaster hiperrefleksisi, ortam ya da hasta yapısı nedeni ile uygun ve yeterli muayene yapılamaması.

Sadece renkli doppler ultrasonografi tetkiki ile saptanabilen ama fizik muayenede saptanmayan varikoselin klinik olarak çok anlamlı olmadığına inanılmaktadır. Çünkü fizik muayene tanı koymadaki birincil yöntemdir. Bu duruma “subklinik varikosel” adı verilmektedir.
Çocuk ve ergenlerde testis volümlerinin ölçülmesi tedavinin gerekliliği ve izlem açısından önemlidir. Bu ölçüm ultrasonografi ya da orkidometri ile yapılabilmektedir.

Varikoseli olan her erkekte infertilite sorunu var mıdır?

Varikoseli olan her erkekte infertilite sorunu bulunmamaktadır. Fakat varikosel çocuk sahibi olamama yakınması ile üroloğa başvuran erkeklerde en sık saptanan hastalıktır. Varikoselin sperm üretimi üzerindeki olumsuz etkileri semen analizi yapılarak araştırılmaktadır. Varikoselin semen parametrelerini bozup bozmadığını anlamak için en az iki semen analizi yapılması gerekmektedir. İki semen analizi arasındaki süre 7 günden az ve 21 günden fazla olmamalıdır.

Varikosel ile birlikte infertilite sorunu olan kişilerin semen analizi sonuçlarında sorun saptanırsa, bu hastaların bir kısmında hormonal ve genetik araştırma yapılması gerekebilmektedir, ama her hastada bu araştırmanın yapılması şart değildir. Sperm sayısı 10 milyon/ml. den az olan, cinsel isteksizlik yakınması olan ve tıbbi öyküsünde hormonal hastalık şüphesi bulunan kişilerde serum testosteron ve FSH (folikül uyarıcı hormon) düzeylerine bakılmaktadır. Sperm sayısı 5–10 milyon/ml. den az olan varikoselli hastalar potansiyel olası genetik bozukluklar açısından bilgilendirilirler, bu olgulara karyotip ve Y kromozomu analizi uygulanabilmektedir. Bununla birlikte genetik bir bozukluğu taşıyan erkeklerde saptanan varikosel muhtemelen rastlantısal bir bulgudur ve varikosel tedavisinin doğurganlık sorununu çözmeyeceği bilinmesi gerekmektedir.

Varikosel operasyonu sonrası semen analiz sonuçları sıklıkla düzelmektedir ve hastaların bir kısmı doğal yolla çocuk sahibi olabilmektedir.

Varikosel Hastalığının Seyri

Hastalık genellikle bulgu vermez, genellikle kısırlık nedeniyle başvuran ve tetkik edilen erkeklerin muayenesinde tespit edilmektedir. Çocukluk ve ergenlik döneminde aileler tarafından ya da fizik muayene sırasında rastlantı sonucu fark edilmektedir. Bu yaş grubunda hastalık sıklıkla belirti vermez. Tanı erişkinlerde olduğu gibi konur, ek görüntüleme yöntemlerine gerek yoktur. Fizik muayene sonrasında testis volümünün ölçülmesi gerekmektedir. Bu ölçüm orkidometri ile yapılabileceği gibi ultrasonografi ile de yapılabilmektedir.

Varikosel, ilerleyici testis hasarı ile seyrederek testis gelişiminde gerilemeye ve sperm üretimini bozarak kısırlığa neden olabilmektedir. Özellikle erişkin yaşlarda sperm sayısında azalmaya, hareketliğinde ve yapısında bozulmaya, testis hacminde azalma görülebilmektedir. Daha ender olarak uzun dönemde testislerin hormon üretme kapasitesinde azalmaya neden olabilmektedir.

Varikosel tedavi edilmeli midir?

Varikoselin her zaman tedavi edilmesi şart değildir. Tedaviye karar verilmeden önce hastada varikosel dışında çocuk sahibi olmasını engelleyecek başka bir sorunu olup olmadığı araştırılmalı ve bayan partnerinin normal fertilite potansiyeline sahip olduğu gösterilmesi gerekmektedir.

Çocuk sahibi olmak isteyen aileler, aşağıdaki durumlar söz konusu ise tedavi olmayı düşünmeleri gerekmektedir;

• Varikosel, skrotum muayenesinde doktor tarafından hissediliyorsa (klinik varikosel),
• Eşler arasında en az bir yıl düzenli cinsel ilişkide bulunulmasına rağmen çocuk sahibi olunamadıysa,
• Kadınlarda doğurganlık probleminin bulunmadığı ya da tedavi edilebilir bir doğurganlık sorunu varsa,
• Arka arkaya yapılmış en az iki semen analizi sonuçlarınız normal değilse
• Evli olmayan fakat ileride çocuk sahibi olmayı düşünen ve semen analiz sonuçları bozuk olan yetişkin erkeklerin tedavi olmayı düşünmesi gerekmektedir.

Varikoselin önceden gebelik veya çocuk sahibi olup daha sonra infertilite sorunu yaşayan erkeklerdeki rolü önemlidir. Bu kişilerde yüzde 69- 81 oranında varikosel saptanması, varikoselin ilerleyici bir hastalık olduğu ve zaman içinde daha önce var olan çocuk sahibi olma kapasitesinin kaybı ile sonuçlanabileceği gerçeğini desteklemektedir. Bu kişilere tedavi önerilmektedir.

Varikoseli olan genç bir erkek birey, hiçbir yakınma (ağrı ya da doğurganlık sorunu) olmadan ve semen analiz sonuçlarınız normal olsa bile bir ya da iki yılda bir kez olmak üzere semen analizi ve fizik muayene ile bir ürolog tarafından düzenli takip edilmesi önerilmektedir.

Ergenlik çağında ise testis boyutunda küçülme (yüzde 10’dan fazla volüm kaybı), testis kıvamında yumuşama, sperm parametrelerinde bozulma (eğer meni örneği verebiliyorsa) varsa, varikosel iki taraflıysa ve hastanın ağrısı fazlaysa operasyon önerilmektedir. Bu sayılan durumların bulunmadığı ve operasyonu olmak istemeyen bireyler, yılda bir kez semen analizi ve fizik muayene ile takip edilmesi önerilmektedir. Varikoselin derecesinde artış saptanan olgularda izlem aralığı 6 ayda bire indirilmektedir.

Çocukluk çağında saptanan varikoseller ise uzun dönemde testislerin zarar görme olasılığı göreceli olarak fazla olduğu için operasyon ile tedavi edilmesi gerekmektedir.

Subklinik varikoselin tedavi edilmesinin semen parametreleri ve gebelik oranları üzerindeki etkisi ispatlanmadığı için tedavi edilmeden izlenmesi önerilmektedir. Ek olarak yetersiz yapılmış bir subklinik varikosel operasyonu sonrası semen parametrelerinin bozulma olasılığı da unutulmamalıdır.

Sadece kişiyi rahatsız eden ağrı varlığında varikosel operasyonu sıklıkla önerilmesine rağmen tedaviden önce ağrıya neden olabilecek diğer hastalıklar araştırılmalı, gerekirse bir süre ağrıyı azaltıcı ilaçlar ile birlikte atletlerin giydiği testisleri destekleyen iç çamaşırlar giyilerek ağrı tedavi edilmeye çalışılmalıdır. Bu kıstaslara uyulduğu takdirde, ağrı için yapılan varikosel operasyonunun başarı oranı yüksek olmaktadır.

Varikosel nasıl tedavi edilir?

Hastalığın tedavisi cerrahi girişimdir. Ürolog tarafından yapılan operasyonda genişlemiş olan toplardamarlar bağlanmaktadır. Birkaç farklı cerrahi tedavi seçeneği bulunmaktadır. Günümüzdeki en modern operasyon tekniği mikro-cerrahi yöntemle yapılan operasyon olup, yapılan çalışmalar ile diğer operasyon yöntemlerinden daha etkin olduğu gösterilmiştir. Eski yöntemler ile başarısız varikosel operasyonu geçirenlere hastalığın tekrar etmesi durumunda mikro-cerrahi tekniği ile düzeltme ameliyatı yapılabilmektedir. Operasyon genel ya da bölgesel anestezi ile yapılmaktadır. Tek taraflı bir mikro-cerrahi varikoselektomi operasyonu tecrübeli cerrahlar tarafından yaklaşık bir saatte gerçekleştirilmektedir. Hastalar genellikle aynı gün evlerine gidebilmektedirler. Operasyon sonrası ağrı fazla değildir. Hasta ortalama 2-3 gün işine ara verir ve evde dinlenir. En az 1 yıl boyunca 3 ayda bir ya da çocuk sahibi olana dek doktor takibinde kontrol önerilmektedir. Çocuk sahibi olunmadığı durumlarda yardımcı üreme tekniklerinin değerlendirilmesi önerilmektedir.

Varikoselin cerrahi tedavisinin doğurganlık üzerindeki tüm etkileri tam olarak ortaya konmuş değildir. Bazı araştırmalar kısırlığı düzelttiğini gösterirken, etkisi olmadığını gösterenler de bulunmaktadır. Bununla beraber, doğurganlık sorunu olan çiftlerin çoğu tedavi olmayı tercih ederler çünkü;

• Operasyondan sonra erkeklerin çoğunluğunda semen analiz sonuçları düzelir.
• Varikosel tedavisi doğurganlık sorununu çözebilir.
• Operasyonun ciddi riskleri yok denecek kadar azdır.
• Ayrıca operasyon ile aşılama ve tüp bebek yapılması gereken hastalarda da döllenme oranlarının arttığını gösteren kanıta dayalı bilimsel çalışmalar vardır.
• Eğer sadece ağrı şikâyetiniz varsa doktorunuz size testisteki ağrınızı ve şişliği azaltıcı ilaçlar yazabilmektedir. Ayrıca atletlerin giydiği testisleri destekleyen iç çamaşırlar ağrınızı azaltmada yardımcı olmaktadır.

Varikosel tedavisinde olumlu yanıt için göstergeler nelerdir?

• İleri derecede varikosel varlığı
• Normal ya da normale yakın testis volümleri
• Normal FSH/testosteron, düşük inhibin B düzeyleri
• Toplam haraketli sperm sayısının 5 milyonun üzerinde olması
• Normal genetik testler
• Kısa infertilite süresi
• Moleküler bozukluk saptanmaması

Varikosel operasyonu ya da yardımcı üreme tekniklerinde hasta için hangisi uygun ve doğrudur?

Siz ve eşiniz için bu sorunun tam yanıtını vermek her zaman kolay olmamaktadır. Öncelikle doktorlar size bu konuda yardımcı olmaktadırlar, fakat karar vermede birçok faktör rol almakta olup karar verirken şunlar göz önünde bulundurulmalıdır;

Varikosel operasyonu: Doğal yollardan çocuk sahibi olabilmektedir. Varikosel tedavisiyle üremeye yardımcı tedavi yöntemlerine gereksinim azalabilmektedir.

Yardımcı üreme teknikleri: Her bir gebelik için tekrar yapılmaktadır.

Eşin doğurganlığı: Kadınların doğurganlık kapasiteleri 35 yaşından sonra azalmaya başlar.

Tedavi edilmemiş varikosel: Genç yaşlarda ortaya çıkan varikosel tedavi edilmezse yaşınız ilerledikçe semen kalitenisinde azalma gözlenmektedir ve ileride çocuk sahibi olma şansı gittikçe azalmaktadır.

Varikosel tedavisiyle kendiliğinden gebelik sağlanamayan olgularda, sperm parametrelerinde tedavi öncesi değerlere göre düzelme ile IVF/ICSI gibi pahalı yöntemler yerine intrauterin inseminasyon gibi daha kolay uygulanabilen ve daha düşük maliyetli üremeye yardımcı tedavi yöntemlerine geçiş sağlanabilmektedir.

Varikosel tedavisi ile sperm sayısı, hareketi ve yapısındaki iyileşme ile üremeye yardımcı tedavi yöntemlerinin başarısı artırılabilmektedir.

Erkeğin semen analizi bozuk ve eşi normalse varikosel onarımın ilk seçenek olarak düşünülmelidir. Eğer kadın faktörünü tedavi etmek için tüp bebek gibi yardımcı üreme tekniklerine ihtiyaç duyuluyorsa ilk seçim olarak bu gibi teknikler düşünülmelidir.

Mikrocerrahi Varikoselektomi

Mikrocerrahi yöntem ile çıplak gözle görülmeyen ince toplardamarlar saptanarak bağlanabilmekte, testisi besleyen spermatik ve kremasterik arterler ayırt edilerek korunmakta ve bağlanmamaktadır. Testis atrofisi ve/veya sperm üretiminde bozulma riskine yol açabilen testiküler arter yaralanması veya ligasyonu varikoselektomi komplikasyonlarından biridir. Ayrıca vücudumuzda üçüncü bir damar sistemi olarak çalışan ve içinde bir tür sıvı dolaşımı olan lenfatik dolaşım sistemi bulunmaktadır. Lenfatik damarlar o kadar incedir ki çıplak gözle görülememektedir. Bu damarların korunması operasyon sonrası ortaya çıkabilecek hidrosel komplikasyonunun önlenmesi açısından önemlidir. Mikrocerrahi uygulanmayan açık cerrahide yüzde 10’a varan oranlarda hidrosel görülürken mikrocerrahi varikoselektomide bu komplikasyonun ortaya çıkma olasılığı yüzde 1’e düşmektedir.

Çıplak gözle varikoselektomi uygulanan yöntemlerde hastalığın tekrar etmesi olasılığı yüzde 15 civarında iken mikrocerrahi yöntem serilerinde bu oran yüzde 1 civarındadır. Yapılan bilimsel çalışmalar ile varikoselektomi operasyonu ile hastanın ağrı yakınmasının geçtiği, meni analizi sonuçlarının düzeldiği ve çiftlerin çocuk sahibi olabildikleri göstermektedir. Hastaların yüzde 80’inde semen parametreleri düzelmektedir. Operasyon sonrası en sık düzelen parametre ise, sperm hareketliliğidir, bunu sperm sayısında artma izlemektedir.

Operasyondan özellikle operasyon öncesi yüksek dereceli varikoseli olan hastalarda düşük dereceli varikoseli olan hastalardan daha fazla yarar görülmektedir. Serum testosteron düzeyi düşük olan hastalarda mikro cerrahi varikoselektomi sonrası testosteron düzeylerinin düzeldiği gözlenlenmektedir. Ayrıca operasyon uygulanan grupla uygulanmayan grubun izlenmesi sonucunda operasyon uygulanan grupta gebelik oranlarının daha yüksek olduğu gösterilmektedir. Yapılan bir çalışmada mikro cerrahi yöntemle yapılan operasyon sonrası ilk bir yılda gebe kalma oranı yüzde 43, ikinci yılda yüzde 69 olarak belirtilmektedir.1500 hastanın değerlendirildiği bu çalışmada sadece bir hastada hastalık tekrar etmiş, hidrosel ve testislerde küçülme gibi bir komplikasyon gözlemlenmemiştir.

Mikrocerrahi teknikle arter ve lenfatik damarlar korunarak dokuya daha az zarar verilmektedir ve operasyon sonrası iyileşme de daha çabuk olmaktadır. Operasyon günübirlik cerrahi olarak yapılmaktadır.

Vazektomi

Vazektomi Nedir?

Vazektomi, erkek doğum kontrol yöntemlerinden biridir. Bütün dünyada giderek yaygınlaşmaktadır. En etkili, güvenilir ve kalıcı doğum kontrol yöntemlerinden biridir. Vazektomi girişimi ile testislerden çıkan sperm ileti yolları her iki kasık bölgesi altında küçük bir cerrahi girişim ile kesilerek bağlanır, böylece spermlerin meniye (semen, ejakülat) karışmalarının engellenmesi amaçlanmaktadır.

Spermin Üretilmesi ve Taşınması

Vücutta erkek cinsel organının arkasında bir tür cilt kesesi olan skrotum içinde bulunan erkek üreme organı testislerin fonksiyonu sperm ve testosteron adlı erkeklik hormonunu üretmektir. Sperm üretimi testis içinde bulunan mikroskopik büyüklükteki seminifer tübüller içinde başlar. Sperm hücreleri bu tübüller içinde bulunan kök hücrelerin farklılaşmasıyla ortaya çıkarlar. Henüz yumurtayı dölleme yeteneğini kazanmamış, gelişiminin ilk basamağındaki sperm testis içinde ortaya çıktıktan sonra testislerin hemen arkasındaki, yoğun bir şekilde dolanmış ince bir tüpten oluşmuş epididime ulaşır. Sperm epididim boyunca ilerlerken olgunlaşmasına devam eder ve kendi kendine hareket edebilme yetisini kazanır. Daha sonra epididim, ondan daha kalın, içinde spermin akıp gittiği düz kas yapısında bir tüp olan vaz deferens (vaz) adlı kanal ile birleşir.

Vaz epididimden başlar, kasık bölgesine uzanır, kasık kanalından (kasık fıtıklarının oluştuğu bölge) geçer, pelvise girer ve idrar kesesinin arkasına ulaşır (Şekil 1). Bu bölgede seminal vezikül ile birleşir ve ejakülatuar kanalı oluşturur. Boşalma sırasında prostat tarafından yapılan seminal sıvı ile sperm karışarak meni şeklinde dışarıya atılır.

Neden Vazektomi?

Vazektomi, aynı gün cerrahisi -operasyondan belli bir süre sonra hastanın aynı gün evine gönderilmesi- koşullarında, lokal anestezi ile güvenli bir şekilde gerçekleştirilebilen göreceli basit bir girişimdir.

Kadınlarda uygulanan tüplerin cerrahi yöntemle bağlanması operasyonundan daha ucuz, daha kolay ve istenmeyen yan etkileri daha az bir yöntemdir. Buna rağmen erkeklerin gönüllü sterilizasyonu kadınlara oranda daha az tercih etmelerinin en önemli nedeni bu cerrahi müdahale ile “erkekliklerini kaybedecekleri” yolundaki yanlış inançlarıdır. İşlem erkeklik hormonlarının üretimini etkilememektedir ve zararsızdır, meni görünümünde ya da boşalma hissinde bir farklılık yaratmaz, cinsel istekte bir azalmaya ya da sertleşme bozukluğuna neden olmamaktadır.

Vazektominin Avantajları Nedir?

Kalıcı ve ömür boyu devam eden bir doğum kontrol yöntemidir. İşlem sonrası testislerde sperm üretimi devam eder bu nedenle ileride tekrar çocuk sahibi olma şansı yitirilmemektedir. Üretilen spermler vücut tarafından yıkılıp emilirler.

Kimler vazektomi için uygun adaydır?

Daha fazla çocuk sahibi olmak istemeyen çiftler için vazektomi planlanmamış (istenmeyen) gebelik kaygısını ortadan kaldırır. Kişi, bu kalıcı yöntemin uygulanmasından emin olmalıdır. Vazektomi yaptırmaya karar vermeden önce, işlemin görece geri dönüşümsüz olduğunu da düşünerek çocuğunuzun yaşı (özellikle en küçüğünün) düşünülmesi gerekmektedir.

Vazektomi yaptırmak isteyen erkekler;

• İstediği sayıda çocuk sahibi olmuş ve ileride çocuk sahibi olmak istemeyen,
• Diğer doğum kontrol yöntemlerini gözden geçirmiş,
• Düzenli ve değişmeyen bir ilişkisi olup eşinin yaşı doğurganlığın sonlarına yaklaşmış,
• İstenmeyen gebeliklerden korunmada sorumluluğu kendisi almak isteyen kişiler olmalıdırlar.

Vazektomi yönteminden tereddüt ediliyorsa, işlemden önce spermler dondurularak, ileride yardımcı üreme tekniklerinde kullanılmak üzere –çocuk sahibi olmak için- saklanabilmektedir. Bunun yanında vazektomiden sonra sperm üretimi durmaz, bu nedenle işlem öncesinde spermlerin dondurularak saklanmadıysa bile çocuk sahibi olmak istenildiğinde testis biyopsisi yapılarak testislerden sperm elde edilebilmektedir ve bu sperm yardımcı üreme tekniklerinde kullanılabilmektedir.

Erkekler İçin Diğer Doğum Kontrol Yöntemleri

Geri Çekme (Koitus İnterruptus): Cinsel ilişki esnasında meninin vajina dışına boşaltılması esasına dayanmaktadır. Başarısızlık oranı yüzde 4-18’dir. Ne zaman boşalacağını kestiremeyen erkeklerde ve ardı ardına ikinci kez cinsel ilişkiye giren erkeklerde bu yöntem önerilmemektedir. Ayrıca cinsel ilişkinin orgazm fazında yarıda kesiliyor olması, eşlerin cinsel doyumlarını azaltabilmektedir.

Kondom (Kaput, Prezervatif): Kalıcı olmayan, etkili ve güvenilir bir bariyer kontraseptif yöntemdir. Kondom, cinsel ilişki sırasında vajinaya girmeden önce ereksiyon halindeki penis üzerine geçirilen çok ince lastik bir kılıftır. Spermlerin vajinaya girişini önlemektedir. Başarısızlık oranı yüzde 2–5 dolayındadır. Kondom, penis yumuşak hale gelmeden çıkarılmalıdır. Kondom bir kez kullanıldıktan sonra atılmalı, atılmadan önce delik olup, olmadığı son kez kontrol edilmesi gerekmektedir. Üretim tarihinden itibaren 5 yılı geçmiş olan kondomlar kullanılmamalıdır. Lateks ve spermisid (sperm öldürücü madde) alerjisi olanlar bu tip kondomlardan uzak durmalıdır.

Vezikoüreteral Reflü (Mesaneden böbreğe idrar geri kaçışı)

Vezikoüreteral reflü, mesaneden idrarın tekrar böbrek kanalı ve böbrek içerisine geri kaçışı demektir. Bu durum, kendisini tekrarlayan idrar yolu ve böbrek enfeksiyonları ile belli edebilir. Özellikle böbreğin tekrarlayan enfeksiyonları, kalıcı böbrek hasarına ve ciddi vakalarda böbrek yetmezliğine sebep olabilmektedir. İdrar yolu enfeksiyonu geçiren ve sebebi açıklanamayan ateşlenmeleri olan bebek ve çocuklarda vezikoüreteral reflü mutlaka araştırılması gerekmektedir. Aileler ve bazı hekimler tarafından yapılan en büyük hata çocuğun ateşli durumunu hemen boğaz iltihabına bağlayıp körlemeye antibiyotik tedavisi uygulanmasıdır. İdrar şikayeti olsun olmasın, sık sık ateşlenen çocuklar idrar yolu enfeksiyonu açısından araştırılmalı ve gerekirse vezikoüreteral reflü açısından değerlendirilmesi gerekmektedir. Vezikoüreteral reflü saptanmış çocukların kardeş veya kardeşlerinde de görülme olasılığı daha yüksektir. Vezikoüreteral reflü tanısı alan çocuklara koruyucu tedavi başlanır ve bu çocukların büyük çoğunluğunda reflü ameliyata gerek olmadan kendiliğinden düzelmektedir. Ancak koruyucu tedaviye rağmen idrar yolu iltihabına sebep olan ve yeterli süre beklenmesine karşın kendiliğinden düzelmeyen veya böbrek hasarı yaratan reflüde cerrahi tedavi uygulanmalıdır. Günümüzde ameliyat yöntemi olarak açık ve kapalı ameliyatlar, reflü tedavisinde kullanılmaktadır. Daha yeni teknikler olan kapalı ameliyatlar (endoskopik ya da laparoskopik) açık cerrahiye oranla daha konforlu ve ağrısız uygulamalardır. Deneyimsiz merkezlerde vezikoüreteral reflü ameliyatları böbreğin kaybına kadar gidebilen çok kötü komplikasyonlara sebep olabileceğinden, çocuk ürolojisinde uzmanlaşmış kişiler tarafından uygulası gerekmektedir.

Androloji

Androloji; erkek üreme sistemi, erkek veya kadın cinsel sağlığını etkileyen tüm bozuklukların yanı sıra, erkekte yaşlanmaya bağlı ortaya çıkan değişiklikleri de inceleyen bir bilim dalı haline gelmiştir. Kent Hastanesi’nde androloji alanına giren rahatsızlıkların tanı ve tedavisi, Üroloji Kliniği bünyesinde ayrı bir disiplin kapsamında değerlendirilmekte ve tedavide en modern yöntemler ve teknoloji kullanılmaktadır.

Kısırlık ile ilgili tanı ve tedavi sürecinde Tüp Bebek Merkezi ile birlikte multidisipliner bir yaklaşımla çalışılmaktadır. Kısırlık ile ilgili tüm tedaviler, ekip çalışması ile yürütülmekte, mikrocerrahi varikoselektomi ve mikro-tese (mikrocerrahi yöntemle testislerden sperm bulma) gibi modern cerrahi yöntemler kullanılmaktadır.

Androloji alanında tanı ve tedavisi yapılan rahatsızlıklar

• İnfertilite (Kısırlık)
• Varikosel
• Mikrocerrahi Varikoselektomi
• Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar
• Penis ve Sünnet Derisi Hastalıkları Hemospermi
• Prematür Ejakülasyon (Erken/Hızlı/Çabuk boşalma)
• Ejekülasyon orgazm bozuklukları (Erken boşalma hariç)
• Cinsel Fonksiyon Bozuklukları
• Vazektomi
• Cinsiyet Belirsizliği (İntersex)
• Penil Protez İmplantasyonu
• Testis Hastalıkları
• Hidrosel
• Spermatosel
• Testis ve epididim enfeksiyonu
• Cinsiyet Belirsizliği

Çocuk Ürolojisi

Çocuk Ürolojisi’nin uğraşı alanına çocukların anne karnındayken tanı konulan böbrek ve mesane problemleri ile doğumdan sonraki hayatlarında gelişebilen tüm ürolojik hastalıkların tanısı, tedavisi ve takibi girmektedir.

Kent Sağlık Grubu’nda 0–16 yaş grubundaki çocukların ürolojik rahatsızlıklarının tanı ve tedavisi için Üroloji Kliniği bünyesinde Çocuk Ürolojisi Ünitesi oluşturulmuştur. Bu ünite, Avrupa Çocuk Ürolojisi Uzmanlık Belgesi’ne sahip bir öğretim üyesinin sorumluluğunda hizmet vermektedir. Bebek ve çocuk hastaların tedavisinde kapalı ameliyat olarak bilinen laparoskopik ve endoskopik yöntemler başarı ile uygulanmakta ve bu sayede çocukların operasyon sonrası ağrı ve hastanede kalış süresi en alt düzeye indirilirken, ameliyat yerinin kozmetik görüntüsü elde edilmektedir.

Endoüroloji

Ürolojik hastalıkların endoskopik - laparoskopik kapalı yöntemlerle tanı ve tedavisi yapılmaktadır. Bu yöntemler, hasta açısından konfor sağlayan uygulamalardır. Üroloji ekibi, özellikle taş hastalığı tedavisinde çok deneyimli olduğundan, böbrek ve idrar yollarındaki taşların neredeyse tamamını kapalı (endoskopik, perkütan böbrek taşı cerrahisi) yöntemlerle tedavi etmektedir.

Ülkemizde çok az merkezde yapılabilen laparoskopik operasyonlar, başarıyla gerçekleştirilmektedir. ESWL (Taş Kırma) Ünitesi, bu tedavi yöntemlerine destek vermektedir. Çocukluk çağı taş hastalıklarında da aynı tedavi yöntemleri başarı ile uygulanmakta ve taş oluşturan sebeplere yönelik araştırma yapılmaktadır.

Üro-Onkoloji

Ürolojik kanserlerin tanı ve tedavisi yapılmaktadır. Üroloji Kliniği’nde ürolojik kanserlerin tedavisinde ileri tıbbi tanı ve tedavi yöntemleri kullanılmaktadır. Prostat, mesane, böbrek, testis ve böbrek üstü bezlerini ilgilendiren kanserlerin tanı ve tedavisi yapılmaktadır. Çağımızın hastalığı prostat kanserinde, kişinin cinsel gücünün korunduğu Sinir Koruyucu Radikal Prostatektomi operasyonu, Üroloji Kliniği’nde başarıyla yapılmakta, ilerlemiş mesane kanserlerinde ise, bağırsaktan yeni mesane yapımı ile hastanın yaşam kalitesi yükseltilmektedir.